31 Mayıs 2010 Pazartesi

şekil

hayat bana

bazen dil çıkartıp nanik yapıyor,

bazen başımı okşuyor aferin der gibi

bazen katırdan düşmüşten beter ediyor...

29 Mayıs 2010 Cumartesi

masa da masaymış ha

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.





E.Cansever

boş

dipsiz kuyu gibi,

ne atarsam atayım, duyamıyorum

bir seda...

alışamadım

içimde bastıramadığım bir ağlama isteği
dün geceden beri kötüydüm ama sabah Seden Gürel'in sebebim aşk şarkısı
nedense darmadağın etti beni.

Bu şarkı nedense ilk tınısını duyduğum andan  itibaren İdil'imi hatırlattı onun boşluğunu
ve ne kadar özlediğimi...

Yitirilince mi çok daha kıymetli oluyor diye sorduğumda, hayır buradayken yanı başımdayken de
çok çok kıymetliydi o yüzden kocaman bir oyuk var hayatım da onaramadığım, çogunlukla günlük uğraşlar  nedeniyle bilinç altıma itelediğim ama bazen küçük bir şey ile üstüne çıkıveren...

alışmak değil böyle bir şeye insan alışamıyor sadece öyle ya da böyle kabulleniyor....

28 Mayıs 2010 Cuma

dur

aklımın dur dediği yerde duramamak gibi sorunum var!

diliyor istiyor çalışıyorum....

Tanrım bu sancıların sonunda
sağlıklı bir çocuk doğmasını diliyorum...

problemsiz hiçbir yer yok biliyorum,
tek istediğim aynı dili konuşabilmek ve işimi yapabilmek...




27 Mayıs 2010 Perşembe

mayıs

bu günlerde her şey aklıma, kalbime, mideme dokunmakta
mayıs bana iyi gelmiyor nedense...


yeni bir soluk gerek

süzgeç doldu yine, gereksiz tortularla
yine dökmek gerek, rahatlatmak gerek,
nefes aldırmak gerek...

buradan bir an önce kurtulmak gerek...

hiç bir zaman kendimi buraya ait hissetmemiştim,
şimdi her şey batıyor soluksuz kalıyorum çokça
gerek var mı bu kadar eziyete!

uzundur şikayetlerim vardı ama artık sabahları hiç gelmek istemiyorum
hiç böyle olmamıştım.
iş yerinden pek haz etmesem de işini çok seven biriyim ve öyle kalmasını istiyorum...

26 Mayıs 2010 Çarşamba

"Başarısız kurumlar genellikle idaresi bozuk ve iyi bir lidere sahip olmayan kurumlardır."

çalıştıgım şirkete bakınca bu söz oldukça yüklü anlamlar içermekte ve ben o şirketin bünyesinde
bulunmak istemiyorum daha fazla!

zaman kaybı, keşke demeyecceğim inatla ama bu kadar fazlasıyla özveri kafi

gibi gibiyim

neden bilmiyorum

hani en sevdiği oyuncağı kırılmış bir çocuk gibi,
en güzel tatilin son gününde ki burukluk gibi
işte öyle çapraşık bir o kadar karışık ruhum...

biliyor da kendime bile söylemiyor muyum yoksa?

bilmiyorum gerçekten,
çocukluğuma inmek lazım belki,
yok orada her şey yerli yerinde
öyle mutlu ve şen bir çocuk var ki hala
ara sıra kahkahaları çınlar kulaklarımda...

ötekilerden ayrı

belki daha fazlasını hissediyor yaşıyor,
hiç umursamaz görünürken
bilemem ki...

büyütülecek bir şey yok belki de...

her defasın da bambaşkaymış gibi görmeye çalıştığımdan
başkalaşıyor ve ayrılıyor belki ötekilerden...

zehr-i

akıt tüm zehirlerini
bir an bile tereddüt etme sakın!

ya zehirsin, ya panzehir.
birbirine karmadan bilemeyeceğim...

25 Mayıs 2010 Salı

daraltılar...

düşünmemek gerek!
bugünlerde düşünmek beni fevkalade yoruyor,
aklımı salık bırakabilmek istiyorum..

herşey düzelecek iyi olacak derken bir ses,
diğer ses aptal olma, kandırma kendini,
bardağın dolu tarafı buharlaşıyor,
zaten yarıdan oldukça azdı! diyor

bu serseri nem bulutları
nasıl bir yağmur olarak düşecek
yurt üzerine, benim üzerime...

bekleyelim görelim demek,
canımı sıkıyor, yakıyor..

23 Mayıs 2010 Pazar

delilik hali

bu hava, bu yağmurlar,
birbirine karışmış,
bu iğde, akasya, hanımeli kokusu
deli ediyor, sarhoş ediyor beni

hiç bıkmadan saatlerce yürüyebilirim

derin derin içime çekerek havayı yağmuru ve kokuyu...

yağmur

Yağmur yağar akasyalar ıslanır


Ben yağmura deli buluta deli

Bir büyük oyun bu yaşamak dediğin

Beni ya sevmeli ya öldürmeli

Yitirmeli ne varsa

Başlamalı yeniden

Bu Allahsız bu yağmur

İşlemez karanlıkta

Garipliğine yan yan yürek yan

........
 
G.Akın

22 Mayıs 2010 Cumartesi

21 Mayıs 2010 Cuma

martılar


bir martının hür kanadına takılı kaldı kalbim
bu yüzden uğraşıp dururum
yoksa çok sevdiğimden değil!
valla değil...

sanat

neden her kişi kendi hayatını bir sanat yapıtına dönüştürmesin?

neden şu ev ya da lamba sanat yapıtı olsun da benim hayatım olmasın?

M.Foucault

alışkanlık

alışkanlıkları bırakmak zor!
günlük rutinine işlemiş özbakımının birini yapamamak bile çok ağır gelebiliyor
biliyorsun geçici bir süre ama yinede çok kolay isyan edebiliyorsun!

bitti bitecek kaldı iki gün...

hava

bu havaları severim ben
güneş eksik değildir ama biraz üşür ya insan!
sıcak bir kol, o  yoksa da şala sarılarak oturmayı)))

ah ben evde mahpus
olacak iş mi bu, yürümeliydim çokça...

20 Mayıs 2010 Perşembe

arasıra...

suya yazı yazmak gibi anlamsız...

bazen konuşmak..

bazen susmak...

bazen dokunmak...

belirsizlikler II

Gölge dolaşır geceyle esmerliğin arasında


-Bir an- bakışların mavi denizle gök arasında

Bir uyumsundur sen -yazlar gezinir kış günlerinin içinde-

Sabahları bir şeyler noksandır, akşamları

Noksanlardan oluşan bir üzünçlük sende.



Ortalarda bir yerdesin -öylesin-

Bir kavşaksın nedense - birşeyle her şey arasında-

Günün her saatinde -duyuyor musun-

İmgeler birbirinden korkuyor.

 
EDİP CANSEVER

nice kapanış

Uslansana acım benim , dinlenip dursana artık.


Akşam olsa diyordun işte oldu akşam bak.

Bütün kenti kapkara örtüsüyle sardı karanlık,

Kimine kaygı , kimine umut bırakarak.



Ölümlü bu kalabalık dışardaki kötü kalabalık

Haz yavuz celladın kırbacına boyun eğmiş de

Devşirir kendini rezil törenlerde pişmanlık



Acım benim, elini ver, böyle yanımda dur

o kalabalıktan öte,geçmiş yıllarını yakından gör,

Dökülür eski giysileriyle gök balkonlarından;

Hüzün sulardan yükselir gülümseyerek;



Güneş bir kemerde durmuştur can verirken.. Doğudan sürüklenen uzun bir kefene benzer.



Sen gece'yi dinle canım, gitgide ilerleyen güzel Gece'yi.



CHARLES BAUDELAIRE

perspektif

"Yüksekten uçtuğumuzda..."diye söze başladım..." o zaman perspektif çok iyi! Her seçeneği, yolun her çatalını, her kavşağını görebiliyoruz. Ama daha alçaktan uçarken perspektifi kaybediyoruz. İniş yaptığımızda, diğer seçenekleri artık hiç göremez oluyoruz!
Dikkatimiz ayrıntılara odaklanıyor. Günlük,saatlik, dakikalık ayrıntılara. Değişik ömürler unutuluyor!"

Richard Bach/Bir

ayrı..

birbirine paralel iki doğru gibiyiz
bir düzlemde yanyana ilerleyen
ve asla birleşmeyecek
daima ayrı..
hep ayrı..

19 Mayıs 2010 Çarşamba

kötünün iyisi

biraz acı var ama izlenecek filmler ve okunacak kitaplar için iyi bir fırsat diye düşünmüştüm
ve gerçekten sadece düşüncede kaldı ....

yahu duyan geldi, iyiki kimsenin haberi olmasın dedim,
küçük birşey dedim
bundan sonra duyulmasını istediklerim de bu yolu kullanacağım 
çok işe yarıyor tavsiye ederim))

şöyle ağız tadıyla dinlemenedim,
birşey de diyemedim  insanlar incelik gösterip ziyarete gelmişler
huysuz oldum iyice))

mixed

18 Mayıs 2010 Salı

17 Mayıs 2010 Pazartesi

hâl

hayat ne kadar kısa ve boktan!
ve biz sadece bunu başımıza bir hal gelince hatırlayıp,
hayat günlük rutinine girince unutuveriyoruz...

13 Mayıs 2010 Perşembe

Küller ve Kar

flu

içerlemeler I

bugünlerde düşünmekten başka meşguliyetim yok boyuna düşünüyorum,
sonuç yok, değişen bir şey yok maalesef!

 eski zamanlar ve Anadolu'yu gözlemlediğimde şimdiki zamanla ve şimdiki Anadolu arasında ne fark var? diye soruyorum çokça.

bu kadar bağnaz ve cahil değillerdi kesinlikle eğitimleri belki ilkokul bile değildi ama Atatürk ve milli benliğin ışığı aydınlatıyordu onları ve o zamanları çok eski değildi benim çocukluğuma denk geliyordu!

vatan kutsaldı can pahasına  her satıh da korunası, namustu şerefti...

şimdi %5 bilemedin %10 zam pahasına satılacak kadar ucuz bir şey ne acı!

teskin

laf aramızda biraz tırsıyorum galiba bu ameliyattan
düşünürsek aşı ve kan verme harici bu yaşıma kadar iğne bile olmamışken...

endişe yok bir şey olmaz  bana sıkıntı veriyordu basit bir operasyonla bitecek gidecek

12 Mayıs 2010 Çarşamba

gıdı tüyünden yastık

   bugün doktor ve bankalar arası dolaşıp dururken birden aklıma sosyal adelet mezusu geldi,

sık düşünürümde sanırım gördügüm manzara  bunu bugün tetikledi.

   bir mahalle kahvesi ve içeride dışarıda bir sürü adam yaş ortalaması taş çatlasın 45 olan adamlarla dolu, öyle uzun uzadıya falan bakmadım ama görülmesi gerekeni çabuk gören bir göze ve algıya sahibim bir işimede yaradıgı yok ya gerçi, daha mutzuz ve daha sinirli yapıyor sadece.

-üstad niye sinirleniyorsun memleketimden insan mazaraları!

    biz dedim tabiri aynen yerinde olacak eşşek gibi çalışalım verginin vergisini ödeyelim insanlara bak bu yaşta burada.
<>>
benden çok imkanları kullansın benim ödediklerimle hemde hiç bir şey yapmadan!

 ama haksızlık da etmemeli yapmştır 8-10 çocuk çocuklarım aptal diye almıştır okuldan sonrası
en kötü ihtimal konfeksiyon atölyesi aylık 400 alsa berekete bakın, fazla mesailer çocugun olsun!

bu kabul edilir gibi değil.

    sosyal sorumluluklarım tabiki olacak ama bu şekil değil kendimi kaz gibi hissediyorum yol babam yol.
gıdı tüyünden de yastıgı unutma rahat uyutuyor!

rahmetli Barış Manço'nun bir şarkısı vardı

"bugunlerde kendimi hıyar gibi hissediyorum
hani şöyle ince kıyım doğrasalar,
akdeniz ege marmara hatta karadeniz cacık olur doğrusu"



o misal bende kaz gibi hissediyorum tutam tutam yolunan...

şehr

Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü behâdır
Bir sengine yek-pare Acem mülkü fedadır

11 Mayıs 2010 Salı

[ - ]

lafının nereye gittiğini bilmeyen aptal insanlardan o kadar bunaldım ki
her harfleri çekememezlik ve negatiflik dolu...

bugün kendimi odama kapattım,
olumsuz ne insan görmek ne de laf duymak istiyorum!!!

mavimsi anlar

mavi bir hüzün yoklardı ara sıra,
kalbini, anlık bir ürperti gibi,
bazen süzülürdü yüzünden
çoğun farkına bile olmazdı
böyle geçip giderdi günleri
birbiri ardına...

7 Mayıs 2010 Cuma

cancağızım

kendi kelimelerinin ne olduğu önemli
başkalarının kelimeleri anlatamaz ki seni,
sadece yakınlık kurabilirsin
vay be, ben niye düşünmedim dersin
kıskanırsın belki
ama en muhteşem yazılmış söylenmişler bile
tutamaz kendi kelimelerinin yerini..


" düne ait ne varsa dünde kaldı cancağızım,
bugün yeni bir söz söylemek gerek!"

kendi dilinle, beyninle yüreğinle,
sesli konuş, sessiz konuş ama duyur kelimelerini kendine...

6 Mayıs 2010 Perşembe

timezone

sanki yüzyıl oldu!

bu benim zamanım geçmek bilmeyen...

.......

senin saatin kaç,

hangi yıl dasın

hangi mevsimde??

5 Mayıs 2010 Çarşamba

mesela

mesela,
alıp başımı gitsem fena olmaz
başla birlikte düşüncelerde benimle gelecekse,
başı burada bırakıp
bir tek bedeni götürmek lazım
yoksa ne anlamı var gitmelerin,
o kadar meşakkatin...
E.G
28.08.2017












4 Mayıs 2010 Salı

saçmalardan seçmeler

hala acıyor
ne tuhaf, bu ne anlamıyorum!
bazen gizliden gizliye kendimi sevdirme çabasında mıyım diye düşünürken buluyorum kendimi,
hiç ihtiyaç duymamıştım bu zaman kadar, peki bu ne?

komik geliyor çokça hallerim, şapşallaşıyorum,

saçma sapan davranıyorum, bazen cümlelerim kontrolümden çıkıveriyor..

isteklerimiz birbirinden çok farklı!

herkesten önce kendime dürüst davranmasını bildim hep işte bu noktada tıkanıyorum..


sevmezse sevmesin diyemiyorum,

derdim birilerinin sevmesi değil, sadece onun sevmesi..

histerik bir istek değil bunu ayırd edebiliyorum...

sorma dünya ne biçim

şimdi bir az önce kendimi çimdikledim 
kabusda mı yoksa gerçekte mi bunlar yaşanıyor diye,

.........

gerçek olamayacak kadar kötü gidişat
nasip değil bu kader değil!
cehaleti nasip kader sanmak sadece,
bu çok kolay çünkü!...

o kadar tembel ve bir  o kadar da aymaz ki bu toplum,

kadermiş...




Mazhar Alanson-Bir Sonsuz Yağmur Yağsa