31 Mart 2010 Çarşamba

Herneyse

Türkiye’de istanbul ne ise



istanbul’da gece ne ise


gecede yürümek ne ise,


yürürken düşünmek ne ise,


seni unutamamacasına düşünmek ne ise,


unutamamanın anlamı ne ise,


seni sevmek ne ise,


saklayayımmı yok söyleyeyim derken


birden aşka düşmek ne ise.


herneyse.



Ö.Asaf



Bu geceyi yine Asaf gecesi ilan ettim farkında olmadan,
halbuki modaya yön verenleri okumalıydım ve hatta çizim yapmalıydım.

erteleme değil de bu gece kendiliginden böyle bir gece oldu tadını çıkaralım)))




.

Nokta

Bana yalanlar söylese yetinecektim.



Ama yalan söyledi.






Ö.Asaf




.

Denizin Delisi

Unutmak mı?



Delisin...


Gitmesemde bekler orada deniz.


Gelirsem, bilmelisin


Benim beklememdir burada deniz.


Gitmek gibi geleceğim


Denizin delisine


Delinin denizi gibi


O ne kadar giderse...



                           Ö.Asaf


.

Acılar Denizi

  Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
  Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
  Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını

  Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
  Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
  Yılların içimde bıraktıklarını...

       
              Ümit Yaşar OĞUZCAN

Çağımızda Her Aşk

.......

Desem ki, böylesi bir dünyada,
böyleyken insan ilişkileri
başka türlü sevemezdik zaten.
Elsa duymuyorsa artık sözlerimi,
ne anlamı olabilir ki dediklerimin!
Sonuç olarak yenildik işte.

Desem ki, yumuşak bir sesle,
baştan yeniktir çağımızda her aşk.
Herkes gibi yenildik işte biz de.
İsyan etmesem, doğal karşılasam
ve ağlamayabilsem.
Ağlamasam.

Desem ki, değişecek birgün herşey,
çıkacak aşk bireylerin tekelinden.
Ne değişir ki bizim için? Ne değişir ki? 
Baştan yeniktir çağımızda her aşk
ve çağımızın çocukları, Elsa'yla ben,
yenildik işte herkes gibi.


Roni MARGULIES 

mavi bir köpeğin gözleri

..............


Şimdi bana şamdanın yanından bakıyordu. Bana eski den de, sandalyemi arka bacakları üzerinde çevirip kül gözlü tanımadık birinin karşısında oturduğum o uzak düş te de böyle bakmış olduğunu anımsadım. Ona ilk kez, «Kim siniz?» diye de o düşte sormuştum. O da bana, «Bunu anımsamıyorum,» demişti. Ve ben ona, «Oysa ben daha önce görüştüğümüzü sanıyorum,» demiştim. O ise kayıt sızlıkla, «Sanırım bir keresinde sizi, bu odayı düşümde gör müştüm,» dedi. Ben de ona «Çok doğru. Bunu anımsama ya başlıyorum,» demiştim. Ve o, «Ne garip. Mutlaka daha önce başka düşlerde karşılaştık,» dedi.  




Marquez

kal - kal ma!

kal..








...

kupkuru




................

Haydi ben bensiz geleyim, 
sen sensiz gel. 
Ne varsa şu ırmağın içinde var, 
soyunalım iki can, 
dalalım şu ırmağa, hadi. 
Bu kupkuru yerde yakınmadan gayri ne gördük, 
bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri. 

Bu ırmakta ne ölmek var bize, 
bu ırmakta ne gam var, ne keder var, ne dert. 
Bu ırmak alabildiğine yaşamakta
bu ırmak iyilikten, cömertlikten ibaret. 

Durma, çabuk gel, gelmem deme. 
Ne evet demek yaraşır sana, ne hayır, dostum
senin şânına sadece gelmek yaraşır.

Rumi

30 Mart 2010 Salı

değişen birşey yok ki

kırgınım, saçılmış



bir nar gibiyim


sessiz akan bir ırmağım


geceden






git dersen giderim


kal dersen kalırım






......



ve seninle yaşadığım


o iyi günleri,


kötü günleri bırakırım.






aynı gökyüzü aynı keder


değişen bir şey yok ki


gidip yağmurlara durayım.






söylenmemiş sahipsiz


bir şarkıyım

........

bütün derinlikler sığ


sözcüklerin hepsi iğreti


değişen bir şey yok hiç


ölüm hariç.






aynı gökyüzü aynı keder...



Behçet Aysan

harab

"ben gönül evini kendi elimle yıktım, harab ettim,
çünkü definenin harab yerde saklı olduğunu bildim."
                                                                  Rumi

çiçekçi

evrenin dili mi, maillerin ibneliği mi bilemiyorum?
16:38 mail box ıma bir mail düşüyor çiçekçimdenmiş!
"hayatta en büyük mutluluk sevilmektir" diye,
bıdı bıdı diye de devam ediyor...
küfür etse daha iyi diye geçiyor içimden
midem de yanma gözlerime hucum eden yaşlar
yutkunuyorum ardarda
bir kaç yudum su,
dönüyorum tekrar yalnız dünyama,
böyle geçiyor işte günler
küçücük bir  şey koparıyor,
sonra bağlamaya uğraşıp duruyorsun...

sade

her şeyi sade sevdim hayatımda,
sütü hiç şekerli içmedim mesela
kahvem, çayım ve hatta rakım da sade oldu.
her şeyi kendi doğalında daha güzel

o yüzdendir çok karışık şeylere akıl erdiremem,
sıkar beni, uzak kalmayı yeğlerim
az eşya mümkün olduğunca az
ben onların esiri olmamalıyım onlar bana yardımcı olmalı
gözümü ve bedenimi yormamalı, dinlendirmeli beni

ve insanlar,
pek çok insan tanırım ama oldukça az insan vardır özelimde
sohbetini fikirlerini sevdiğim insanlar, gönlümü ve ufkumu açanlar özellikle..
bazen hiçbir özelliği olmayan, sadece sevdiğim insanlar..

29 Mart 2010 Pazartesi

püff

hava boktan
mide-safra fena vuruyor
ameliyat farz oldu kesin!!
böyle başladık bakalım bu haftaya
sonu nasıl olacak!!!

28 Mart 2010 Pazar

bütün çocuklar

bir çocugun kaleminden çıkan bir resimde olmak;

hep yüzlerde gülüş var
hep güneş var,
hep elini tutan birisi,
bu  genellikle annedir
bazen baba, bazen de teyze))
salıncaklar kaykaylar,
balonlar şekerlemeler,
ne mutlu o çerçevede
bir çizgi olmak bile

26 Mart 2010 Cuma

mektup



.......

Bilmiyorum, bizim yollarımız sizinkilerden farklı. Sizin kentlerinizin gürültüsü bile Kızılderili’nin gözlerine acı verir. Beyaz adamın kentlerinde sakin yer yoktur. Orada bahar gelince yaprakların açılışını veya böceklerin kanat seslerini dinleyecek yer bulunmaz. Ama bu belki de benim vahşi olduğumdan ve anlamadığımdandır. Çünkü, takırtı bizim kulaklarımıza bir hakaret gibi gelir. İnsan eğer bir kuşun yalnız başına ağlayışını veya su birikintisi etrafında tartışan kurbağaların seslerini dinleyemezse, yaşamın ne anlamı kalır? Ben Kızılderiliyim… Bunlardan başkasını anlayamam…
   


25 Mart 2010 Perşembe

Ruhumun Dalgaları

Ruhumun dalgaları, koşup kabarmayınız.
Her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak.
Kalbim bir kayadır ki, nerdeyse yıkılacak,
Hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız.

Dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili
Yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız.
Bilmediğim yeni bir masala başlasanız,
Çekilse kulağımdan hatıraların dili.

Ey eski günler artık bana yaklaşmayınız,
Ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşına.
Bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına,
Ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız.





Sabahattin Ali

tuz

hiç kuşkusuz
tuzda garip kutsal bir şey var.
hem gözyaşlarımızda var
hem de denizde.



Cibran

Bir Gün

......


Bir gün seni bırakırım ya
tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu
Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,
ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey olur bu.



C.Süreyya

içre




içimde koskocaman bir deniz var
hatta okyanus!
bazen fırtınalı, bazen dingin
ama her dem mavi...




24 Mart 2010 Çarşamba

Burn it blue FRIDA subtitulado

çok güzel bir parça ve görüntüler, tarçın çayı ile tavsiye ediyorum..

sıkıcı


bu hava ya bu şarkı 




siz, siz olunuz yeter!

başkalarının takdirini kazanmak için kendinizi zoraki davranışlar içine sokmayı
bırakınız, çok gülünç oluyorsunuz, farkında değil misiniz?
bir seferliğine dürüst ve kendiniz olarak bakınız aynaya, 
ne gördünüz?
şimdi içinize tutunuz aynayı çok fark var mı?
bana söylemenize gerek yok kendinize dürüst olunuz yeter!



sıfatlar burada! kendileri nerede?

okunan kitapların kalınlığıyla ölçütleyebilir misiniz bilgiyi 
ya da ben çok okuyorum her şeyi bilirim diyebilir misiniz?
akademik sıfatlar, işte yapılan kariyerler, kütüphaneler dolusu kitaplar yeterli mi?
ona ulaştım demek için

......

neden sabah sabah bu konu geldi aklıma bilmiyorum ama genel olarak toplumumuz bu hal içerisinde
komik bir şekilde kendileri için değil de başkaları için yaşamakta, okumakta!
-şöyle bir kitap vardı

- a ben okudum onu

-ne anlatıyordu konusu neydi

-ya okuyalı çok oldu hatırlamıyorum

tın nerenle diye sormak işten değil ama sorsan ne olacak, zaman kaybı.

...


ünvanların sıfatların yarıştırıldığı kof bir toplum olduk çıktık.

küçük bir örnek kızda fakülte mezunu çalışmıyor henüz, nişanlanmış (hayatında yapabileceği en büyük işi yapmış) nişanlısını takdim ediyor;
- nişanlım Mert, mimar kendisi
soran mı oldu!( sakın yanlış anlaşılmasın kıskançlık durumu falan değil bu)
 nişanlın (mimar!)  Mert burada da sen neredesin?



23 Mart 2010 Salı

çay

bir fincan melisa çayı yeni demlenmiş,
sabahki stes üzerine belki iyi gelir

birde müzik!


blue...






.

seni uzaktan sevmeli..


eskiden çok uzak bir düşünceydi İstanbul'un  şehrin, dışında yaşamak,
şimdi gidebilirim kolaylıkla, hatta İstanbul'dan 4500 km uzağa bile,
tamam o kadar gidemezsem de en azından güney egeye insem, 
bu mevsimlerde bahçemde yalın ayak gül fideleri diksem...
denizi çeksem içime evimin verandasından,
upuzun yürüyüşlere çıksam sadece kendimle,
arada dostlarım gelse, 

-artık İstanbul'u uzaktan sevsem...

22 Mart 2010 Pazartesi

Waiting For The Miracle- Leonard Cohen

sadece bir mucize Tanrım,
bugun buna ihtiyacım var benimde

colors









neler oluyor?

bu günler de hiç iyi haber yok etrafta
memleketin durumu da malum, gazete okumuyorum artık!

çok kısa aralarla ne çok kanser haberi aldım,
her hastalığın bir çağı var mı bilmiyorum ama bu son 20 yılın hastalığı kanser diyebilirim,
öncesini bilmiyorum, son 5 yılda da meme kanseri had safha da!

çok can sıkıcı her şey, yanında olmak destek olmak yetmiyor biliyorum ama
elden bir şey de gelmiyor.

isyan neye, kime,
ne yararı var?

Lenny Kravitz - Aint no sunshine when she´s Gone

bu sabahın parçası
pek çok coverı yapılmış ama ben bunu begendim

21 Mart 2010 Pazar

miss a angel!

bugun aklıma hep sen geldin nedense
seni görmeyi çok ama çok istedim çaresizce..

en son tatil fotograflarımıza baktım
gitmeden üç ay önceydi
ama altı sene geçti üzerinden.

hatırlıyorum da bana en son dinlettigin şarkıyı,
gitmeden bir gün önce
hani harbiye de konserdeyken aramıştın
"arkadaş"
oldu mu bu böyle!
benim can arkadaşım

ne çok konuşmuştuk sabahlara kadar
ne çok susmuştuk
ne çok gülmüş ne çok ağlamıştık
ne hayaller ne planlar hepsi yarım yamalak işte!

kafamı kaldırdığımda ilk görebileceğim yerde fotoğrafın,
o kadar çok şey birikti ki sana anlatacağım pek çoğuna kızacağını biliyorum üstelik,
en kısa zamanda yanına gelip anlatacağım, kızma sakın! olur mu?
senin gibi bir melek değilim henüz, hala beşer şaşarım,

seni çok özledim..



 miss a angel

günler..

bu güzel pazar gününü evde geçirmeye karar vedim,
musiki eşliğinde ve çalışarak..

akşama doğru denize nazır bir yere kahve içmeye gidebilirim ve noktalarım bu haftayı!


önümüzdeki günler ne getirecek bakalım, görecegiz zaar..

pardon

20 Mart 2010 Cumartesi

Herşey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın



Kanatların çırpındığı kadar hafif..


Kalbinin attığı kadar canlısın


Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...


Sevdiklerin kadar iyisin


Nefret ettiklerin kadar kötü..


Ne renk olursa olsun kaşın gözün


Karşındakinin gördüğüdür rengin..


Yaşadıklarını kar sayma:


Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;






Ne kadar yaşarsan yaşa,


Sevdiğin kadardır ömrün..


Gülebildiğin kadar mutlusun


Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin


Sakın bitti sanma her şeyi,






Sevdiğin kadar sevileceksin.


Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer


Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın


Bir gün yalan söyleyeceksen eğer


Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.


Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret


Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın


Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın


Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.


Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın


Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.


Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..






İşte budur hayat!


İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın


Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün


Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun


Çiçek sulandığı kadar güzeldir


Kuşlar ötebildiği kadar sevimli


Bebek ağladığı kadar bebektir


Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,


Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel

deep blue

bir hüzün denizinden geçti sırılsıklam
gücü kalmadı bazen,
daha derin olamaz en dipdeyim dedi çokça
çırpındıkça dahasını da gördü,

ve böyle olmayacağını, yaşanamayacağını
anladı en sonunda akıl,
serbest bıraktıkça düşünceleri
karanlık sulardan yukarıya çıkmaya başladı
akıl da kalp de,
mavi huzurla buluştu en nihayetinde


.........................


hürüm artık ben hür!
ayağıma prangalar takan da bendim
kırıp atanda
karanlık sulara dalan da
çıkanda ben...

19 Mart 2010 Cuma

mavidir mavi



umudun rengi ne diye sordular
sukunetin, dinginliğin
güvenin rengini de söyle dediler
mavidir, bi tek mavi dedim


 

süslü

deli gibi uykusu var

ama ojelerinin kurumasını bekliyor,

-şaşkın ne gerek varsa ojeye!

portakalı soydum baş ucuma koydum!

nereden aklıma geldi bilmiyorum
ortaokul ve lise zamanlarında hemen hemen herkeste daha yoğun
sevdiği kişileri kaybetme korkusu yaşanıyor, sanırım ölüm daha çok 
insanın zihnini meşgul ediyor. Çok korkardım!Annemi babamı ya da kardeşlerimden birini 
kaybedeceğim diye ödüm kopardı ve ciddi ciddi ölüm üzerine düşünürdüm.
kendimin öldüğümü yavaş yavaş çürürken karanlık toprak altında tüm canlıları insan için yaratılmış olarak görürken onların yemeği haline gelmeyi. 
biyolojik olarak tamamen bitmiş olmayı
ve karanlık sonsuz karanlık içinde bekleşen ruhlara karışmayı
ve portakal kokusu içinde o büyük günü beklemeyi...





değirmenlere karşı..

bu gün geçmek bilmedi bir türlü,
eve gitmek ve uyumaktan başka bir şey istemiyorum
ama pek mümkün olamayacak yine,
yetiştirmem gereken bir iki proje var
yarın yine erken kalkılacak
gündelik haller
zaman bir değirmen öğütmekte
ömürleri..



"Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!"  Hayyam




tesadüf sanılan o bağlar

...............


İşte sizin söylediğiniz o görünmez
bağlar... O işaretler, o mucizeler...
Daha konuşacak ne vardı ki; neredeyse sabah oluyordu,
ama gözlerim kapanmak bilmiyordu... Kalkıp yanımdaki
adama son kez bakıyorum ve ona veda ederken şunu
soruyorum: Pekiyi, siz ne arıyorsunuz bu saatte, bu
bankta kimi neyi bekliyorsunuz? O dingin, o
gözyaşlarıyla biraz daha aydınlık bakan gözleriyle:
Kim bilir belki de sizi bekliyordum, diyor... Bana
hikayenizi anlatmanızı bekliyordum...





Cezmi Ersöz

friday(freeday)

bu kadar uykusuz kalırsan,
o kadar da başın ağrır işte..

gözlerimi kapayarak 10 dakika  ve beraberinde
güzel bir müzik iyi gidebilir.

dinlenme

18 Mart 2010 Perşembe

zamanın tozu

dust of time







günün müziği ve filmi olsun  

müzik eleni karaindrou 
yönetmen : theodoros angelopoulos

film: dust of time

yeni sorular gerek!




"Tanrı bizi bu âleme niçin getirdi? Âlemi gürültülere boğalım diye."

İlk karşılaşmalarında "Muhammed mi büyük Bayezid mi?" diye soran Şems'in metodu budur. Çelişik, paradoksal, diyalektlerle pencereler açmak. Mevlana'ya yeni şeyler söylemek lazım cancağızım dedirten işte bu tavırdır. Soruyu değiştiremezsiniz, ama cevabınız yeni bir soru olabilir.
Neden yeni? Eski sorular neyimize yetmiyor? Zaman amentülerin içini boşaltıyor. Yeniden doldurmak için yeni sorular lazım cancağızım. Öyle ki amentü bozan(ya da sen buna ezber bozan de) cinsinden sorular. Elindeki "La" kılıcıyla talib-i hikmetin ne putların kırdı ne amentülerini bozdu. Amentü "Hikmetinden sual olunmaz" der. Hikmet ise "niye?" denmesini bekler. Çekiçle felsefe yapan Nietzsche ne çok benzer Hz Mevlana'ya.
Mevlana bir soru soruyor: Tanrı bizi niçin aleme getirdi?  Ve bir cevap veriyor. "Alemi gürültülere boğalım diye." Burada asıl soru cevapta. Yıllarca hep aynı şekilde sorulmuş bu soruya verilebilecek binlerce cevap var. Öyleyse anahtar soruda değil, cevaptadır. Öyle ki cevap zihnimizi sorudan daha fazla sorguya çeker. Neden gürültü? Neden alemi bir ahenge değil de, gürültüye boğalım?


sorumluluklar

hafta sonu Asya ile aramızda geçen konuşmayı anlatıyordum arkadaşıma,

sorumluluklarım var dedim eve gitmeliyim!

-teyze sadece evde işte sorumlulukların mı var, burada da sorumlulukların var, dedi

şaşırmış bir halde
-neymiş Asya'cığım? diye sorduğumda böyle bir cevap ummamıştım hiç!

-ders çalıştırma sorumluluğu, oyun oynama sorumluluğu, resim yapma sorumluluğu
ve ingilizce öğretme sorumluğu, dedi

iki saate geçiştiremezmişim bunu söyleyen 6,5 yaşında birinici sınıfa giden canımın içi velet!
çocuklar ne harika öyle tertemizler ki....

sun is shining


Bu gün, güzel bir gün
sabahın yedisinde güneşin gözümü kamaştırmasından belli!


ritim

17 Mart 2010 Çarşamba

plastik


plastik zamanlarda yaşamamız büyük şanssızlığımız doğrusu,
ya çok akışkan ya kaskatı,
ortası yok!

toprakta yürümeliyim...




virane

Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm
Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm





Ziya Paşa

ne içindeyim zamanın


Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sukutu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
Içim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;

Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim


AHMET HAMDİ TANPINAR

akis..



bir yokmuş,  bir yokmuş,
varmış sanrısı içinde hiç bir şey yokmuş!
yansımalarmış gerçek sanılan...



dönence

aynı havayı solumak
aynı denize bakmak,
aynı kitapları okumak
ve aynı şiirlerde
benzer duyguları hissettiğini bilmek..

bir şey diyememek
susmak susmak

sonra kendini telkin etmek için
bir sürü laf kalabalığı yapmak
bunların pek çoğunu yapamayacağını bildiğin halde hem de!
zihni oyalamaya çalışma gayretinden öte bir şey değil bu,
değiştirmiyor hiçbir şeyi
duygular aynı duygular,
düşünceler de  onun ekseninde dönüp duruyor,
sadece o kadar...


dönence

çook yalnızım ama çoookk

gayet arabeskim bugun

"çok yalnızım ama çok,
bu nasıl şey anlayamam..."

iki sabahtır dilimde bu parça merak edip bi baktım
kulağıma hoş gelirse dinlemişliğim var ama bilmem o kadarını
müslüm söylüyormuş!
aha dedim arabeskin ötesine geçip damardan arabesk olmuşum ben,
en sarımsaklısından üstü cilalı)))


))))

16 Mart 2010 Salı

kitap arası anılar..




ne çok şeye yarar şu kitaplar
sadece bilgi, hikaye, roman, şiir anlatmazlar bize!
anılarımızı da saklarız,
bazen papatya,
bazen gül
bazen hanımeliyle...

ansızın düşüverir arasından
yıllar sonra,
yoklanır bellekler
hım!
ne zaman nerede
kiminle?

life

wonderful life))


90'ların başında dinlemiştim bu parçayı ortaokula yeni başladığım zamanlar,


ne mutlu zamanlardı!


eski mutlulukları yakalamak çok güç ama bu yıla dair umutlarım var hala...





Yağmurun Elleri (Yeni Türkü)

"küçücük bir bakışın çözer beni kolayca
kenetlenmiş parmaklar gibi sımsıkı kapanmış olsa"

sabahtan beri bu şarkı dilimdeydi blogumda da bulunsun...

pardon, denize nasıl ulaşabilirim?

hiç bir yere sapmadan  soldan yürüyün,
karşınıza zeytinlik çıkacak, zeytinliği de solunuza alarak yürüyün,
rampayı aşınca mavi atlas gibi göreceksiniz denizi...

only the blue..

hüznümü, kırgınlığımı, öfkemi, buruk anılarımın hepsini
topladım bir sandığa kör kilitler vurdum üst üste!
ve attım mavinin en derin yerine

imkanı yok kimseler bulup çıkartamaz, ben bile çıkartamam,
istemem de zaten!

-istediğim mavi bir huzur..

çok acı çektirdim kendi kendime
ve ne çok gözyaşı döktüm,

artık sebepsiz akmamalı mavi gözyaşlarım...

cam....

elimde camdan kırılmış misketlerim vardı,
denedim oynayı, 
parmaklarımı kanattı!
şimdi hepsini fırlatıp attım teker teker,
canımı acıtmaktan başka bir işe yaramıyorlardı artık!

şimdi ne zaman misket görsem, önce içim gider,
sonra kanayan parmaklarım gelir aklıma,
yüzümü çevirir geçerim...



.

Flower of Carnage - Meiko Kaji

"Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?" v.hugo

GEORGE ZAMFIR - THE LONELY SHEPHERD.mpg

mavidir

Bugün heç bilmirem.
Ne üçün,
Neden,
Sema da mavidir,
Toprak da mavi.
Görürem dünyanı başka rengde men,
Ağaç da mavidir,
Yaprah da mavi.

"Nebi Hazri"

15 Mart 2010 Pazartesi

süzgeç

eğer ömrümüz bir süzgeçse,
biz sadece üstte kalan posalarla ilgiliyiz

boş şeylere takılıp kalıyor  akıllarımız,
hep göz önündekilere,
sıfatlara statülere vs.
çok olgun, ham, çürük, kurtlu,
güzel çirkin iyi kötü diye etiketliyoruz
her şeyi, bilip bilmeden..

yazıcılar bile üç boyutlu ama beyinlerin boyutu ikide kalmış!
görünen sunulan tarafı algılıyor ve hüküm veriyoruz çokça.

orkestradaki en baskın ensturmanı duyup
diğerlerini duyamıyor sanız, iyi bir kulağa sahibim diyemezsiniz!

o yüzden artık süzgecin üstünde kalanlardan ziyade
alta neler süzülüyor, neler süzülmüş onlarla ilgiliyim!


E.G







ikinin şiiri

Bugün iki kez yağdı yağmur;
iki kez eskidim sanki.

İki ömrü kol kola yaşadım ben;
biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri.

Hep iki şömine yandı yüreğimde;
birinde ateşti, diğerinde kül.

Ve iki kez âşık oldum;
bundandır iki kez ölmüşlüğüm.

Sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü;
şimdi sömestrdeyim.

İlk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum;
daha depremlerleyim.

Ve iki kere iki,
kitabımda benim,

ya çok eder
ya sıfır


Yılmaz Odabaşı

taş bir sözcük düştü parçalandı

Taş bir sözcük düştü parçalandı
Henüz yaşayan göğsümde.
Zararı yok, ben zaten hazırdım.
Gelirim bunun da üstesinden.
Başımda işim çok bugün:
Belleği sonuna değin öldürmek gerek,
Taşlaşması gerek ruhun
Ve yaşamayı yeniden öğrenmek.
İşte… Yazın hışırdayan sıcak soluğu
Bayram gibi sarıyor pencereyi.
Ben çoktan sezmiştim bu
Aydınlık günü ve boş evi.


Anna Ahmatova

kapılar



Bütün kapılar kapandı, dışardayım;
Birden karşıma çıkmayın korkuyorum
Uykusuzum fena halde, sokaktayım…
Karanlık bastırdı mı bozuluyorum.

Fena bir yerimden koptuğum doğru!
Kendimden çok fazla yaşamaktayım.
Nereye bağlanacak bu işin sonu,
Aslında ben kimim; meraktayım.

Bütün kapılar kapandı, sokaktayım...

Atilla İlhan

FIN

bazen yalan iyidir,
gerçekler çok can acıtır, incitir,
kuruntuların, acabaların yalan olmasını istediğin her şeyin apaçık ortada olması...
dümdüz meydanda saklambaç oynayan çocuğun paniğidir  seni bekleyen,
saklanılacak yer yoktur artık!

o yüzden, sorular yanıtlarını bulamadan bitti deyip son noktayı koymak iyidir, iyi
ve uzatmamak biten şeyin ardından.
çünkü alınan her  cevap daha derin yaralar açacaktır,
gereği yoktur artık fazlasının...

aklı ve kalbi yanıltmak gerekir bu durumlar da ezberini bozmak
göz önündeki her şeyi kaldırmak,

evet bitti zor olsa da bitti,
artık kabukları mı kaldırmayacağım kendiliğinden düşene kadar...


yalanlar yalanlar


bu hafta her şeye rağmen iyi geçmeli!

haftanın tablosu






dinginlik ve huzur var bu haftada 
- işte bunu seviyorum

Sebnem Ferah perdeler

Bir Yanımda Dopdolu Yaşanmış Sayfalar
Bir yanımda üst üste okunmamış kitaplar
Dünüm Yarınım Hep Burda Küçücük Adamda
Susadım Yoruldum Ama Aklım Hayatta
Bir Yanda Yorgun Düşmüş Yaşlanmış İnsanlar
Bir Yanımda Ümitle Aşkla Uyananlar
Dünyanın Her Hali Burda Dağınık Odamda
Çok Düştüm Yaralandım Ama Sarıldım Hayata
Ardımda Büyük Büyük Kocaman Ağır Yükler
Heryerimden Çektiler Beni Beklettiler
Dinlendim Su İçtim Aktı Dudaklarımdan
Her Gün Güneş Doğar Yeter ki Açık Olsun Perdeler
Bir Yanımda Durmadan Çalışan Saatler
Bir Yanda Ağır Ağır Dipten Gelen Sesler
Düşündüm Buldum Sandığım Yüzyıllık Gerçekler
Hepsiyle Giyindim Durdum Bazen Büyük Geldiler
Bir Yanda Hiç Susmadan Konuşan Dudaklar
Bir Yanda Küsüp Susmuş Sessiz Akıllar
Dibe Vurduysak Ne Olmuş Elbet Çıkarız
Bir Gün Var Bir Gün Yokuz Kiralıkmış Hayatlar
Ardımda Büyük Büyük Kocaman Ağır Yükler
Heryerimden Çektiler Beni Beklettiler
Dinlendim Su İçtim Aktı Dudaklarımdan
Her Gün Güneş Doğar Yeter ki Açık Olsun Perdeler

12 Mart 2010 Cuma

Chris Rea - Blue Cafe

....

çağrışımlar








Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi.
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi.. Gecikmiş bir gizleme,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı.. Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi

Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mi

Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yasadınız mı.. Yalanı sürmeye,
Yanlısı görmeye
Saklandınız mı...

Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı.

Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..




ÖZDEMİR ASAF













brain-brainless

         İnsan “kafadan” kaybeder! 
Bu hafta “beyin haftası.” Aklımızı başımıza toplama haftası! 
Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla kafa yorun...


-diyordu bir sitede  beyin haftasına dair.



11 Mart 2010 Perşembe

mavi

  ...bana  hiç seni seviyorum dememişti, aramızda sözlü veya sözsüz
hiç bir vaad de yoktu ama onun varlığı bir şekilde içimi ısıtıyordu.

ne zaman onun semtinden geçsem tarifsiz bir heyecan kaplar,
yanında yanaklarım, ergenliğe yeni geçmişliğin  utangaçlığına mahsus,
kıpkırmızı ve alev alev olurdu bu yaşımda.

belli bir sistematiğe oturtamıyorsun duyguları, sevmemeliyim derken kendi kendine,
körkütük kaptırmış olabiliyorsun!

......


her zaman pembe hoş olmazdı, daima siyahında  olmayacağı gibi
ama her zaman mavide yaşayabilirim...
bazen açık olup bazen koyu, türlü türlü tonlara girip hep mavi olabilirim.

hüzünlü bir şarkı..








Kalbim yine üzgün seni andım da derinden;
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden,
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!

Senden boşalan bağrıma göz yaşları dolmuş!
Gördüm ki yazın bastığımız otlar solmuş.
Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş.
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!







 YAHYA KEMAL BEYATLI

10 Mart 2010 Çarşamba

birşey mi dediniz?

bu günün en iyi olayı tabiki kitaplarımın gelmesiydi,

bir de maliyetlerin bitmesi, artık özgür sayılırım küçük bir tatili hak ettigimi söyledim

itiraz etmediler yarım ağızla nereden çıktı bu tatil dediler, duydum ama duymazdan geldimm

ben de artık onlar gibi yapacagım işime geleni duyup, gelmeyene kulaklarımı gözümü kapayacağım!

sting - shape of my heart

Sevdiğim
Söylüyor
Bensiz olamayacağını

Bu yüzden
Kendime dikkat ediyorum
Yolda yürürken önüme bakıyorum
Ve korkuyorum her yağmur damlasından
Sanki beni ezecekmiş gibi.

BERTOLT BRECHT

9 Mart 2010 Salı

?

-dayanamam artık daha fazlasına dediğimde beni
yanlış anlıyor sanırım!

daha misli mislisini veriyor..

-senin çektiğin ne ki şımarığın tekisin mi diyor acaba?




why?

Anımsa,



Anımsa, beden, ne denli sevilmiş olduğunu değil yalnızca,
o uzanmış olduğun yatakları değil yalnızca,
ama o arzuları da anımsa: Gözlerde
senin için sakınmadan parıldayanları
ve senin içinde titreşen arzuları
ve bir engel yüzünden gerçekleşmemiş olanları.
Şimdi her şeyin geçmişte kaldığı şu anda
kendini vermiş gibisin neredeyse bu arzulara--
nasıl parıldarlardı, anımsa, o sana bakan gözlerde,
nasıl titreşirlerdi senin içinde, anımsa, beden.



Konstantinos Kavafis 1918

zaar

saçma sapan bir gün,


başından beri berbat geçse de birbiri ardından günler,


bu sene böyle gitmeyecek zaar!





8 Mart 2010 Pazartesi

Zaaflar

Senin hiç yoktu
Benimse vardı bir tane,
Seviyordum.



Bertolt Brecht

Madem İyisin..

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin.

Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kimin ki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?

Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.



Bertolt Brecht