31 Mart 2010 Çarşamba
Herneyse
istanbul’da gece ne ise
gecede yürümek ne ise,
yürürken düşünmek ne ise,
seni unutamamacasına düşünmek ne ise,
unutamamanın anlamı ne ise,
seni sevmek ne ise,
saklayayımmı yok söyleyeyim derken
birden aşka düşmek ne ise.
herneyse.
Ö.Asaf
Bu geceyi yine Asaf gecesi ilan ettim farkında olmadan,
halbuki modaya yön verenleri okumalıydım ve hatta çizim yapmalıydım.
erteleme değil de bu gece kendiliginden böyle bir gece oldu tadını çıkaralım)))
.
Denizin Delisi
Delisin...
Gitmesemde bekler orada deniz.
Gelirsem, bilmelisin
Benim beklememdir burada deniz.
Gitmek gibi geleceğim
Denizin delisine
Delinin denizi gibi
O ne kadar giderse...
Ö.Asaf
.
Acılar Denizi
Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşmaSularım tuzlu, sularım zehir zemberek Baksana;herkes içime dökmüş artıklarını Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse Yılların içimde bıraktıklarını... Ümit Yaşar OĞUZCAN
Çağımızda Her Aşk
.......
Desem ki, böylesi bir dünyada, böyleyken insan ilişkileri başka türlü sevemezdik zaten. Elsa duymuyorsa artık sözlerimi, ne anlamı olabilir ki dediklerimin! Sonuç olarak yenildik işte. Desem ki, yumuşak bir sesle, baştan yeniktir çağımızda her aşk. Herkes gibi yenildik işte biz de. İsyan etmesem, doğal karşılasam ve ağlamayabilsem. Ağlamasam. Desem ki, değişecek birgün herşey, çıkacak aşk bireylerin tekelinden. Ne değişir ki bizim için? Ne değişir ki? Baştan yeniktir çağımızda her aşk ve çağımızın çocukları, Elsa'yla ben, yenildik işte herkes gibi.
Roni MARGULIES
mavi bir köpeğin gözleri
Şimdi bana şamdanın yanından bakıyordu. Bana eski den de, sandalyemi arka bacakları üzerinde çevirip kül gözlü tanımadık birinin karşısında oturduğum o uzak düş te de böyle bakmış olduğunu anımsadım. Ona ilk kez, «Kim siniz?» diye de o düşte sormuştum. O da bana, «Bunu anımsamıyorum,» demişti. Ve ben ona, «Oysa ben daha önce görüştüğümüzü sanıyorum,» demiştim. O ise kayıt sızlıkla, «Sanırım bir keresinde sizi, bu odayı düşümde gör müştüm,» dedi. Ben de ona «Çok doğru. Bunu anımsama ya başlıyorum,» demiştim. Ve o, «Ne garip. Mutlaka daha önce başka düşlerde karşılaştık,» dedi.
Marquez
kupkuru
30 Mart 2010 Salı
değişen birşey yok ki
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
......
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki
gidip yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
........
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder...
Behçet Aysan
harab
çiçekçi
16:38 mail box ıma bir mail düşüyor çiçekçimdenmiş!
"hayatta en büyük mutluluk sevilmektir" diye,
bıdı bıdı diye de devam ediyor...
küfür etse daha iyi diye geçiyor içimden
midem de yanma gözlerime hucum eden yaşlar
yutkunuyorum ardarda
bir kaç yudum su,
dönüyorum tekrar yalnız dünyama,
böyle geçiyor işte günler
küçücük bir şey koparıyor,
sonra bağlamaya uğraşıp duruyorsun...
sade
sütü hiç şekerli içmedim mesela
kahvem, çayım ve hatta rakım da sade oldu.
her şeyi kendi doğalında daha güzel
o yüzdendir çok karışık şeylere akıl erdiremem,
sıkar beni, uzak kalmayı yeğlerim
az eşya mümkün olduğunca az
ben onların esiri olmamalıyım onlar bana yardımcı olmalı
gözümü ve bedenimi yormamalı, dinlendirmeli beni
ve insanlar,
pek çok insan tanırım ama oldukça az insan vardır özelimde
sohbetini fikirlerini sevdiğim insanlar, gönlümü ve ufkumu açanlar özellikle..
bazen hiçbir özelliği olmayan, sadece sevdiğim insanlar..
29 Mart 2010 Pazartesi
püff
mide-safra fena vuruyor
ameliyat farz oldu kesin!!
böyle başladık bakalım bu haftaya
sonu nasıl olacak!!!
28 Mart 2010 Pazar
bütün çocuklar
hep yüzlerde gülüş var
hep güneş var,
hep elini tutan birisi,
bu genellikle annedir
bazen baba, bazen de teyze))
salıncaklar kaykaylar,
balonlar şekerlemeler,
ne mutlu o çerçevede
bir çizgi olmak bile
26 Mart 2010 Cuma
mektup
25 Mart 2010 Perşembe
Ruhumun Dalgaları
Her damlanız tutuşan göğsüme birer bıçak.
Kalbim bir kayadır ki, nerdeyse yıkılacak,
Hayalden köpüklerle kalbimi sarmayınız.
Dümdüz olsam diyorum, ve kumlu bir sahili
Yalayan sular gibi siz de yavaşlasanız.
Bilmediğim yeni bir masala başlasanız,
Çekilse kulağımdan hatıraların dili.
Ey eski günler artık bana yaklaşmayınız,
Ey hayaller, vurmayın kalbimin sert taşına.
Bütün bir hayat bile değmez bir göz yaşına,
Ruhumun dalgaları, köpürüp taşmayınız.
Sabahattin Ali
Bir Gün
Bir gün seni bırakırım ya
tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu
Evet, gün geliyor, bıkıyorum senden,
ama İstanbul'dan bıkmak gibi bir şey olur bu.
C.Süreyya
24 Mart 2010 Çarşamba
Burn it blue FRIDA subtitulado
çok güzel bir parça ve görüntüler, tarçın çayı ile tavsiye ediyorum..
siz, siz olunuz yeter!
sıfatlar burada! kendileri nerede?
akademik sıfatlar, işte yapılan kariyerler, kütüphaneler dolusu kitaplar yeterli mi?
ona ulaştım demek için
......
neden sabah sabah bu konu geldi aklıma bilmiyorum ama genel olarak toplumumuz bu hal içerisinde
komik bir şekilde kendileri için değil de başkaları için yaşamakta, okumakta!
-şöyle bir kitap vardı
- a ben okudum onu
-ne anlatıyordu konusu neydi
-ya okuyalı çok oldu hatırlamıyorum
tın nerenle diye sormak işten değil ama sorsan ne olacak, zaman kaybı.
...
ünvanların sıfatların yarıştırıldığı kof bir toplum olduk çıktık.
küçük bir örnek kızda fakülte mezunu çalışmıyor henüz, nişanlanmış (hayatında yapabileceği en büyük işi yapmış) nişanlısını takdim ediyor;
- nişanlım Mert, mimar kendisi
soran mı oldu!( sakın yanlış anlaşılmasın kıskançlık durumu falan değil bu)
nişanlın (mimar!) Mert burada da sen neredesin?
23 Mart 2010 Salı
seni uzaktan sevmeli..
22 Mart 2010 Pazartesi
neler oluyor?
Lenny Kravitz - Aint no sunshine when she´s Gone
bu sabahın parçası
pek çok coverı yapılmış ama ben bunu begendim
21 Mart 2010 Pazar
miss a angel!
seni görmeyi çok ama çok istedim çaresizce..
en son tatil fotograflarımıza baktım
gitmeden üç ay önceydi
ama altı sene geçti üzerinden.
hatırlıyorum da bana en son dinlettigin şarkıyı,
gitmeden bir gün önce
hani harbiye de konserdeyken aramıştın
"arkadaş"
oldu mu bu böyle!
benim can arkadaşım
ne çok konuşmuştuk sabahlara kadar
ne çok susmuştuk
ne çok gülmüş ne çok ağlamıştık
ne hayaller ne planlar hepsi yarım yamalak işte!
kafamı kaldırdığımda ilk görebileceğim yerde fotoğrafın,
o kadar çok şey birikti ki sana anlatacağım pek çoğuna kızacağını biliyorum üstelik,
en kısa zamanda yanına gelip anlatacağım, kızma sakın! olur mu?
senin gibi bir melek değilim henüz, hala beşer şaşarım,
seni çok özledim..
miss a angel
20 Mart 2010 Cumartesi
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
deep blue
gücü kalmadı bazen,
daha derin olamaz en dipdeyim dedi çokça
çırpındıkça dahasını da gördü,
ve böyle olmayacağını, yaşanamayacağını
anladı en sonunda akıl,
serbest bıraktıkça düşünceleri
karanlık sulardan yukarıya çıkmaya başladı
akıl da kalp de,
mavi huzurla buluştu en nihayetinde
.........................
hürüm artık ben hür!
ayağıma prangalar takan da bendim
kırıp atanda
karanlık sulara dalan da
çıkanda ben...
19 Mart 2010 Cuma
mavidir mavi
portakalı soydum baş ucuma koydum!
değirmenlere karşı..
eve gitmek ve uyumaktan başka bir şey istemiyorum
ama pek mümkün olamayacak yine,
yetiştirmem gereken bir iki proje var
yarın yine erken kalkılacak
gündelik haller
zaman bir değirmen öğütmekte
ömürleri..
"Dünyada akla değer veren yok madem,
Aklı az olanın parası çok madem,
Getir şu şarabı, alın aklımızı:
Belki böyle beğenir bizi el alem!" Hayyam
tesadüf sanılan o bağlar
İşte sizin söylediğiniz o görünmez
bağlar... O işaretler, o mucizeler...
Daha konuşacak ne vardı ki; neredeyse sabah oluyordu,
ama gözlerim kapanmak bilmiyordu... Kalkıp yanımdaki
adama son kez bakıyorum ve ona veda ederken şunu
soruyorum: Pekiyi, siz ne arıyorsunuz bu saatte, bu
bankta kimi neyi bekliyorsunuz? O dingin, o
gözyaşlarıyla biraz daha aydınlık bakan gözleriyle:
Kim bilir belki de sizi bekliyordum, diyor... Bana
hikayenizi anlatmanızı bekliyordum...
Cezmi Ersöz
friday(freeday)
o kadar da başın ağrır işte..
gözlerimi kapayarak 10 dakika ve beraberinde
güzel bir müzik iyi gidebilir.
dinlenme
18 Mart 2010 Perşembe
zamanın tozu
film: dust of time
yeni sorular gerek!
İlk karşılaşmalarında "Muhammed mi büyük Bayezid mi?" diye soran Şems'in metodu budur. Çelişik, paradoksal, diyalektlerle pencereler açmak. Mevlana'ya yeni şeyler söylemek lazım cancağızım dedirten işte bu tavırdır. Soruyu değiştiremezsiniz, ama cevabınız yeni bir soru olabilir.
sorumluluklar
sorumluluklarım var dedim eve gitmeliyim!
-teyze sadece evde işte sorumlulukların mı var, burada da sorumlulukların var, dedi
şaşırmış bir halde
-neymiş Asya'cığım? diye sorduğumda böyle bir cevap ummamıştım hiç!
-ders çalıştırma sorumluluğu, oyun oynama sorumluluğu, resim yapma sorumluluğu
ve ingilizce öğretme sorumluğu, dedi
iki saate geçiştiremezmişim bunu söyleyen 6,5 yaşında birinici sınıfa giden canımın içi velet!
çocuklar ne harika öyle tertemizler ki....
17 Mart 2010 Çarşamba
plastik
virane
Dolaştım mülk-i islamı bütün viraneler gördüm
Ziya Paşa
ne içindeyim zamanın
Yekpare geniş bir anın
Parçalanmış akışında,
Bir garip rüya rengiyle
Uyumuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sukutu öğüten
Uçsuz, bucaksız değirmen;
Içim muradıma ermiş
Abasız, postsuz bir derviş;
Koku bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim
AHMET HAMDİ TANPINAR
dönence
aynı denize bakmak,
aynı kitapları okumak
ve aynı şiirlerde
benzer duyguları hissettiğini bilmek..
bir şey diyememek
susmak susmak
sonra kendini telkin etmek için
bir sürü laf kalabalığı yapmak
bunların pek çoğunu yapamayacağını bildiğin halde hem de!
zihni oyalamaya çalışma gayretinden öte bir şey değil bu,
değiştirmiyor hiçbir şeyi
duygular aynı duygular,
düşünceler de onun ekseninde dönüp duruyor,
sadece o kadar...
dönence
çook yalnızım ama çoookk
"çok yalnızım ama çok,
bu nasıl şey anlayamam..."
iki sabahtır dilimde bu parça merak edip bi baktım
kulağıma hoş gelirse dinlemişliğim var ama bilmem o kadarını
müslüm söylüyormuş!
aha dedim arabeskin ötesine geçip damardan arabesk olmuşum ben,
en sarımsaklısından üstü cilalı)))
))))
16 Mart 2010 Salı
kitap arası anılar..
ne çok şeye yarar şu kitaplar
sadece bilgi, hikaye, roman, şiir anlatmazlar bize!
anılarımızı da saklarız,
bazen papatya,
bazen gül
bazen hanımeliyle...
ansızın düşüverir arasından
yıllar sonra,
yoklanır bellekler
hım!
ne zaman nerede
kiminle?
life
90'ların başında dinlemiştim bu parçayı ortaokula yeni başladığım zamanlar,
ne mutlu zamanlardı!
eski mutlulukları yakalamak çok güç ama bu yıla dair umutlarım var hala...
Yağmurun Elleri (Yeni Türkü)
"küçücük bir bakışın çözer beni kolayca
kenetlenmiş parmaklar gibi sımsıkı kapanmış olsa"
sabahtan beri bu şarkı dilimdeydi blogumda da bulunsun...
pardon, denize nasıl ulaşabilirim?
karşınıza zeytinlik çıkacak, zeytinliği de solunuza alarak yürüyün,
rampayı aşınca mavi atlas gibi göreceksiniz denizi...
only the blue..
topladım bir sandığa kör kilitler vurdum üst üste!
ve attım mavinin en derin yerine
imkanı yok kimseler bulup çıkartamaz, ben bile çıkartamam,
istemem de zaten!
-istediğim mavi bir huzur..
çok acı çektirdim kendi kendime
ve ne çok gözyaşı döktüm,
artık sebepsiz akmamalı mavi gözyaşlarım...
cam....
Flower of Carnage - Meiko Kaji
"Hasret; özlenenden uzak mı kalmaktır?
Özlenen yakındayken hicran duyulamaz mı?" v.hugo
GEORGE ZAMFIR - THE LONELY SHEPHERD.mpg
mavidir
Bugün heç bilmirem.
Ne üçün,
Neden,
Sema da mavidir,
Toprak da mavi.
Görürem dünyanı başka rengde men,
Ağaç da mavidir,
Yaprah da mavi.
"Nebi Hazri"
15 Mart 2010 Pazartesi
süzgeç
biz sadece üstte kalan posalarla ilgiliyiz
boş şeylere takılıp kalıyor akıllarımız,
hep göz önündekilere,
sıfatlara statülere vs.
çok olgun, ham, çürük, kurtlu,
güzel çirkin iyi kötü diye etiketliyoruz
her şeyi, bilip bilmeden..
yazıcılar bile üç boyutlu ama beyinlerin boyutu ikide kalmış!
görünen sunulan tarafı algılıyor ve hüküm veriyoruz çokça.
orkestradaki en baskın ensturmanı duyup
diğerlerini duyamıyor sanız, iyi bir kulağa sahibim diyemezsiniz!
o yüzden artık süzgecin üstünde kalanlardan ziyade
alta neler süzülüyor, neler süzülmüş onlarla ilgiliyim!
E.G
ikinin şiiri
iki kez eskidim sanki.
İki ömrü kol kola yaşadım ben;
biri nergis bahçesi, diğeri mahşer yeri.
Hep iki şömine yandı yüreğimde;
birinde ateşti, diğerinde kül.
Ve iki kez âşık oldum;
bundandır iki kez ölmüşlüğüm.
Sonra bir serüvende ikiye böldüm ömrümü;
şimdi sömestrdeyim.
İlk iki kitabımdan sonra sıtmaya tutuldu coşkum;
daha depremlerleyim.
Ve iki kere iki,
kitabımda benim,
ya çok eder
ya sıfır
Yılmaz Odabaşı
taş bir sözcük düştü parçalandı
Henüz yaşayan göğsümde.
Zararı yok, ben zaten hazırdım.
Gelirim bunun da üstesinden.
Başımda işim çok bugün:
Belleği sonuna değin öldürmek gerek,
Taşlaşması gerek ruhun
Ve yaşamayı yeniden öğrenmek.
İşte… Yazın hışırdayan sıcak soluğu
Bayram gibi sarıyor pencereyi.
Ben çoktan sezmiştim bu
Aydınlık günü ve boş evi.
Anna Ahmatova
kapılar
Bütün kapılar kapandı, dışardayım;
Birden karşıma çıkmayın korkuyorum
Uykusuzum fena halde, sokaktayım…
Karanlık bastırdı mı bozuluyorum.
Fena bir yerimden koptuğum doğru!
Kendimden çok fazla yaşamaktayım.
Nereye bağlanacak bu işin sonu,
Aslında ben kimim; meraktayım.
Bütün kapılar kapandı, sokaktayım...
Atilla İlhan
FIN
gerçekler çok can acıtır, incitir,
kuruntuların, acabaların yalan olmasını istediğin her şeyin apaçık ortada olması...
dümdüz meydanda saklambaç oynayan çocuğun paniğidir seni bekleyen,
saklanılacak yer yoktur artık!
o yüzden, sorular yanıtlarını bulamadan bitti deyip son noktayı koymak iyidir, iyi
ve uzatmamak biten şeyin ardından.
çünkü alınan her cevap daha derin yaralar açacaktır,
gereği yoktur artık fazlasının...
aklı ve kalbi yanıltmak gerekir bu durumlar da ezberini bozmak
göz önündeki her şeyi kaldırmak,
evet bitti zor olsa da bitti,
artık kabukları mı kaldırmayacağım kendiliğinden düşene kadar...
yalanlar yalanlar
bu hafta her şeye rağmen iyi geçmeli!
Sebnem Ferah perdeler
Bir Yanımda Dopdolu Yaşanmış Sayfalar
Bir yanımda üst üste okunmamış kitaplar
Dünüm Yarınım Hep Burda Küçücük Adamda
Susadım Yoruldum Ama Aklım Hayatta
Bir Yanda Yorgun Düşmüş Yaşlanmış İnsanlar
Bir Yanımda Ümitle Aşkla Uyananlar
Dünyanın Her Hali Burda Dağınık Odamda
Çok Düştüm Yaralandım Ama Sarıldım Hayata
Ardımda Büyük Büyük Kocaman Ağır Yükler
Heryerimden Çektiler Beni Beklettiler
Dinlendim Su İçtim Aktı Dudaklarımdan
Her Gün Güneş Doğar Yeter ki Açık Olsun Perdeler
Bir Yanımda Durmadan Çalışan Saatler
Bir Yanda Ağır Ağır Dipten Gelen Sesler
Düşündüm Buldum Sandığım Yüzyıllık Gerçekler
Hepsiyle Giyindim Durdum Bazen Büyük Geldiler
Bir Yanda Hiç Susmadan Konuşan Dudaklar
Bir Yanda Küsüp Susmuş Sessiz Akıllar
Dibe Vurduysak Ne Olmuş Elbet Çıkarız
Bir Gün Var Bir Gün Yokuz Kiralıkmış Hayatlar
Ardımda Büyük Büyük Kocaman Ağır Yükler
Heryerimden Çektiler Beni Beklettiler
Dinlendim Su İçtim Aktı Dudaklarımdan
Her Gün Güneş Doğar Yeter ki Açık Olsun Perdeler
12 Mart 2010 Cuma
çağrışımlar
Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi.
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi.. Gecikmiş bir gizleme,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı.. Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi
Bir gerçeği erken,
Bir açlığı tokken
Anladınız mi
Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Hiç mi hiç ölmeyecekmiş gibi
Yasadınız mı.. Yalanı sürmeye,
Yanlısı görmeye
Saklandınız mı...
Doğruluğun yönünde,
Doğruların önünde
Aklandınız mı.
Ortamsız bir yaşamda,
Yaşamsız bir ortamda
Harcandınız mı..
ÖZDEMİR ASAF
brain-brainless
Bu hafta “beyin haftası.” Aklımızı başımıza toplama haftası!
Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla kafa yorun...
-diyordu bir sitede beyin haftasına dair.
11 Mart 2010 Perşembe
mavi
hiç bir vaad de yoktu ama onun varlığı bir şekilde içimi ısıtıyordu.
ne zaman onun semtinden geçsem tarifsiz bir heyecan kaplar,
yanında yanaklarım, ergenliğe yeni geçmişliğin utangaçlığına mahsus,
kıpkırmızı ve alev alev olurdu bu yaşımda.
belli bir sistematiğe oturtamıyorsun duyguları, sevmemeliyim derken kendi kendine,
körkütük kaptırmış olabiliyorsun!
......
her zaman pembe hoş olmazdı, daima siyahında olmayacağı gibi
ama her zaman mavide yaşayabilirim...
bazen açık olup bazen koyu, türlü türlü tonlara girip hep mavi olabilirim.
hüzünlü bir şarkı..
Kalbim yine üzgün seni andım da derinden;
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
Üzgün ve kırılmış gibi en ince yerinden,
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
Senden boşalan bağrıma göz yaşları dolmuş!
Gördüm ki yazın bastığımız otlar solmuş.
Son demde bu mevsim gibi benzimde kül olmuş.
Geçtim yine dün eski hazan bahçelerinden!
YAHYA KEMAL BEYATLI
10 Mart 2010 Çarşamba
birşey mi dediniz?
bir de maliyetlerin bitmesi, artık özgür sayılırım küçük bir tatili hak ettigimi söyledim
itiraz etmediler yarım ağızla nereden çıktı bu tatil dediler, duydum ama duymazdan geldimm
ben de artık onlar gibi yapacagım işime geleni duyup, gelmeyene kulaklarımı gözümü kapayacağım!
sting - shape of my heart
Sevdiğim
Söylüyor
Bensiz olamayacağını
Bu yüzden
Kendime dikkat ediyorum
Yolda yürürken önüme bakıyorum
Ve korkuyorum her yağmur damlasından
Sanki beni ezecekmiş gibi.
BERTOLT BRECHT
9 Mart 2010 Salı
Anımsa,
Anımsa, beden, ne denli sevilmiş olduğunu değil yalnızca,
o uzanmış olduğun yatakları değil yalnızca,
ama o arzuları da anımsa: Gözlerde
senin için sakınmadan parıldayanları
ve senin içinde titreşen arzuları
ve bir engel yüzünden gerçekleşmemiş olanları.
Şimdi her şeyin geçmişte kaldığı şu anda
kendini vermiş gibisin neredeyse bu arzulara--
nasıl parıldarlardı, anımsa, o sana bakan gözlerde,
nasıl titreşirlerdi senin içinde, anımsa, beden.
Konstantinos Kavafis 1918
zaar
başından beri berbat geçse de birbiri ardından günler,
bu sene böyle gitmeyecek zaar!
8 Mart 2010 Pazartesi
Madem İyisin..
Ama neye yarıyor iyiliğin.
Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kimin ki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?
Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.
Bertolt Brecht












