29 Şubat 2012 Çarşamba

İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar!

......

Girdiğin aynada, geçmiş gibi diğer küreye,
Sorma bir saniye, şüpheyle, sakın: “Yol nerede?”
Ayrılıp neş’eni yükseltici sarhoşluktan,
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan!
Duy tabiatta biraz sen de ilâh olduğunu,
Ruh erer varlığının zevkine duymakla bunu.
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevirmeyerek, pervasız,
Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!..

İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar

Y.Kemal.Beyatlı(Deniz Türküsü)

28 Şubat 2012 Salı

hayat bazen çok acımasız!

...adını bile duymak istemediğin, insanları her gün görürsün.
yüzünü görmekten bıkmayacağın,
insanlarla aranda binlerce kilometre mesafe vardır...

23 Şubat 2012 Perşembe

berikiler..

bu kötü kalptir, kıskançlıktır,
maskelerin düştüğü andır.

nasıl?
nasıl?
anlayamıyorum!

kavramlar yer değiştiriyor, zihnimde
insanların kompleksleri ile egolarının arasına sıkıştırdıkları
hallerine alışmıştım bir nebze,
ama kalplerindeki bu kötülüğe hazırlıksız yakalanıyorum her seferinde...

ötekileri çok da önemsemiyorum, sadece insanlara dair umutlarımı köreltiyor,

ya berikiler,
beni alt-üst ediyorlar!

bir süre askıya almakta fayda var!

22 Şubat 2012 Çarşamba

‎"Tek bir amaç uğruna yaşamak çok sığ. Yaşamı ayakta tutan dağın yamaçlarıdır, zirvesi değil!"



Robert M.Pirsig

16 Şubat 2012 Perşembe

dilek

Seviyordum sizi ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle.
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.




- A. PUŞKİN

14 Şubat 2012 Salı

gel me!

gelme artık rüyalarıma da...

gelme bilinç altım-üstüm çağırsa da...

10 Şubat 2012 Cuma

ruhumla...

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar...... olduğunu
öğrendim.


Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

Rumi

8 Şubat 2012 Çarşamba

harfler, izler..

el yazıları heyecanlandırır beni,
önemserim, kişinin kaleminden düşen kelimeleri, vurguları, keskin vuruşları,
yumuşak dokunuşları, eğik harfleri, kıvrımları...

sözlerden bambaşka halleri vardır, bana göre yazıların.

ele verir sanki insanı bir miktar aktardığı yazıları, notları,
acelesi mi var, mükemmelliyetçi mi, yoksa rahat biri mi? kısmen anlayabiliyorum, kağıda aktarılanlardan..

sonra senin ilk el yazını gördüğümü anımsıyorum, net harflerini ve keskin iniş çıkışlarını....