28 Şubat 2010 Pazar

sağnak

ne sağnak sırılsıklam bir pazar
dışarı çıkıp nefes almalı, mecmua, dvd oyalanmalı....

25 Şubat 2010 Perşembe

beklerken!

beklerken bir çiçek soldu
beklerken bir vapur acı acı sireniyle ufukta kayboldu.
beklerken bir çocuk doğdu, annesi doğururken öldü gencecikti!
beklerken bir şahin serçeyi kapıp kaçtı,
beklerken deniz kabardı kabardı sonra dindi
beklerken çürüdüğünü fark etti geç de olsa,
kaktı yürümeye çalıştı sendeledi, bir iki kere düştü.
eski inatları geldi aklına devam etti!
yürüdükçe yenilendi...



alışmak

alışmak    
(-e) 1. Bir işi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilmek: “Muhtaç değiliz ama ben çalışmaya alıştım.” -E. İ. Benice. 2. Yadırgamaz duruma gelmek: “Dar ve alıştığımız çerçeve içinden çıkmak bizi şaşırtacağı için onu istemeyiz.” -A. H. Çelebi. 3. Uyar duruma gelmek, intibak etmek: “Bu mesleğe alışmış gibi görünüyor.” -N. Araz. 4. Sürekli ister olmak, bağımlılık kazanmak: Tütüne alışmak. İlaca alıştı. 5. Bağlanmak, ısınmak:“Birdenbire ona alıştığını hissediyor ve bu işe ayrıca şaşıyordu.” -A. H. Tanpınar. 6. Evcilleşmek, ehlîleşmek. 7. (nsz) Tutuşmak, yanmaya başlamak.
 Güncel Türkçe Sözlük






-alıştım mı?
-bilmiyorum ki...


-alışırım ama çok sürmez..












.

24 Şubat 2010 Çarşamba

olmalı olmamalı mı?

bu sabahların bir anlamı olmalı!!!

19 Şubat 2010 Cuma

YANGIN YERİ

yatağına uzanalı, iki saat kadar olmuştu,
uyumuyordu lakin gözlerini de açmıyordu.

bir müddet sonra burnuna yanık kokusuna benzer
bir koku geldi, gözlerini açtı telaşlı sayılabilecek şekilde etrafını taradı
bütün eşyalar yerli yerindeydi ve hiçbiride yanmıyordu
boğazına gelen is tadından  sonra anladı ki
içinde yine bir şeyler yanmaktaydı.

hafif yağmurla ıslanmış yapraklar gibi,
isli ve usul usul yanıyordu içi...

öldürmeyeceğini biliyordu, ilk değildi çünkü.
ne su, ne de başka bir şey istemiyordu,
tekrar yatağına uzandı ve gözlerini kapattı,
zihnini de kapatmayı dileyerek...






şiirlerde, şarkılarda...

"hala acıyor gözlerinin yaktığı yerler" 




çok garip bir ruh hali içerisindeyim,
bir yandan hala o ince sızıları hissederken
bir yandan kabullenişin üzerine sinmeye başladığını hissediyor olmak,
o ruhun isyanlarının dinmeye başlaması
ve öteki yandan bir şarkıda şiirde bir sözü bu kadar kendine yakın hissedebilmek
biliyorum ki üç aşağı beş yukarı pek çok kişi böyle yaşıyor,
hakeza öyle olmasa bir şairin şiiri bizi bu kadar alıp götüremezdi
çoğun insanda şarkılar aynı hisleri uyandıramazdı.
öyle bir haldeyim ki yakın hissettiğim dizeler, cümleler
bende buruk bir tebessüm yaratıyor şimdilik...

daha çabuk silen  bir hafızam olsaydı, çok daha kolay olurdu benim için hayat
ama hal böyleyken ona göre yaşamayı öğrenmeliyim...

16 Şubat 2010 Salı

........

Sen Ve Ben





Dostum,

Sen ve ben

Hayata hep yaban kalacağız.

Birimiz diğerine

Ve her birimiz kendisine.

Senin konuşacağın

Ve benim seni dinleyeceğim güne değin.

Sesini sesim sanarak.

Ve karşında durduğum güne değin.

Bir aynanın karşısında duruyormuşcasına
 
 
CİBRAN

silkelenme!

başından itibaren her fırsatta ağzıma etsen de 2010
benim ne kadar inatçı olduğumu görmedin daha....


senden değil ama kendimden umutluyum...

15 Şubat 2010 Pazartesi

nokta

iyi oldu,
bu şekli pek tasvip etmesem de iyi oldu
hep hüzün halinde, hep melankoli,
bir şey beklemiyorsun ama hep buruk!
ben nokta koymayı pek beceremeyen biriyim zaten
o nedenledir ki acının süresini uzatırım hep
ama beni düşünen birileri var hala,
tık diye koyuverdi noktayı...

"en berbat kolleksiyon dönemim, bu dönem oldu iş hayatımda, tarihe geçsin"





üç nokta

özlediğim sen misin?

hayır hayır değilsin...

dudaklar sesler...



hepsi o kadar gerçekti ki,

ve içtendi,

ve özeldi...

ne yazık!

anlaşılamadı ve bir karambolde yitip gittiler...

14 Şubat 2010 Pazar

yarım kalanlara rağmen

"tüm yarımı olanlara armağanım olsun bu şarkı" E.G.

http://www.youtube.com/watch?v=-EHT_CtbO1g






Söylemezdin tüm o sözleri


Görseydin en gerçek halimi

Artık önemi yok

Her yanlışta doğar bir doğru

Belkide böyle olmalıydı bu

Boşver ziyanın yok



Başka birine kendimi anlatmak

Başka birine duvarlarımı yıkmak

Başka tenlerde aşkı aramak

İnan istemem artık



Zor duramam ayakta hergün kırılıpta

Zor aşk yaşanmıyor hergün her an yanılıpta

Her giden bir parça çalıyor benden

Yarım kalanlara rağmen



Yok bağırma sakın hiç şimdi alınıpta

Yok üstüme gelme hiç eskiye sarılıpta

Her acı bir günah siliyor benden

Yarım kalanlara rağmen



Şimdi yaramı sarmam gerek

Aşkla aramı yapmam gerek

Kime inanmalı



Başka birine kendimi anlatmak

Başka birine duvarlarımı yıkmak

Başka tenlerde aşkı aramak

İnan istemem artık

umut ve kabulleniş

yine başlamayacagım hayat garip vs laflarına




su akıyor yolunu buluyor bir şekilde...









hayatın getirdiklerine o an isyan edip keşke dedigim olmuştur birkaç kere



ardından geçen zamanla birlikte iyiki demişliğim daha çok olmuştur.









sabır ve metanetin ne olduğunu erken öğrenenlerdenim.



şimdi öyle isyankar olsada dinecek biliyorum sütliman olacak ruhum



belirli izler haricinde hatırlamayacağım bile...



haydi hayat göster kendini yine ve tüm ışıklarınla



aydınlat içimi...

13 Şubat 2010 Cumartesi

yenilgi.........

tekrar iç yolculuğa çıkarken baş ucu kitaplarımdan... E.G.





Yenilgi



Yenilgi, yenilgim, yalnızlığım ve kimsesizliğim.

Binlerce yengiden de bana değerli olan sen!

Dünyadaki tüm parlak başarılardan

sensin yüreğime yakın olanı!



Yenilgi, yenilgim, baskaldırım

ve de benim kendimle tanışmam.

Sayendedir ki, hala ben ayağı yere basan

ve solmuş defneler peşinde koşmayan

biri olduğumun bilincindeyim;

ve sende, yalnızlığımı buldum

ve de herkesten uzak,

ve de gururlu olmayı.



Yenilgi, yenilgim, benim parlak kılıcım

ve de kalkanım.

Gözlerinde okudum tahtı arayanın

kendi kendisinin kuluna dönüştüğünü.

Ve, bir kimsenin derinliklerindeki

esasını anlayabilmemiz için

onun gücünü söndürmemiz gerektiğini.

Ve ancak böylesine olgunlaştıktan sonradır ki,

bir meyvenin tadına varılabildiğini.



Yenilgi, yenilgim,

benim sözünü sakınmaz yol arkadaşım

şarkımı, bağrışmalarımı, sessizliklerimi hep duyacaksın.

Ve senden baska hiçkimse bana söz etmeyecek

kanat çırpınmalarından ve deniz kabarmalarından

ve de geceleri yanan dağlardan.

Ve sen, tek başına

ruhumun sarp ve kayalık

yollarından tırmanacaksın.



Yenilgi, yenilgim, benim ölmez cesaretim

sen ve ben fırtınada birlikte güleceğiz;

ve biz ikimiz, derin mezarlar kazacağız

içimizde ölmekte olanlara;

ve tutunacağız, tüm gücümüzle,

güneşin karşısında;

ve de tehlikeli olacağız.

         CİBRAN

12 Şubat 2010 Cuma

azar!

zekasal problemlerin mi var senin?


aptal gibi davranmayı bırak o halde!

toprak nerede?

"bütün hücrelerim sızlıyor"
neden hala
çok yordu bu melankolik hal
sabahların olmasını istemiyorum.
yarı uyku, yarı rüya halinde geçsin gitsin bitsin lütfen...
ben mızmız değildim ki ne oldu?
neden kabulu zor bu kadar,

  .............................................................................................

          etsen de etmesen de böyle bunu anlıyorsun,
peki hala neyin peşindesin
neden kabuklarını kaldırıyorsun ki,

yapma bunu hani toprak gibiydin
bak toprak bahara hazırlanıyor sen
heyyy sana diyorum duymuyormusun???

11 Şubat 2010 Perşembe

su

su herşeyi akıtıp götürürmüş ya
neden götürmedi?
dakikalarca tuttum kalbimin üstüne,
bekledim bekledim...

hergün tutmalı,
azar azar götürüyordur belki,
bir, iki, üç, dört, beş....
derken birşey kalmamış

küçücük olmak ne güzeldi!

güçlü olmak çok zormuş
ve çok ağır...
neden, kim?
ahh ben istemedim ki,
omuzlarıma astılar ve hala asıyorlar,
daha daha diyerek...
çıplak ayaklarımla koştuğum o yeri özledim
ve annemin kucağında ağlamayı.

küçücük olmak ne güzelmiş
ne kıymetli....

10 Şubat 2010 Çarşamba

pehh...

bu huysuz ve  aksi adamı sevebileceğimi hiç düşünmemiştim,
nasıl oldu ne zaman oldu bilmiyorum.
uzun zamandır tanımama rağmen bu duygular
yepyeni sayılır.
ve gariptir ki arada çok enteresan yanlış anlaşmalar
kırılmalar gücenmeler de varken...
düşünüyorum da yalnızlık mı beni ona yaklaştırdı böylesine duygularla.

-ama hayır kalbim onu seçti nedense!

çok kolay olanı hiçbir zaman sevmediğinden ötürü belki de,
belkide burnun az sürtüldü al sana, biraz daha sürtülsün diyeydi.
kalbimin yarattığı, aklımın anlayamadığı bir paradoks bu.

çok dikkatliydim kendimce
ama anlıyorum ki ne kadar dikkat edersen et,
kendi yolundan gidiyor kalp...

bazen aşktan çok hüznünü mü sevdiğimden,
böyle ilişkileri cımbızla çekip çıkartıyorum...

her şey kendi yaşanılan evresi  içerisinde çok büyük ve önemli,
sonrasında pehh bunun için mi bu kadar acı deyip gülüyorsun çokça!

hadi bakalım ne zaman pehh diyeceğim...

to miss...

gözlerin aklımda her gözümü kapadığımda,
lacivert bir engin deniz gibi karşımda beliriveriyor.

ah o gözler bir daha bana yakın olamayacak
bunu kabul etmek çok güç,

ne kadar uğraşsam da,
henüz sineye çekemedim daha...

alışılır bir şekilde..

9 Şubat 2010 Salı

dokundu

 -tabiki dokundun,

 - hayır sen bana daha fazla dokundun!

midemde kramplar kaç gündür, anlam vermediğim,

halbuki çok küçük bir lokma almıştım belki dokunur ihtimaliyle...

8 Şubat 2010 Pazartesi

acımtırak bir şeyler

sevmeyi bilmediğini düşünmüştüm
aldırmıyordum o yüzden sevmemesine.

......

          ama biliyormuş!

her şeyden  çok dokundu nedense...

2 Şubat 2010 Salı

şimdi gitmeli!

ÖLÜM GİBİ BİR ŞEYDİ
AMA KİMSE ÖLMEDİ!!!

Uzun bir süre yokum burası bile hüznümü kanırtıyor,
aslında alakasız da işte kendimi avutuyorum...





.....