30 Aralık 2010 Perşembe

düşünmemek düşünmekten daha iyi

ben neden %90'a dahil değilim bunu soruyorum bu günlerde kendime
düşünmesem ne kadar iyi olacak okumasam,
sadece bana enjekte edilen gazeteleri okusam,
bön bön kara kutuyla beyimin uyuşmasına izin versem...
böylelikle mutlu %90'a dahil olabilsem...
her şeyi kadere bağlayabilsem,
bu bedeni, bu kafayı, bu beyini neden verdi,
evrenin ulu mimarı diye düşünmesem,
düşünmemi istedikleri gibi olsam,
eşya gibi, ot gibi, koyun gibi...

1 Aralık 2010 Çarşamba

BİR KAPI AÇIP GİTSEM


Ben bu dünyaya yanlış gelmiş olacağım ben 
Ben öyle her insandan, o kadar uzağım ben 
Yine bu gözlerimdir okşanacak şey arar 
Yoksa içimde başka bir dünya hasreti var 
Uyanır gibi birden bir korkulu rüyadan
O içimden sevdiğim, benim olan dünyadan
Bir ses bana: 'Gel! ' dese, ben o sesi işitsem
Kimsecikler duymadan bir kapı açıp gitsem



Cahit Sıtkı Tarancı

26 Kasım 2010 Cuma

küçücük bir ışık yandı...

şükürler olsun
o ışık yandı, demek ki  yaşıyorsun
demek ki sağlığın yerinde

bazen bu bile yetiyor dostum,
inan bana...

mazi..........

21 Kasım 2010 Pazar

zaar...

kalbim uzakta da acıdı!
biraz kasım güneşiyle, biraz da akdeniz tuzu bastım, 
iyi gelecektir zaar!!

10 Kasım 2010 Çarşamba

bir garip oyuncak!

“Ne garip bir oyuncak şu insan! yürür, konuşur ve acı çeker. 70 kilodur.
kendisine ve çevresine ait hiçbir şey bilmez. Bir nevi ıstırap
makinesi. iplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye
sevinir bilinmez. Sınırsız olan hayalleri ve acı kabiliyeti. etten bir
kafes ve aciz içinde kıvranan bir ruh….”




C.Meriç

9 Kasım 2010 Salı

bu aralar ben..

yazamıyorum, bolca yakınıyorum
çizemiyorum, bahaneler üretiyorum,
sevemiyorum , bilerek kaçıyorum,
güvenmiyorum, limitim kalmadı,
konuşmuyorum, yorulmuyorum

yürüyorum, rahatlıyorum
yüzüyorum, rahatlıyorum
okuyorum, uzaklaşıyorum...



erken yoran dünya ya ve insanlarına sessiz tepkimdir bu benim

6 Kasım 2010 Cumartesi

ağlamıyorum ki neden akıyor bu gözyaşları,
neden, neden, neden?....

3 Kasım 2010 Çarşamba

kasım da bitiyor..

kasım




.....

yine aylardan kasım,
sanki sende kaldı bir yanım...
.....

sonbaharın bu son ayını da seviyorum

30 Ekim 2010 Cumartesi

...

dost nedir üstad?
gel otur yanı başıma bir deyiver,
bütün ezberim bozuldu yine,
bir şey bilemez oldum, diyemez oldum.
geçer değil mi üstad, bu da geçer?

"su akar yatağını bulur mu üstad?"

29 Ekim 2010 Cuma

kendime nasihat, pratik bilgiler

her şey plastik,
her şey tek kullanımlık ambalajlı
ve o kadar pratik ki 

neden direniyorsun 
neden eskinin peşindesin
eskiler antikacı dükkanında bile kalmadı

zamana uy 
hey sana diyorum 
kullan  at çöpe
bu kadar basit
bu kadar pratik 

düşünme artık bu kadar,

neydi yeni yaşam felsefemiz "didişme yok hayatla",
olduğu gibi, getirdiklerine de götürdüklerine de eyvallah!

dost beni beni

evet yeni şeyler öğrenmeye devam

Pir Sultan'ı daha iyi anladım bu gün,

-şu dizelerde ne dediğini iyice sindirdim bu gece...


.........
Haktan emir olmasa, rahmet yağmaz
Şu ellerin taşı bana hiç değmez
İlle de dostun bir tek gülü yaralar beni beni.

........

27 Ekim 2010 Çarşamba

Uykunun içinde bir rüya,rüyamda bir gece..
 Gecede ben... 
 Bir yere gidiyorum, delice..
 Aklımda sen... "





Ö.Asaf





25 Ekim 2010 Pazartesi

gözlerin

Ayırma gözlerini gözlerimden benden bu akşam,
Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak.
Gözlerine yavaşça, yavaşça doldu akşam...
Göklerin ateşini kalbime boşaltarak
Benim içimde yaktı sanki gurubu akşam.
Senin kirpiklerinde bir damla oldu akşam.
Gündüzden, gürültüden ve kâinattan ırak,
Akşamı seyredeyim bakışlarında bırak,
Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam,
Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak...


-Yaşar Nabi NAYIR  












20 Ekim 2010 Çarşamba

o gözler bana eskisinden yabancı.....

gözlerini unuttuğum gün seni de unutmuş olacağım..

12 Ekim 2010 Salı

papatyalar

ekim de güzelmiş, ekim papatyaları da...

7 Ekim 2010 Perşembe

yarın ola hayrola üstad..

5 Ekim 2010 Salı

"Kafam cam kırıklarıyla dolu doktor. Bu nedenle beynimin her hareketinde düşüncelerim acıyor.."



O.Atay / Tehlikeli Düşünceler

kirpiler ve kaplumbağalar...

Düşünüyorum da,
sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
naif yönlerimizin keşfedilmesi,
cesaretsizliğimizin anlaşılması,
korkularımızın paylaşılması
sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
kabuklarımızın altında kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
ve ne kadar güçlü korunuyoruz, kalkanlarımızın ardında.
hissedilmeden, el değmeden, sevgimizi göstermeden. deniz minareleri, midyeler.
kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
sahi koruyor mu bizi çatlamamış sert kabuk?
kimse incitemiyor mu duygularımızı, inançlarımızı, benliğimizi?
yoksa zarar mi veriyor bu ürkeklik, bu kabuk bize?
hissettiklerimizi gölgeliyor, yansıtmıyor mu gerçek kimliğimizi?
duygularımızı bastırıyor, el ele tutuşmamızı engelliyor mu?
eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
ne çıkar ateşböceği sansalar beni.?
belki en hoyrat yürek bile ateşböceğinin
o uçucu, masum, sevimli çocuksuluğuna el kaldırmaya kıyamaz?






Rabindranath Tagore

3 Ekim 2010 Pazar

öyleymiş.....

Ne kadar seversen sev, asla belli etme sevgini. Çünkü sevdiğin kişi, sevildiği kadar üzecektir seni' ..



Paul Auster ,

29 Eylül 2010 Çarşamba

tik tak, tik tak

tik tak, tik tak zaman geçiyor dön kendine bir bak!

off zaman ne fena,
yayı boşalmış gibi vızır vızır geçiyor hemde,
ben yetişemiyorum!

okuyamıyorum...

yazamıyorum...

çizemiyorum...

ayarlı robot gibi sadece çalışıyorum, çalışıyorum
yinede yetişemiyorum..




24 Eylül 2010 Cuma

Ayn Rand


-Bizler insanoğlundaki büyüklüğün ne olduğunu da, onu nasıl tanıyabileceğimizi de anlamak için hiçbir çaba göstermiş değiliz. Bir uyurgezerlik havası içinde, büyüklüğün kendini feda etmekle ilişkili olduğu noktasına takılmışız. Salyamız aka aka, kendini feda etmek en büyük sevaptır, deyip duruyoruz. Bir an durup da düşünelim bakalım. Her şeyi feda etmek sevap mıdır? Kişi kendi dürüstlüğünü, namusunu feda edebilir mi? Ya onurunu? Özgürlüğünü? İdealini? İnançlarını? Duygularının dürüstlüğünü? Düşünce özgürlüğünü? Oysa insanoğlunun sahip olduğu en değerli şeyler bunlar değil mi? Bunları elde edebilmek için feda ettiği şeyler, fedakarlık sayılmaz, karlı alışveriş sayılır. Ama bu varlıkları, onun hiçbir neden uğruna asla feda edemeyeceği şeylerdir. O halde tehlikeli ve kötü zırvalıkları tekrarlayıp durmaktan vazgeçelim mi? Kendini feda etme konusunu? Aslında esas feda edemeyeceğimiz ve feda etmememiz gereken şey, o benliğimizdir. İnsanda en çok saygı göstermemiz gereken şey, feda edilmemiş bir benlik olmalıdır.

off eylül

eylül + şarap + dolunay, dokunuyor bana kesin,
tecrübeyle sabitlendi.

bu tehlikeli üçlü sıklıkla bir araya gelmemeli!
sonrası baş ağrısı,
sonrası uykusuzluk,
sonrası bir şeyler işte...

O'na

- Gidelim mi olric?

- Gidelim efedimiz ....

- Nereye olric?

- O'na efendimiz...

- O nerde olric?

- Kalpte efendimiz..

- Gidelim olric...






Tutunamayanlar'a devam


22 Eylül 2010 Çarşamba

gidelim olric...

- yağmur yağıyor olric.. ıslanıyor etraf.. ağlasak kimse anlamaz değil mi?
- anlamaz efendimiz..
- tut ki güneş açtı.. papatyalardan taç yapar mı saçlarımıza?
- bilinmez efendimiz...
- yıldız kaydığında diler mi bizimle olmayı?
- sanmam efendimiz...
- ben de sanmam... gidelim olric...
- gidelim efendimiz....
...
-ve ben olric
düşmeseydim düşlerimin sırtından
zaten inecektim...
...
-daha kaç kez ıskalayacağız hayatı olric?
-oklarımız bitene kadar efendimiz.
...
- bu yol nereye çıkar olric?...
- hiçbir yere efendimiz...
- hiçbir yer neresidir olric?...
- doğru yerdir efendimiz...
- gidelim mi?...
- vardık efendimiz...
...
- sustu mu olric?
- sustu efendimiz...
- biz de susalım mı olric?
- siz bilirsiniz efendimiz...
- bizi susmasına kabul eder mi olric?
- eder efendimiz...
...
- sevelim mi olric?...
- sevmek nedir efendimiz?
- sevmek vazgeçmektir olric..
- vazgeçtiyseniz sevelim efendimiz...


Tutunamayanlar/O.Atay

21 Eylül 2010 Salı

biliyorum....


Biliyorum ; Bana tutku verecek herhangi bir şeye ya da kimseye artık rastlamayacağımı biliyorum !..Birisini sevmeye kalkışmak, önemli bir işe girişmek gibidir, bilirsin..Enerji, kendini veriş, körlük ister ; Hatta başlangıçta bir uçurumun üzerinden sıçramanın gerektiği bir an vardır !.. Düşünmeye kalkarsa atlayamaz insan..! Bundan böyle artık bu gerekli sıçrayışı yapamayacağımı biliyorum..




Jean Paul Sartre

..

kırıntı

17 Eylül 2010 Cuma

tesadüfmüdür?

bu nasıl bir histir ya da tesadüf,
"aşk tesadüfleri severmiş"  iyi de
ben aşkı sevmiyorum ki,

tek başına

Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü biri
Ve hiçbir şey yapmamaya karar verdi
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir öteki 
...Ve yalnızlığının kuytuluğuna çekildi
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü bir üçüncü
Ve tek başına düşünmeyi sürdürdü
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü yüz binler
Ve tek başınalıklarını sürdürdüler
Ben tek başına ne yapabilirim
Diye düşündü milyonlar
Milyonlarcaydılar
Ve tek başınaydılar
Bu arada birileri
Onlar adına
Karar vermekteydi
Tek başına olduklarını sananlar
Topluca ortadan kaldırıldılar...

 
Ataol Behramoğlu

alıntıdır  cpt. nemo's shight...

13 Eylül 2010 Pazartesi

layık!!




düşündükçe özlü sövgüler savurmak geliyor içimden tatilinden  bile taviz vermeden lafta vatanı kurtaransözde laiklere mi?
yoksa çoğu okuma yazma bile bilmeyen sadece ümmet olabilmiş ve sürü psikolojisinden öte bir şeye vakıf olamayan %60 halk yığınına mı ?


bir arkadaşımında dediği gibi " hak ettiğini yaşıyor " milletin her kesimi...


sana müstahak bunlar!





5 Eylül 2010 Pazar

yine yol göründü

ne oluyor bana yahu,
yolları ve yolculuğu pek bir sever oldum!

kısa şehir dışı gezileri,
sık sık çorlu kumaşçılara gidiş gelişler...
bazen otobüse atlayıp gitsem diyorum geceler  boyu


kısa da olsa İstanbul dışında olmak iyi gelecek gibi,

hiç bir kere hayat bayram olmadı, ya da her nefes alışımız bayramdı..

2 Eylül 2010 Perşembe

bitiş

Ve hemen gidemedim
ve artık gidemedim
ve sonra hiç gidemedim
Kurtuluş'ta, son durakta bir tramvay ölüsü
sanki ben
öylece kalakaldım..

Hepimiz kalakaldık
elimizde tetiği çekilmeyen
namlusu yönsüz bir tabanca gibi...




Edip CANSEVER

seher vakti yollara düşme istegi

tabi ki özledim,

hemde çok özledim

ama böyle olması gerekiyor...

" sabahın köründe gökyüzü beni deli etti, canım yine uzun uzun yürümek istedi.
Ben gökyüzü ve aklımda kalbimde senle upuzun ...."

1 Eylül 2010 Çarşamba

Anladım ki susmak bir cüsse işi


Anladım ki susmak bir cüsse işi. 
Derin denizlerin işi. Sığ suları en hafif rüzgarlar bile coşturabiliyor. 
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar. 
Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susuyor.
Anladım ki susan her şey derin ve heybetli..


Şems

eylül



Adını arayan rumuz
Eylüllerden yaz yap bana
Bir dönümlük bir dünyada
Şiirim mıntıka temizliği
Cam şişelere koyduğum
Eylüllerden yaz yap bana
Bir dönümlük bir çocukluk
gökkuşağı uçurtma
mayın mantar ütopya
yalancı mücevherler gibi
birbirine benzemeyen şiirler yazdım
okyanusa karşı ağladım sonra
Bak ay karışıyor akşama
Acemi mevsimlerdi
Aşk adı altında yıllarca tek kale top oynadım
Cam üfledi şiirlerimi
Batık gökkuşağı, patlamış mayın
yırtık uçurtma
Eylül gelmeden bavulumda ütopya
Kendime trenlerden ayrılık aldım
bak ay karışıyor alnıma
Adını arayan rumuz
bu mantar sende kalsın
Yırt at bu şiiri okuduktan sonra

Murathan Mungan

27 Ağustos 2010 Cuma

küs

ne çok ağlattın,
ne az güldürdün
alacağın olsun dünya...

19 Ağustos 2010 Perşembe

Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın
Biri seni bulacak
Önce korkacaksın eski acılara yakalanmaktan
Biraz ürkeceksin.!
Ne kadar dirensen de nafile.
...İnsansın sonuçta, seveceksin
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara
Gâvura kızıp da oruç bozulmaz.!
Sök at kafandan acaba'ları.!
BİR KEMİK AYNI YERDEN İKİ DEFA KIRILMAZ..."

Can Yücel

günlük

"bir sızı var yok edemediğim sol yanımda
kayıtsız kalmaya çalıştığımda şiddetini arttıran "


daha önceleri izleri kalsa da bir miktar geçmişti, bu ne zaman geçecek?



demeyecektim, yazmayacaktım böyle melankolik şeyler ama rahatlamak için yok mu bu günlük!

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın..Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın..Peki o ne yaptı deme..Herkes kendinden sorumludur aşkta..Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu..Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için..? Hayatı ıskalama lüksün yok senin..Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın..Her zamanki gibi yaşayacaksın sen..Acılara tutunarak yaşamayı ; Öğreneli çok oldu.. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil..Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki..Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor..Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu..? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana..Yine içeceksin rakını balığın yanında..Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası..Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir..Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma ; Yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte..Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu..Elbet bitecek güneşe hasret günler..Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak 
yüreğini...






N.Hikmet

16 Ağustos 2010 Pazartesi

sabahın köründe neden bu şarkı ?

sanki çoktan unutulmuş, dillerden düşmüş bir şarkı....


bir şarkı...

14 Ağustos 2010 Cumartesi

yok kimsesi kimsenin, hiç kimsenin...


Sen hiç görmedin
Su vermeye benzedik
Plastik çiçeklere
Hiç görmedin
Sen hiç görmedin
Dans ettik durmadan
Kırık camlar üstünde
Sen öyle sana benzeyen her şey gibi
Erirken avuçlarımda
Ben unutuyorum






................................





Sen hiç görmedin
Baştan böyle yazılmış
Yok kimsesi kimsenin
Hiç kimsenin
Sen hiç görmedin
Sonu baştan yazılmış
Bitti bitti kelimelerim.







12 Ağustos 2010 Perşembe

hoşgeldin

minik efe erdem'cik hoşgeldin,(12.08.2010 pm: 10:22)
ne iyi ettin de geldin gelişinle mutlu ettin bizleri..

11 Ağustos 2010 Çarşamba

kelimeler


Önce kelime vardı" diye başlıyor Yohanna'ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve Kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık... Kelimenin bittiği yerden başladı; Kelime söylenemeden önce başladı. Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, kelimeyle birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.



Tutunamayanlar(Sf.151)



Oğuz ATAY



Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık
Sevgiyeydi ilk açılışı gözlerimizin sırf onaydı
Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü
Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti
Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz
Sanki hiç olmamıştı

Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karakoy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.


C.Süreya

9 Ağustos 2010 Pazartesi

karışık kuruşuk iç konuşmalar

"mutlu devam etseydi adı aşk olmazdı, alışkanlık olurdu!"

her defasında belki bu seferler, yoruyor aslında bizi!

çok şey mi bekliyoruz kendimizin bile haberi olmadan!

bir kelimenin bile etkiledigi hayatları düşününce davranışlarımınızın
konuşmalarımızın kimleri nasıl etkilediği konusunda empati yapmaya çalıştıkça,
ağzımı mühürlemek geliyor içimden hiç açılmasın hiç kötü kırıcı bir söz söylemesin!

"ama güzel bir şeyler de söyleyemeyecek o zaman" diye bir şey jet hızıyla belleğimden geçiveriyor
bunların oluşturduğu bütüne hayat denmiyor mu?

bazılarımız için acı ve ekşiler biraz fazla olabiliyor,
gerçi pek çoğuna biz izin veriyoruz yoksa neden tadımızı tuzumuzu durup dururken bozsunlar ki!

8 Ağustos 2010 Pazar

heat



- sık mı seyahat edersin?
- evet
- kendini yalnız hisseder misin?
- tek başımayım. yalnız değilim!




alıntıdır. d.c.g

7 Ağustos 2010 Cumartesi

başka bir yol gerek

tüketmek bitirmek üzerine kurulmuş bu düzeni de
birbirini düzmekten başka gayesi olmayan  insanlarını da bu günü de
bırakacak ölümden başka bir yol olmalı...

üstü kalsın

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.

Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.

Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir...

Üstü kalsın...


C. SÜREYA

6 Ağustos 2010 Cuma

rubai

Öptü beni: " Bunlar, kainat gibi gerçek dudaklardır, "dedi.
Bu ıtır senin icadın değil, saçlarımdan uçan bahardır," dedi.
İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde:
körler onları görmese de, yıldızlar vardır, " - dedi...

N. Hikmet

4 Ağustos 2010 Çarşamba

yalnız

eskiden abuk subuk bir sürü şey karalardım
şimdi kupkuru bir ağaç gibi kısırım...

dinlenmiyor bedenim, beynim ah kalbim
aynı döngüyü istemiyorum!

sakin basit bir hayat istiyorum,
son durum harici çok fazla olmamıştı bende eksikliğinden yakındım hatta bazen
ama anladım ki mevcutmuş bende de hırs ve onu yok etmek istiyorum,
sesli konuşmalar ve kalabalık yordu beni,
biraz yalnızlık şu an ihtiyacım olan...


la falsa moneda

2 Ağustos 2010 Pazartesi

nasıl anlatsam nerden başlasam

bodrumun havası başka yakaladı bu sefer beni 
çok sevmezdim eski hikayeleri hatırlatırdı çokça belki o yüzden...


ilk gittiğim akşam belki bir meteor yağmuruydu belki bir yıldız kayması,
beni onunla karşıladı,
dilek dilemedim de aklımdan geçtin,
biraz da kalbimden
"ah dedim şu an kimler geçiyor aklından kalbinden"

hıh kim geçerse geçsin!


....


biraz mutlu biraz buruldu yüreğim yine,
ama sevdim bu sefer Bodrum'u nedense!




bodrum





ale'lade

MAKYAJI AKIYOR FARKININ,HERKESLEŞİYORSUN...




Ö.Asaf

10 Temmuz 2010 Cumartesi

denize doğru

"kelimelerimi kaybettim hükümsüzdür"

elim klavyeye gidiyor çokça ama kendimi engelliyorum

aynı kelimelerle aynı cümleleri kurmak istemiyorum bu ara..


...................


çok az kaldı denize ulaşmama çok şey istemiyorum bir nefes iyot kokusu!

8 Temmuz 2010 Perşembe

düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur.hiçbir şey.hiçbir korku... aklını en acı olana,en derine,en sonsuza atmışsan korkma.ne sessizlikten, ne dolunaydan,ne ölümlülükten,ne ölümsüzlükten,ne seslerden,ne gün doğuşundan,ne gün batışından.sakin ol.öylece dur.yaşamdan geç.kentlerden geç.sınırları aş.gülüşlerden gec.anlamsız konuşmaları dinle,galerileri gez,kahvelerde otur -artık hiçbir yerdesin..




Tezer Özlü

7 Temmuz 2010 Çarşamba

sebepsiz

Sebepsiz sevmektir aşk,
nedeni olmadan bağlanmak birine.
Gözlerine baktığında erimektir içten içe,......
Ellerini tuttuğunda titremektir tüm benliğinle.
Hatta sarıLamamktır utançtan,
Çünkü utanmaktır sevmek aslında,
Sevmek nedir aslen?
Ölmek mi uğruna?
Yaşamak mı onunla?
Sevmek mi ömür boyunca?
yoksa ayrılmak mı gerekince?
Nedir insanı başkasına bağlayan?
Güzelliğimi?
bilmez kimse bu soruların cevabını..
Kimi sever güzelini,
Kimi sever özelini...





Can Yücel

5 Temmuz 2010 Pazartesi

öyle mi?

III 

Sanırım hiçbir şeyin öyle pek tamamlanmadığı 
Bir çağda yaşıyordum. Ve bütün eksik kalmaların 
Sessiz ve ünü olmayan bir tanığıydım ben 
Ben, diyorum, demek oluyor ki bir anlamım vardı benim de 
Düşünen bir şey olarak ve düşündüren 
Ama korkarak söylüyorum, çok ağır bir yük gibi taşıyordum bunu da 
Ve biraz da pek kullanılmayan 
Ya da hiç bırakmadıkları kullanılmaya 
Çok ağır bir yük gibi 
Onu ben taşıyordum, düşündüklerimi 
Ve bu durumda ne beni etkileyen 
Ne de ben etkilendikçe bir başkasını 
Etkileyen ve bizi geçen 
Bir ben kurmuş oluyorduk ki, o zamanda diyordum 
Yani hiçbir şey değilim de ben, sadece bir konuyum 
Öyle mi? 

Yeniden, yeniden, yeniden doğruluyordum 
Bir insan tadında olan ve 
Bunu geçen ben 
Bir dram gibi sonsuz 
Kumları üzerinde sonsuzluğun.





E.Cansever

1 Temmuz 2010 Perşembe

kenar

ne zaman kabarsa içimde ki
isyan dalgaları,

ruhum biner, sessiz sedasız
kapkara yelkenli bir tekneye,

üstelik yapayalnız,

kaç sefere çıkıp döner,
hiç fark ettirmeden,
coşkulu kalabalıklar içinden...

böyle geçip gider
hayatın ortasında gibi gözükürken
en kenarından bir ben...

sahi sen kimsin?

.......




Sen benim hiçbir şeyimsin
Yabancı bir şarkı gibi yarım
Yağmurlu bir ağaç gibi ıslak
Hiç kimse misin bilmem ki nesin
Uykumun arasında çağırdığım
Çocukluk sesimle ağlayarak

Sen benim hiçbir şeyimsin




A. İlhan

23 Haziran 2010 Çarşamba

tarz-ı kadim

sen benim velinimetim efendim
ben senin hayr-ul-halef
sen vakt-i zamanında
uyan derdin uyan ey mest-i habinaz
uyan artık uyan
bense uyandım hab-i gafletten
uyan derim uyan ey esirler dünyası!





A.İlhan

aydınlık neyin oluyor senin?

aydınlık neyin oluyor senin
gökyüzü akraban filan mı
beni bulur bulmaz gözlerin
şimşek çakıyorum yalan mı
yüzünde yalazını gezdirdiğin
saçlarından tutuşmuş orman mı
akla ziyan bir şey elektriğin

ayışığı mavisi dudaklarından mı
o ışık zenginliği mi giyindiğin
uzay tozları mı yıldızlardan mı
elime dokunduğu an elin
güneşler açıyorum sahi ondan mı
aydınlık neyin oluyor senin





A.İlhan

12 Haziran 2010 Cumartesi

bir of çeksem..

ve cumartesi
ve ben çalışıyorum
ve niyeyse her cumartesi gibi hiç çalışasım yok
ve ayağıma spor ayakkabımı geçirip yürümek yürümek istiyorum...

............................

bir de hertarafı deniz olan bu şehirde yaşarken kendini denize atamamaya içerliyorum!
senede  bir iki hafta yüzmek için gün sayıyor olmaya da...

dilim aman salla gitsin derken
içim neden buruluyor bu kadar...

8 Haziran 2010 Salı

to myself

gece uyuyamamış olmanın huzursuzluğuyla başlamış bir salı günü,
günlerle ilgili olumsuz hurafelerim yoktur ama bu salıyı sevmedim!

hayatın bana getirdikleri aşikar bir şekilde ortada,
buna isyanı ve didişmeyi  bırakıyorum, yorucu çünkü çok yoruldum
bu yorgunluğun bir haftalık ya da  bir aylık tatille,  molayla geçecek bir şey olamadığını
geçte olsa anladım. Çünkü yorgunluğumun nedeni fiziki değil ki!

beni yoran ne  peki?

olumsuzlukla dolu iş yeri, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sananlar, yeri geliyor ailem,
sevsem de bu  şehri, şehir, trafik ve biriktirdiğim kalp ağrılarım...

Ne yapmalıyım peki?

Belirlediğim hedefim için biraz daha çalışmalıyım bunu çok istiyorum ve her şeyini planladım neredeyse
biraz daha zaman lazım sadece.
Olumsuz ve maddi manevi beni zarara uğratan kişileri oldukça ayıkladım hayatımdan bir miktar daha var ve
onun içinde biraz daha zaman hemen sıyrılmıyor maalesef!


Keyif aldığım anları ve alanları daha çok genişletmeliyim, şimdilik bu kadar...


5 Haziran 2010 Cumartesi

çiçekler

"yoksa bahçemin eski şanı
sebebi koparılan çiçekler..."

sertab

3 Haziran 2010 Perşembe

in time

hayat yeni bir oyun yazıyor bana sahnelemem için,

bakalım ben nasıl yönetip, nasıl oynayacağım...

bu kez sanki tek kişilik bir oyun değil gibi, göreceğiz

1 Haziran 2010 Salı

duvar

benim o duvarlardan atlamama imkan yok

her kelimeyle büyüyor adeta,

çarpmaktan yaralı bereli dizlerim, dirseklerim, ellerim

ve kalbim...

vazgeçtim.


31 Mayıs 2010 Pazartesi

şekil

hayat bana

bazen dil çıkartıp nanik yapıyor,

bazen başımı okşuyor aferin der gibi

bazen katırdan düşmüşten beter ediyor...

29 Mayıs 2010 Cumartesi

masa da masaymış ha

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kâseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.





E.Cansever

boş

dipsiz kuyu gibi,

ne atarsam atayım, duyamıyorum

bir seda...

alışamadım

içimde bastıramadığım bir ağlama isteği
dün geceden beri kötüydüm ama sabah Seden Gürel'in sebebim aşk şarkısı
nedense darmadağın etti beni.

Bu şarkı nedense ilk tınısını duyduğum andan  itibaren İdil'imi hatırlattı onun boşluğunu
ve ne kadar özlediğimi...

Yitirilince mi çok daha kıymetli oluyor diye sorduğumda, hayır buradayken yanı başımdayken de
çok çok kıymetliydi o yüzden kocaman bir oyuk var hayatım da onaramadığım, çogunlukla günlük uğraşlar  nedeniyle bilinç altıma itelediğim ama bazen küçük bir şey ile üstüne çıkıveren...

alışmak değil böyle bir şeye insan alışamıyor sadece öyle ya da böyle kabulleniyor....

28 Mayıs 2010 Cuma

dur

aklımın dur dediği yerde duramamak gibi sorunum var!

diliyor istiyor çalışıyorum....

Tanrım bu sancıların sonunda
sağlıklı bir çocuk doğmasını diliyorum...

problemsiz hiçbir yer yok biliyorum,
tek istediğim aynı dili konuşabilmek ve işimi yapabilmek...




27 Mayıs 2010 Perşembe

mayıs

bu günlerde her şey aklıma, kalbime, mideme dokunmakta
mayıs bana iyi gelmiyor nedense...


yeni bir soluk gerek

süzgeç doldu yine, gereksiz tortularla
yine dökmek gerek, rahatlatmak gerek,
nefes aldırmak gerek...

buradan bir an önce kurtulmak gerek...

hiç bir zaman kendimi buraya ait hissetmemiştim,
şimdi her şey batıyor soluksuz kalıyorum çokça
gerek var mı bu kadar eziyete!

uzundur şikayetlerim vardı ama artık sabahları hiç gelmek istemiyorum
hiç böyle olmamıştım.
iş yerinden pek haz etmesem de işini çok seven biriyim ve öyle kalmasını istiyorum...

26 Mayıs 2010 Çarşamba

"Başarısız kurumlar genellikle idaresi bozuk ve iyi bir lidere sahip olmayan kurumlardır."

çalıştıgım şirkete bakınca bu söz oldukça yüklü anlamlar içermekte ve ben o şirketin bünyesinde
bulunmak istemiyorum daha fazla!

zaman kaybı, keşke demeyecceğim inatla ama bu kadar fazlasıyla özveri kafi

gibi gibiyim

neden bilmiyorum

hani en sevdiği oyuncağı kırılmış bir çocuk gibi,
en güzel tatilin son gününde ki burukluk gibi
işte öyle çapraşık bir o kadar karışık ruhum...

biliyor da kendime bile söylemiyor muyum yoksa?

bilmiyorum gerçekten,
çocukluğuma inmek lazım belki,
yok orada her şey yerli yerinde
öyle mutlu ve şen bir çocuk var ki hala
ara sıra kahkahaları çınlar kulaklarımda...

ötekilerden ayrı

belki daha fazlasını hissediyor yaşıyor,
hiç umursamaz görünürken
bilemem ki...

büyütülecek bir şey yok belki de...

her defasın da bambaşkaymış gibi görmeye çalıştığımdan
başkalaşıyor ve ayrılıyor belki ötekilerden...

zehr-i

akıt tüm zehirlerini
bir an bile tereddüt etme sakın!

ya zehirsin, ya panzehir.
birbirine karmadan bilemeyeceğim...

25 Mayıs 2010 Salı

daraltılar...

düşünmemek gerek!
bugünlerde düşünmek beni fevkalade yoruyor,
aklımı salık bırakabilmek istiyorum..

herşey düzelecek iyi olacak derken bir ses,
diğer ses aptal olma, kandırma kendini,
bardağın dolu tarafı buharlaşıyor,
zaten yarıdan oldukça azdı! diyor

bu serseri nem bulutları
nasıl bir yağmur olarak düşecek
yurt üzerine, benim üzerime...

bekleyelim görelim demek,
canımı sıkıyor, yakıyor..

23 Mayıs 2010 Pazar

delilik hali

bu hava, bu yağmurlar,
birbirine karışmış,
bu iğde, akasya, hanımeli kokusu
deli ediyor, sarhoş ediyor beni

hiç bıkmadan saatlerce yürüyebilirim

derin derin içime çekerek havayı yağmuru ve kokuyu...

yağmur

Yağmur yağar akasyalar ıslanır


Ben yağmura deli buluta deli

Bir büyük oyun bu yaşamak dediğin

Beni ya sevmeli ya öldürmeli

Yitirmeli ne varsa

Başlamalı yeniden

Bu Allahsız bu yağmur

İşlemez karanlıkta

Garipliğine yan yan yürek yan

........
 
G.Akın

22 Mayıs 2010 Cumartesi