28 Aralık 2009 Pazartesi

yorgun umutlarım...

Güzel bir şeyler söylese yalanda olsa,
Nasıl ihtiyacım var güzel herhangi birşey duymaya...

26 Aralık 2009 Cumartesi

...

yaktın yine tüm gemileri,
çok beceriksizsin çok.
kaç kere dedim beceremiyorsan,
içme şu güvertede sigara diye!
deniz tutuyorsa binmeyeceksin gemiye
sonra yolun yarısında vahlanıp durursun
bir kayık iki kürekle dön de aklın başına gelsin
varlığından şüpheliyim ben gerçi

21 Aralık 2009 Pazartesi

past

"çok tuhaf bir heyecan var içimde
böyle heyecanlandığım zamanlar
askıda kalıyor bir şeyler , umarım bu sefer öyle olmaz"

diye yazmışım ve yayınlamamışım zamanında
ama askıda kalmış yine...

18 Aralık 2009 Cuma

idiot(((((

neden bunu yapıyorum kendime
anlamıyorum
neden hep başa sarıyorum ki
var bende bir gerizakalılık kesin var
sanırım bunu en son kendim fark etmiş durumdayım
aferin bana diyecek başa birşey yok

hayır, hayır düşünmeyeceğim

7 Aralık 2009 Pazartesi

kısa ve öz(teşekkürler)


İnsandır... / bir o'dur ölümlü doğuşunun bilgisiyle yaşayan... / vurgunu olduğu göğe süssüz, / sürgünü olduğu cana güçsüz, / çılgını olduğu tene öksüz... / narince açan, soldukça üzgün... / sevincini bile gözyaşıyla yoğuran... / bir yanı hep anılara sarmaşık / gönül boyu yaralı... ömür boyu aşık… “Nihat BEHRAM

bir çelişik hal

aklım üzülecek bir şey yok derken
neden kalbim bu kadar sızlıyor ki??


şapşallık yaptığı,
dinleyeceği mi sanıyorsa yanılıyor,
sızla, ağla, kana dur umurumda değilsin!!!

2 Aralık 2009 Çarşamba

yine isyanın dehlizlerinde...

neleri yutuyorum zehir gibi,
şaşıyorum kendime.
zemheri ayazında kalmış
körpe bir serçe gibi tirtir titriyor kalbim
öyle kızıyorum ki ona, öyle böyle değil!!!
koparıp en ücra yerlere atasım var
kimse bulamasın çürüsün tek başına....

1 Aralık 2009 Salı

martılar yine başımda dönüyorlar...

bir yanım, bir martı olma hevesinde,
uçsam, uçsam ufukta kaybolsam diyor...

bir yanım sa, ağaç olmalısın diyor,
Sen bu topraklarda var oldun,
bu topraklarda büyüdün,
yemişlerini bu toprağa bırakmalısın diyor....

23 Kasım 2009 Pazartesi

mutlu bir günden kalanlar...

dokunmak ne güzelmiş,
öpmek armağanların en güzeli.
sevmeye bile kıyamadığım...

-güzel insan, mutlu ol daima!

18 Kasım 2009 Çarşamba

paradokslar III

tadını bilmemek midir,
elmaya arzuyu arttıran?
ya da alınan ısırığın damaktaki tadı mı?

hiç bilinmeden bu tad yaşanmaz mı?
İnsanın aklı hep mi yoldan çıkmaya meyilli?
yoksa tüm günahların anası
gerçekten Havva mı?

17 Kasım 2009 Salı

dneme 1.2.3

kadın bir an duraksadı ve ardına dönüp bakıp bakmamakta tereddüt etti. bembeyaz elleri, ayazda kalmış zambak gibi titriyordu. kalbinin sesinin kendi sesini bastırmasından korktuğundan tek kelime edemedi sadece birkaç kere yutkunabildi. kalan gücüyle ellerini sımsıkı yumruk yaptıgını fark etti, bunun nedenini kendisi de kavramakta güçlük çekti, kin mi, nefret mi? bilemedi. Ama bu duyguları barındıramayacak kadar çok sevdiği, bir kere daha kalbini ılıkça yokladı geçti. neydi bu güç gösterisi mi? ama kime?
korkuyla irkildi kendi gücünün hala farkında olmamak içini acıttı, daha bir sıktı yumruklarını, tırnaklarının etini daha da acıtmasını isteyerek. bütün bunlar birkaç saniyede olup geçmişti zihninden, ona asırlar gibi gelen...
 ve sendeledi bir an oraya yığılmaktan korkarak derin bir nefes alıp yoluna devam etti...

6 Kasım 2009 Cuma

spazm..

yüregime dokunma ihtimalin bile yok
hala neden kandırıyorum ki kendimi....

29 Ekim 2009 Perşembe

29 Ekim

Bugun pek bir tuhaf hisle uyandım, bu yıla kadar coşku ve gurur olurdu hep içimde.
Neden bu his, gözlerim dolu dolu, arada tutamıyorum dökülüveriyorlar, içim dopdolu.

Bir hafta kadar önce rüyamda gördüm Ata'nın ebedi istirahatgahını. Ankara'daymışım iş sebebiyle
Ankara demek Ata demek benim için bilinç altında üstünde bu şekilde. Gelmişken gideyim Ata'mın
yanına konuşayım, ağlayayım, af dileyeyim emanetin üç beş çapulcunun elinde sahip çıkamıyoruz diye.
Biz aslında azınlık değiliz ama bir araya gelip birşey yapamıyoruz diye. Bir kahraman daha çıkacak senin gibi,
her şeyi yoluna koyacak diye bekliyoruz sanırım yine ve yine kolaycıyız diye, kendimde dahil hepimizi şikayet edeyim diyordum. Artık rüyalarım bile isyan ederken bu düzene, ben nasıl bu şekilde devam ediyorum şaşıyorum.

Dualarım, rengini son damlasına kadar hürriyet için canını ortaya koymuş milletinden alan bayrağımın, yurdumun her santiminde aynı hürlük de dalgalanması için!

son nefesime kadar and olsun bunun için çalışacağım!!!

22 Ekim 2009 Perşembe

EKO-EGO )(

bir ekonun devinimi gibi,
oradan oraya, çarpıp geri gelen sesler gibi hayat.
tekrar kaynagına dönüyor, bir bir
bazen hemen, bazen çok uzak aralardan sonra
ama mutlak dönüyor işte

21 Ekim 2009 Çarşamba

ıssız çiçekler...

Dokununca solacak diye,
Hiç koklanmaz mı çiçek?
Asıl, koklanılmazsa, dokunulmazsa
Vaktinden çok önce solmaz mı?

16 Ekim 2009 Cuma

bir mutlu hal

kelebekler kondurdun
yeniden yüreğime,
bunca zaman sonra.
tam da unutmuşken kelebekleri, renkleri
yeniden ebemkuşaklarını gösterdin ya

teşekkür ederim

13 Ekim 2009 Salı

sesler, sözler, izler

gideceği yere ulaşmıyor, sesler
donup kalıyor hece hece kelimelerim,
nefesim,  buz tutmuş gibi düşüyorlar
ağzımdan çıkar çıkmaz
hava da ne var,  neden soğuk bu kadar?
izlerin kayboluyor teker teker.
yolumu bulamamaktan korkuyorum...

bekler misin?



8 Ekim 2009 Perşembe

((

sözlerin bir kurşun gibi,
damla damla içime akıttım...
.....
ben seni anladım...

6 Ekim 2009 Salı

hazandan, bahara...

gel etme gülüm,
sensiz koyma bu dağınık
hazan bahçesini
birlikte koyun koyuna uyuyalım
bu kış

unutma, baharda açacak
bir başka bahçe bulamazsın!
böyle saran sarmalayan
....

1 Ekim 2009 Perşembe

hazan, yağmur, özlem, vs vs

ben bu havalarda hep bir martı olmak isterim
serin serin yırtmak isterim, yüzüme yağmur taneleri vururken.
ben bu havalarda ulu bir çınar olmak isterim
yüz binlerce kolumla kucaklamak damlaları.
bir de  toprak olmak isterim, bu havalarda,
çatlayan bedenime öpücük gibi damlaların konmalarını sevmişimdir hep.
son olarak da hep hazan aşklarını severim,
sırılsıklam yürümeyi bir de...

11.09.2017
E.G





gitmekle kalmak arası

gitmek en kolay her zaman için,
korkak işi!
kalmalı, zor olanı yapmalı her zaman.
en umutsuz acının içinde bile,
yüreğinde bir umut tohumuyla kalmalı

belki kahraman olmayacaksın ama için rahat olacak,
en azından birşeyleri yarım bırakmadığın için.

29 Eylül 2009 Salı

paradokslar II

bu yollar bu sokaklar benden ne istiyor anlamadım,
ayaklarım bana değil onlara hizmet etmekte
ellerim ceplerimde, kulağımda hep o hüzünlü şarkılar.
içimde hala sevdan, terk etmedi beni henüz,
ama alıştım yokluğuna, daha iyiceyim.

hala içimde bir yerlere gitme arzusu,
her yenilmiş de, bu arzu var mıdır bilmiyorum?
ama gidemiyorum işte!
bir şekilde bağlanmış görünmeyen sicimler le buraya bedenim
belkide bedenim özgür, kalbim beynim bağlanmış ya da bağlamışım,
bu da bir paradoks!!!

sonuçta her defasında kalıp göğüslüyorum tüm olanları,
sıkıldım, çok sıkıldım...

27 Eylül 2009 Pazar

paradokslar I

dün saatlerce yürüdüm,
ve yalnızlıgımı kamufle etmek için,
hep en kalabalık yerlere çıkardı beni yollar
bu şehri bırakıp gitmek isterken
tekrar sevdim,
tekrar tekrar aynı yollarda yürüdüm
binaların taşlarına dokundum bir bir
sevgiliye dokunur gibi,
sevdikçe nefret ettim, nefret ettikçe sevdim

26 Eylül 2009 Cumartesi

bir kenti bırakma arzusu

terk etmeli bu kenti,
ve senin arşınladığın şu yollara basmamalı,
senin gözlerinin değdiği,
şu denizi, dalgaları, köpükleri görmemeli

Gardım düştü hayat karşısında
şehrin yorgunluğu yetmez gibi
aşk yorgunluğunu da ekledim
aferin bana

bir an evvel toparlanmalı
ve başka bir şehirde soluklanmalı,
eskiye dair her şeyi bu kentte bırakarak.
arkama bakmadan
kah yürümeli, kah koşmalı
ama durmamalı bir an...

24 Eylül 2009 Perşembe

YETMEZ Kİ

bir küçük dere olsam
kıvrımlı uzun yollar boyu
aksam aksam
bulur muyum acaba?
kurak kalbini!
yeter mi gücüm?
yeniden yeşertmeye....

züğürt tesellisi

seni ayırdım herkesten
benim hiç ayırdım olmadığı halde,
sevdim koşulsuz kuralsız
kendim bir dizi koşula tabiyken
yapılacak bir şey yok!
geçecek bugünler de
bir öyle, bir böyle
her şeyi akışına bıraktım
bir gün bulur beni belki
duyularıma, duygularıma
dokunarak sevgi
kim bilir?

içimde bir ümit var hala hayret!

20 Eylül 2009 Pazar

isyanın dehlizlerinde...

volta atıyor kelimler sırayla odamda

ben kıpırdayamıyorum ve hatta ağlayamıyorum bile

bir isyan kaşıyor yine bütün bedenimi, zihnimi

yumruklarımı sıkıp sıkıp bırakıyorum

yorgunum çok yorgun...

ağlamaktan yorgun,

düşünmekten yorgun

uykusuzluktan yorgun,

sevmekten yorgun!

sadece temenni edebiliyorum

bir an önce bitsin bu hal...

17 Eylül 2009 Perşembe

½

teğet geçtin derken
nasılda ortamdan bölmüşsün beni
daha yeni fark ediyorum...

16 Eylül 2009 Çarşamba

yine özlem

neden bu kadar uzağız?
merhametin fazlası acıtır bilirim,
ama insafsızsın!
rüyalarıma bile gelmiyorsun artık,
bilmiyorsun ne kadar özlendiğini...

........

seni özledim
sesini özledim,
hep aynı şeyleri
yineledim

12 Eylül 2009 Cumartesi

sinsi bir isyan!!

ne gerek varmış bu kadar bastırmaya,
içime akıtmaya...
neyime gerekti boyumdan büyük acıları biriktirmek..

büyümekmiş, erdemlermiş, sınavlarmış, olgunlaşmakmış...
kim söyledi bu yalanları kim?
kim inandırdı, bunlara beni?

bak geçiyor ömrümün en güzel zamanları,
alıyor en degerlimi,
an be an zaman!
ve biliyorum yerine koyamayacagım bir daha

11 Eylül 2009 Cuma

alış-veriş

alış-veriş bitti,

bitti tüm taksitli sevgiler,

nakit puuanlar, ekstra bonuslar



şimdi kefilsiz krediler lazım

boşalan güven yerine

taksit atlatmak lazım

önümüzdeki on seneye



yetmiyor mu, hım

bu tarafta satılık ruh yok

diğer reyona bakınız..

kolaycı

öyle mecalsizim ki noktaları koymaya bile gücüm yok,
elim sürükleniyor kalbim sürükleniyor bir alışkanlıktan mütevellit.
unutabilsem bütün alışkanlıklarımı,
yeni doğmuş bir çocuk gibi bakir olsa beynim ellerim,
yeniden alışkanlıklar ve yeni kelimeler yüklesem,

çok mu kolaycıyım?

10 Eylül 2009 Perşembe

portre I

neşesi az, derdi fazla 21.yy metropol insanı
ömrümü şehir ve yaşam kemirirken,
beynimi yalnızlık kemiriyor...

9 Eylül 2009 Çarşamba

martılar dedikoducu mudur?

Haydi içelim bu gece
Gurubun son demi şarabımızdan

Usulca yırtalım sandalla
Bogaziçi'nin ipek atlasını

Naralar atalım dörtbir yandan yankılansın sesimiz,
Münir Nurettin'in şarkıları gibi

Ve hiç bilmedigimiz sırlarımızı itiraf edelim birbirimze
Nasılsa yarın hatırlayamayacağımız malüm...

Birtek, birtek martılardan çekinirim,
Tüm İstanbul'a ve sana yeniden anlatırlarsa...

8 Eylül 2009 Salı

devekuşu

~kulaklarını gözlerini kapadığında
duymayacağını, görmeyeceğini mi
sanıyorsun?

~açmaya gebe bir tomurcuğun çıtırtısını,
yahut gülen bir çocuğun gözlerinde ki
o içten ışıltıyı

~kandıramazsın kendini
herkesi inandırsan bile;
sağır ve kör olduğuna.

öteki ben'e

ne sen umut tacirisin,
ne de ben melankonik bir aşk delisi
sadece öyle oldugumuzu sanıyoruz
ve bu sanmalarla yaşıyoruz,
gerçek benlerden uzakta

umutsuzluğum insanlara dair I

heryerde heykeller

eti, canı, kanı olup düşünmeyen heykeller.



gayesiz, düşüncesiz, kendine bile faydasız,

varlığından bihaber heykeller



iyi bir kulum diyor sadece,

kime kulluk ettigini bilmeden...

ahh martılar

gemiler geçti rüyalarımda,
bembeyaz yelkenleriyle

inci gibi dizilmişti,
gerdanına İstanbul'umun

yükleri umut, sevinç
sevgi ve mutluluktu...

bir martı çıglığında sıçrayarak uyandırıldım
ama yine de kızamıyorum martılara...

7 Eylül 2009 Pazartesi

hüzünlü anlardan biri...

bu hüzün nedir böyle
çöreklendi üzerime,
sis gibi, sus gibi...
....
kendi sesim dahil her ses zül,
sussun herkes, sende sus!
...

bir bu eksikti!

bu yağmurda neyin nesi
gözlerimdeki çiğ ağır gelirken...

2 Eylül 2009 Çarşamba

gebe zamanlar...

içimde bir sancı var,
.........................bilemiyorum,
açmaya çalışan tomurcugun sancısı mı?
yoksa.............
kuruyan bir yaprağın tutunmak için
tüm gücünü harcaması mı?
..............birşeyler olacak çok kısa zamanda
seziyorum...

30 Ağustos 2009 Pazar

hissi med cezirler IV

ya bu benim içimde dolaşan da kimdir,
benim içimde mekan tutan da kimdir???

29 Ağustos 2009 Cumartesi

yine yeniden, yeniden yine

nereden çıktı yine
aynı sızı yine sol yanımda,
her derin nefeste yaprak gibi titreyiş
bunu sevmiyorum, sevmiyorum, sevmiyorum...

...

çanlar derin acılar için çalıyor hissediyorum...

24 Ağustos 2009 Pazartesi

özlem...

özledim..
etin etime değmesede
soluk alışverişini duymak istedim
hiç konuşmasak da
gözlerinin gözüme değmesini istedim

sadece seni özledimmm

21 Ağustos 2009 Cuma

içe bakış

hüzün damlardı gözlerinden

en çoşkulu kahkahalarında bile

içini kaplardı burukluk,

hissettiğinden olmalı,

bu halleri,

yoksa, sürekli böyle yaşanılmaz!





dikenlerin içinde bir gül...

Birkaç gündür sadece şu düşünceler dolanıp durdu, bir fırsatını bulsam da buraya aktarsam diye kıvrandım.

“Birine dokunduğun zaman sadece bedenine dokunmazsın aynı anda ruhuna da dokunursun”

ne doğru bir söz ama kimin umurundaSen bana dokunduğunda her seferinde bana bir diken verdin aslında! Bu bile benim için armağandı en güzel gülden di ne de olsa bu dikenler, şimdi de itirazım yok ama en derinime kayıyor git gide. Bunu ömrüm boyunca hep taşıyacağım tebessümle her şeye rağmen. Bütün kanamalarımı, acılarımı, hüznümü, buruklularımı bir yana ayırarak…

20 Ağustos 2009 Perşembe

yollar, başlangıçlar ve sonlar...

Sana çıkıyordu tüm yollarım ve ben itirazsız sürükleniyordum ayaklarımın, kalbimin peşi sıra.
Ne zaman yolun sonuna ulaşacağımı merak ederek devam ettim. Bazen ümidim kalmadı, gücüm de, yalpalandı bedenim, duygularım ama her seferinde yeniden doğrulttum bu bedeni.

Ruhumu görmezden geldim bazen, kendim bastım çokça üzerine, ilk yol yapan benim ayaklarımdı. Diğerlerinin basmasına aldırış bile etmedim ama hata ettim hem de çok büyük hata. Şimdi bunları söylemenin ne önemi var onu da kestiremiyorum, geriye alabilir miyim?

Bütün incinmişliklerimi, kırılıp yapıştırdığım yüreğime sıfır duygular yükleyebilir miyim?

Bu kalbimin yarattığı çelişki miydi bilemiyorum aklımı da kandırmış olmalı! Neden sana çıkıyordu diye başladım söze. Bunu kendime sürekli dikte ederek kendimi, inandırmış, olamam değil mi? Bu kadarını yapmış olamam değil mi? İçim o kadar dolu ki nasıl boşalır bilemiyorum.

Önceki zamanlara göre iyi gibiyim sana dair hiç beklentim olmadı ve amacım da olmadın hiçbir zaman. Bunlara rağmen hiçbir zaman aklımdan da çıkmaman tuhaf işte, burada bütün tuhaflıkları kendime yüklüyorum yine. Düzelmez bir şey değil pek çok kimsenin içinde bulunduğu durum, herkes kendine göre adlandırıyor ya da kendince rahatlama yolu arıyor, buluyor, benimde naçizane buralara aktardığım kelimelerim, bir nebze rahatlatıyor içimi. Bir de yastığımdaki ıslak harelerim.

acının işlemediği anlar...

Artık acıtamaz canımı hiçbir şey
Sensizliği gördü bu yürek bir kere
Korkutur mu sanıyorsunuz?
Cehennem ateşinin en harlısı!
Bir zamanlar sönmeyen bir kordu
Bu yürek ne zaman buza döndü
Duyanınız göreniniz var mı?

hissi med cezirler III

bataklık denize dönüşebilir mi?
bir ateş böcegi kadar umut doğdu
zifiri geceme.

bekleyecegim...

19 Ağustos 2009 Çarşamba

hissi med cezirler II

Çabaladım yoğu var etmek için, yüreğimi ortaya koyarak hem de.
Her adımın bilemedim bataklıkta çırpınış olduğunu,
Ve beni en derinine çektiğini, bilemedim işte.
Deniz olsa dibe vurup çıkardım yüzeye,
Şimdi balçık çekiyor en derinine, ben çaresiz bekliyorum çürümeyi
Kendi etimin kokusu burnumda

...

sadece özledim,
bu özlem hiç bitmeyecek
yanındayken bile....

ÖYLESİNE BİR AŞK ŞİİRİ

Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Akasya yüklü kervanlar geçer
Çan sesleri arasında bir fener
Yanar söner yanar söner yanar söner
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Kentin en kalabalık yerlerinde
Dört nala koşan bir at gibi
Çılgınlığa akan yalnızlığa ölüme
Yazılmış şiirleri yeniden yazmak bütün
Hayatı teğellemek yepyeni bir güne
Ve sonra sökmek uzun uzun
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Yalnızlıktan gelir yalnızlıklara gider

Düşülür her şeyin altına bir tarih
Soluksuzum günlerdir geceler uzar
Yaşamak dünyayı ödüllendirmektir artık
Kendimi öldürdüğüm yerlerde beni kan tutar
Başıma gelecekleri bile bile yürürüm
Hilton Oteli'nde hu çekerim huu...
İşte hırkam ben de bir dervişim
Asamı vestiyerde bırakmak zorunda kalırım

Nescafeyi konyakla kardığım günler gecelerdir
Bakarım gözlerine eğnim silkelenir
Döktüğüm acılar yıllar kederlerdir
Alnıma bir avuç tuz atılır düşünemem
Konuşamam ağlayamam bağıramam
Neden gece her gecenin ardından gelir

Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Gözlerin tarihçesi yaşayıp öldüğümün
Ihlamur ağaçları altında bir Saraybosna hatırası
Sen ben ve Deniz bir de rüzgarın örttüğü gençliğimiz
Sen ben ve Deniz. Sen ben ve Deniz...

18 Ağustos 2009 Salı

kelimeler kifayetsiz

-Öteki Yüreğim...

- “Sevgili Dostum, Bugün Eduardo Galeano’nun kitaplarını karıştırıyordum. Sana rastladım orada.
Dostum = Öteki Yüreğim diyordu bir Guarao yerlisinin ağzından. Sevgili öteki yüreğim, nasıl ince ince işlendi dostluğumuz yılların gergefinde. Anılar neredeyse yüreğimi delip geçiyor hatırladıkça. Yo, üzüntüyle hatırladığımdan değil, anımsamak kelimesinin Latincesine, re-cordis’e öykünmüş de onun için.. Dost kolay bulunmuyor diyorlar. Öyle ya, ne zor iş doğru zamanda doğru yerde olabilmek, fark edebilmek ve o ilk adımı atabilmek. Iyi ki o ilk adımı attık seninle aynı anda. Ama ötesi de hiç kolay değil. Kolay kolay dost da kalınmıyor. Ne “dostluk”lar gördük, sadece postluk. Görüntü zengin, içi fos. Ne “dostluk”lar yanımızdan fırtına misali geldi geçti. Merak ettik bu rüzgar ne biçim rüzgardır böyle ki bir dostluğu savurup atar diye. Bir de baktık ki ne rüzgarı, ne fırtınası; esen bir bebeğin soluğundan bile güçsüz, cılız bir yel sadece. Bazı “dostluk”ların ben merkezci, ketum olduğunu izledik. Keçi boynuzu mübarek. O bir dirhem lezzetini vermemekde direniyor ha direniyor. Verince kaybolacak sanıyor sevgisi, ilgisi, bilgisi. Oysa biz seninle dostluğumuzu yaratmak için birlikte çok uzun ve keyifli yollar katettik. Dostluğun, çiçek misali özen, zaman ve bakım gerektirdiğini bilip, titiz bahçıvanlar olduk. Tüm doğa koşullarına karşın çiçeklerimizi soldurmadık. Bahar kokuyor dostluğumuzda, çiçekler yeşeriyor, her geçen gün bahçemize farklı renkler katılıyor. Ve o katılan renkler bizim özgün renklerimiz oluyor; üç ölçü sevgi, beş ölçü güven, iki ölçü doğallık, dört ölçü saygı… böyle sürüp gidiyor tarifi. Haydi gel, dostluğu anlatalım kulak kabartmış bizi dinleyenlere. Gerçek dostluk için sadece parmak uçlarını delip, birbirine dokundurarak KANKA olmanın yetmediğini, kalp uçlarınızın birbirine dolanması gerektiğini, binlerce kilometre öteden bile dostunun ağlama sesini en derin uykunda duyabildiğini, onu uzun haftalar, aylar boyunca göremesen dahi bir araya geldiğinizde sanki sohbetiniz dün akşam yarım bırakılmış gibi kaldığınız kelimeden devam ettirebildiğinizi, araya giren mesafe uzaklıklarının gerçek uzaklıklar olmadığını, asıl gönül uzaklıklarının dostlukları yaraladığını…

17 Ağustos 2009 Pazartesi

..to wait!

durdurdum burda zamanı
durdum zamanla birlikte
geç kalma...!

hissi med cezirler I

hiçbirşey ifade edememek ne fana halbuki her gelişinde aklıma içim titrerken sende ayıd yaratamamak...

sevmek ve bitmek bilmez bir özleme gögüs germek, boşuboşuna...

beklentili olmayı sevmedim ben ama sevgide insan bekliyormuş bir şekilde daha yeni kavrıyorum, dokunmayı, öpmeyi, öpülmeyi sevildigini hissetmeyi bekliyormuş...

büsbütün bana ait birşeyi de istemedim eşya gibi birşeyi ama bu kadar uzaklıgı kabul edebilen var mı?
yoksa bende mi sorun???

to miss

-gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde , iki ayrı şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerimiz....

14 Ağustos 2009 Cuma

gözüme yaş kaçtı,
gözüm kaçtı yaştan
o da sızım sızım içime aktı
doldu taştı...
14.08.09

cızzz etti yine içim, kaç gündür böyleyim
gözlerim dolu, içim dolu, bedenim yorgun
sürüklüyorum inatla, ne için?
düşünmek istemiyorum, öncesini sonrasını..
bu beynimi kemiren kurtları bi atsam dışarı
çok güzel olacak biliyorum...
ahhh kimseye etmem şikayet ağlarım ben halime....