Güzel bir şeyler söylese yalanda olsa,
Nasıl ihtiyacım var güzel herhangi birşey duymaya...
28 Aralık 2009 Pazartesi
26 Aralık 2009 Cumartesi
...
yaktın yine tüm gemileri,
çok beceriksizsin çok.
kaç kere dedim beceremiyorsan,
içme şu güvertede sigara diye!
deniz tutuyorsa binmeyeceksin gemiye
sonra yolun yarısında vahlanıp durursun
bir kayık iki kürekle dön de aklın başına gelsin
varlığından şüpheliyim ben gerçi
çok beceriksizsin çok.
kaç kere dedim beceremiyorsan,
içme şu güvertede sigara diye!
deniz tutuyorsa binmeyeceksin gemiye
sonra yolun yarısında vahlanıp durursun
bir kayık iki kürekle dön de aklın başına gelsin
varlığından şüpheliyim ben gerçi
21 Aralık 2009 Pazartesi
past
"çok tuhaf bir heyecan var içimde
böyle heyecanlandığım zamanlar
askıda kalıyor bir şeyler , umarım bu sefer öyle olmaz"
diye yazmışım ve yayınlamamışım zamanında
ama askıda kalmış yine...
böyle heyecanlandığım zamanlar
askıda kalıyor bir şeyler , umarım bu sefer öyle olmaz"
diye yazmışım ve yayınlamamışım zamanında
ama askıda kalmış yine...
18 Aralık 2009 Cuma
idiot(((((
neden bunu yapıyorum kendime
anlamıyorum
neden hep başa sarıyorum ki
var bende bir gerizakalılık kesin var
sanırım bunu en son kendim fark etmiş durumdayım
aferin bana diyecek başa birşey yok
hayır, hayır düşünmeyeceğim
hayır, hayır düşünmeyeceğim
7 Aralık 2009 Pazartesi
kısa ve öz(teşekkürler)
İnsandır... / bir o'dur ölümlü doğuşunun bilgisiyle yaşayan... / vurgunu olduğu göğe süssüz, / sürgünü olduğu cana güçsüz, / çılgını olduğu tene öksüz... / narince açan, soldukça üzgün... / sevincini bile gözyaşıyla yoğuran... / bir yanı hep anılara sarmaşık / gönül boyu yaralı... ömür boyu aşık… “Nihat BEHRAM
bir çelişik hal
aklım üzülecek bir şey yok derken
neden kalbim bu kadar sızlıyor ki??
şapşallık yaptığı,
dinleyeceği mi sanıyorsa yanılıyor,
sızla, ağla, kana dur umurumda değilsin!!!
sızla, ağla, kana dur umurumda değilsin!!!
2 Aralık 2009 Çarşamba
yine isyanın dehlizlerinde...
neleri yutuyorum zehir gibi,
şaşıyorum kendime.
zemheri ayazında kalmış
körpe bir serçe gibi tirtir titriyor kalbim
öyle kızıyorum ki ona, öyle böyle değil!!!
koparıp en ücra yerlere atasım var
kimse bulamasın çürüsün tek başına....
şaşıyorum kendime.
zemheri ayazında kalmış
körpe bir serçe gibi tirtir titriyor kalbim
öyle kızıyorum ki ona, öyle böyle değil!!!
koparıp en ücra yerlere atasım var
kimse bulamasın çürüsün tek başına....
1 Aralık 2009 Salı
martılar yine başımda dönüyorlar...
bir yanım, bir martı olma hevesinde,
uçsam, uçsam ufukta kaybolsam diyor...
bir yanım sa, ağaç olmalısın diyor,
Sen bu topraklarda var oldun,
bu topraklarda büyüdün,
yemişlerini bu toprağa bırakmalısın diyor....
uçsam, uçsam ufukta kaybolsam diyor...
bir yanım sa, ağaç olmalısın diyor,
Sen bu topraklarda var oldun,
bu topraklarda büyüdün,
yemişlerini bu toprağa bırakmalısın diyor....
23 Kasım 2009 Pazartesi
mutlu bir günden kalanlar...
dokunmak ne güzelmiş,
öpmek armağanların en güzeli.
sevmeye bile kıyamadığım...
-güzel insan, mutlu ol daima!
öpmek armağanların en güzeli.
sevmeye bile kıyamadığım...
-güzel insan, mutlu ol daima!
18 Kasım 2009 Çarşamba
paradokslar III
tadını bilmemek midir,
elmaya arzuyu arttıran?
ya da alınan ısırığın damaktaki tadı mı?
hiç bilinmeden bu tad yaşanmaz mı?
İnsanın aklı hep mi yoldan çıkmaya meyilli?
yoksa tüm günahların anası
gerçekten Havva mı?
elmaya arzuyu arttıran?
ya da alınan ısırığın damaktaki tadı mı?
hiç bilinmeden bu tad yaşanmaz mı?
İnsanın aklı hep mi yoldan çıkmaya meyilli?
yoksa tüm günahların anası
gerçekten Havva mı?
17 Kasım 2009 Salı
dneme 1.2.3
kadın bir an duraksadı ve ardına dönüp bakıp bakmamakta tereddüt etti. bembeyaz elleri, ayazda kalmış zambak gibi titriyordu. kalbinin sesinin kendi sesini bastırmasından korktuğundan tek kelime edemedi sadece birkaç kere yutkunabildi. kalan gücüyle ellerini sımsıkı yumruk yaptıgını fark etti, bunun nedenini kendisi de kavramakta güçlük çekti, kin mi, nefret mi? bilemedi. Ama bu duyguları barındıramayacak kadar çok sevdiği, bir kere daha kalbini ılıkça yokladı geçti. neydi bu güç gösterisi mi? ama kime?
korkuyla irkildi kendi gücünün hala farkında olmamak içini acıttı, daha bir sıktı yumruklarını, tırnaklarının etini daha da acıtmasını isteyerek. bütün bunlar birkaç saniyede olup geçmişti zihninden, ona asırlar gibi gelen...
ve sendeledi bir an oraya yığılmaktan korkarak derin bir nefes alıp yoluna devam etti...
korkuyla irkildi kendi gücünün hala farkında olmamak içini acıttı, daha bir sıktı yumruklarını, tırnaklarının etini daha da acıtmasını isteyerek. bütün bunlar birkaç saniyede olup geçmişti zihninden, ona asırlar gibi gelen...
ve sendeledi bir an oraya yığılmaktan korkarak derin bir nefes alıp yoluna devam etti...
6 Kasım 2009 Cuma
29 Ekim 2009 Perşembe
29 Ekim
Bugun pek bir tuhaf hisle uyandım, bu yıla kadar coşku ve gurur olurdu hep içimde.
Neden bu his, gözlerim dolu dolu, arada tutamıyorum dökülüveriyorlar, içim dopdolu.
Bir hafta kadar önce rüyamda gördüm Ata'nın ebedi istirahatgahını. Ankara'daymışım iş sebebiyle
Ankara demek Ata demek benim için bilinç altında üstünde bu şekilde. Gelmişken gideyim Ata'mın
yanına konuşayım, ağlayayım, af dileyeyim emanetin üç beş çapulcunun elinde sahip çıkamıyoruz diye.
Biz aslında azınlık değiliz ama bir araya gelip birşey yapamıyoruz diye. Bir kahraman daha çıkacak senin gibi,
her şeyi yoluna koyacak diye bekliyoruz sanırım yine ve yine kolaycıyız diye, kendimde dahil hepimizi şikayet edeyim diyordum. Artık rüyalarım bile isyan ederken bu düzene, ben nasıl bu şekilde devam ediyorum şaşıyorum.
Dualarım, rengini son damlasına kadar hürriyet için canını ortaya koymuş milletinden alan bayrağımın, yurdumun her santiminde aynı hürlük de dalgalanması için!
son nefesime kadar and olsun bunun için çalışacağım!!!
Neden bu his, gözlerim dolu dolu, arada tutamıyorum dökülüveriyorlar, içim dopdolu.
Bir hafta kadar önce rüyamda gördüm Ata'nın ebedi istirahatgahını. Ankara'daymışım iş sebebiyle
Ankara demek Ata demek benim için bilinç altında üstünde bu şekilde. Gelmişken gideyim Ata'mın
yanına konuşayım, ağlayayım, af dileyeyim emanetin üç beş çapulcunun elinde sahip çıkamıyoruz diye.
Biz aslında azınlık değiliz ama bir araya gelip birşey yapamıyoruz diye. Bir kahraman daha çıkacak senin gibi,
her şeyi yoluna koyacak diye bekliyoruz sanırım yine ve yine kolaycıyız diye, kendimde dahil hepimizi şikayet edeyim diyordum. Artık rüyalarım bile isyan ederken bu düzene, ben nasıl bu şekilde devam ediyorum şaşıyorum.
Dualarım, rengini son damlasına kadar hürriyet için canını ortaya koymuş milletinden alan bayrağımın, yurdumun her santiminde aynı hürlük de dalgalanması için!
son nefesime kadar and olsun bunun için çalışacağım!!!
22 Ekim 2009 Perşembe
EKO-EGO )(
bir ekonun devinimi gibi,
oradan oraya, çarpıp geri gelen sesler gibi hayat.
tekrar kaynagına dönüyor, bir bir
bazen hemen, bazen çok uzak aralardan sonra
ama mutlak dönüyor işte
oradan oraya, çarpıp geri gelen sesler gibi hayat.
tekrar kaynagına dönüyor, bir bir
bazen hemen, bazen çok uzak aralardan sonra
ama mutlak dönüyor işte
21 Ekim 2009 Çarşamba
ıssız çiçekler...
Dokununca solacak diye,
Hiç koklanmaz mı çiçek?
Asıl, koklanılmazsa, dokunulmazsa
Vaktinden çok önce solmaz mı?
Hiç koklanmaz mı çiçek?
Asıl, koklanılmazsa, dokunulmazsa
Vaktinden çok önce solmaz mı?
16 Ekim 2009 Cuma
bir mutlu hal
kelebekler kondurdun
yeniden yüreğime,
bunca zaman sonra.
tam da unutmuşken kelebekleri, renkleri
yeniden ebemkuşaklarını gösterdin ya
teşekkür ederim
yeniden yüreğime,
bunca zaman sonra.
tam da unutmuşken kelebekleri, renkleri
yeniden ebemkuşaklarını gösterdin ya
teşekkür ederim
13 Ekim 2009 Salı
sesler, sözler, izler
gideceği yere ulaşmıyor, sesler
donup kalıyor hece hece kelimelerim,
nefesim, buz tutmuş gibi düşüyorlar
ağzımdan çıkar çıkmaz
hava da ne var, neden soğuk bu kadar?
izlerin kayboluyor teker teker.
yolumu bulamamaktan korkuyorum...
bekler misin?
bekler misin?
8 Ekim 2009 Perşembe
6 Ekim 2009 Salı
hazandan, bahara...
gel etme gülüm,
sensiz koyma bu dağınık
hazan bahçesini
birlikte koyun koyuna uyuyalım
bu kış
unutma, baharda açacak
bir başka bahçe bulamazsın!
böyle saran sarmalayan
....
sensiz koyma bu dağınık
hazan bahçesini
birlikte koyun koyuna uyuyalım
bu kış
unutma, baharda açacak
bir başka bahçe bulamazsın!
böyle saran sarmalayan
....
1 Ekim 2009 Perşembe
hazan, yağmur, özlem, vs vs
ben bu havalarda hep bir martı olmak isterim
serin serin yırtmak isterim, yüzüme yağmur taneleri vururken.
ben bu havalarda ulu bir çınar olmak isterim
yüz binlerce kolumla kucaklamak damlaları.
bir de toprak olmak isterim, bu havalarda,
çatlayan bedenime öpücük gibi damlaların konmalarını sevmişimdir hep.
son olarak da hep hazan aşklarını severim,
sırılsıklam yürümeyi bir de...
11.09.2017
E.G
serin serin yırtmak isterim, yüzüme yağmur taneleri vururken.
ben bu havalarda ulu bir çınar olmak isterim
yüz binlerce kolumla kucaklamak damlaları.
bir de toprak olmak isterim, bu havalarda,
çatlayan bedenime öpücük gibi damlaların konmalarını sevmişimdir hep.
son olarak da hep hazan aşklarını severim,
sırılsıklam yürümeyi bir de...
11.09.2017
E.G
gitmekle kalmak arası
gitmek en kolay her zaman için,
korkak işi!
kalmalı, zor olanı yapmalı her zaman.
en umutsuz acının içinde bile,
yüreğinde bir umut tohumuyla kalmalı
belki kahraman olmayacaksın ama için rahat olacak,
en azından birşeyleri yarım bırakmadığın için.
korkak işi!
kalmalı, zor olanı yapmalı her zaman.
en umutsuz acının içinde bile,
yüreğinde bir umut tohumuyla kalmalı
belki kahraman olmayacaksın ama için rahat olacak,
en azından birşeyleri yarım bırakmadığın için.
29 Eylül 2009 Salı
paradokslar II
bu yollar bu sokaklar benden ne istiyor anlamadım,
ayaklarım bana değil onlara hizmet etmekte
ellerim ceplerimde, kulağımda hep o hüzünlü şarkılar.
içimde hala sevdan, terk etmedi beni henüz,
ama alıştım yokluğuna, daha iyiceyim.
hala içimde bir yerlere gitme arzusu,
her yenilmiş de, bu arzu var mıdır bilmiyorum?
ama gidemiyorum işte!
bir şekilde bağlanmış görünmeyen sicimler le buraya bedenim
belkide bedenim özgür, kalbim beynim bağlanmış ya da bağlamışım,
bu da bir paradoks!!!
sonuçta her defasında kalıp göğüslüyorum tüm olanları,
sıkıldım, çok sıkıldım...
ayaklarım bana değil onlara hizmet etmekte
ellerim ceplerimde, kulağımda hep o hüzünlü şarkılar.
içimde hala sevdan, terk etmedi beni henüz,
ama alıştım yokluğuna, daha iyiceyim.
hala içimde bir yerlere gitme arzusu,
her yenilmiş de, bu arzu var mıdır bilmiyorum?
ama gidemiyorum işte!
bir şekilde bağlanmış görünmeyen sicimler le buraya bedenim
belkide bedenim özgür, kalbim beynim bağlanmış ya da bağlamışım,
bu da bir paradoks!!!
sonuçta her defasında kalıp göğüslüyorum tüm olanları,
sıkıldım, çok sıkıldım...
27 Eylül 2009 Pazar
paradokslar I
dün saatlerce yürüdüm,
ve yalnızlıgımı kamufle etmek için,
hep en kalabalık yerlere çıkardı beni yollar
bu şehri bırakıp gitmek isterken
tekrar sevdim,
tekrar tekrar aynı yollarda yürüdüm
binaların taşlarına dokundum bir bir
sevgiliye dokunur gibi,
sevdikçe nefret ettim, nefret ettikçe sevdim
ve yalnızlıgımı kamufle etmek için,
hep en kalabalık yerlere çıkardı beni yollar
bu şehri bırakıp gitmek isterken
tekrar sevdim,
tekrar tekrar aynı yollarda yürüdüm
binaların taşlarına dokundum bir bir
sevgiliye dokunur gibi,
sevdikçe nefret ettim, nefret ettikçe sevdim
26 Eylül 2009 Cumartesi
bir kenti bırakma arzusu
terk etmeli bu kenti,
ve senin arşınladığın şu yollara basmamalı,
senin gözlerinin değdiği,
şu denizi, dalgaları, köpükleri görmemeli
Gardım düştü hayat karşısında
şehrin yorgunluğu yetmez gibi
aşk yorgunluğunu da ekledim
aferin bana
bir an evvel toparlanmalı
ve başka bir şehirde soluklanmalı,
eskiye dair her şeyi bu kentte bırakarak.
arkama bakmadan
kah yürümeli, kah koşmalı
ama durmamalı bir an...
ve senin arşınladığın şu yollara basmamalı,
senin gözlerinin değdiği,
şu denizi, dalgaları, köpükleri görmemeli
Gardım düştü hayat karşısında
şehrin yorgunluğu yetmez gibi
aşk yorgunluğunu da ekledim
aferin bana
bir an evvel toparlanmalı
ve başka bir şehirde soluklanmalı,
eskiye dair her şeyi bu kentte bırakarak.
arkama bakmadan
kah yürümeli, kah koşmalı
ama durmamalı bir an...
24 Eylül 2009 Perşembe
YETMEZ Kİ
bir küçük dere olsam
kıvrımlı uzun yollar boyu
aksam aksam
bulur muyum acaba?
kurak kalbini!
yeter mi gücüm?
yeniden yeşertmeye....
züğürt tesellisi
seni ayırdım herkesten
benim hiç ayırdım olmadığı halde,
sevdim koşulsuz kuralsız
kendim bir dizi koşula tabiyken
yapılacak bir şey yok!
geçecek bugünler de
bir öyle, bir böyle
her şeyi akışına bıraktım
bir gün bulur beni belki
duyularıma, duygularıma
dokunarak sevgi
kim bilir?
içimde bir ümit var hala hayret!
20 Eylül 2009 Pazar
isyanın dehlizlerinde...
volta atıyor kelimler sırayla odamda
ben kıpırdayamıyorum ve hatta ağlayamıyorum bile
bir isyan kaşıyor yine bütün bedenimi, zihnimi
yumruklarımı sıkıp sıkıp bırakıyorum
yorgunum çok yorgun...
ağlamaktan yorgun,
düşünmekten yorgun
uykusuzluktan yorgun,
sevmekten yorgun!
sadece temenni edebiliyorum
bir an önce bitsin bu hal...
ben kıpırdayamıyorum ve hatta ağlayamıyorum bile
bir isyan kaşıyor yine bütün bedenimi, zihnimi
yumruklarımı sıkıp sıkıp bırakıyorum
yorgunum çok yorgun...
ağlamaktan yorgun,
düşünmekten yorgun
uykusuzluktan yorgun,
sevmekten yorgun!
sadece temenni edebiliyorum
bir an önce bitsin bu hal...
17 Eylül 2009 Perşembe
16 Eylül 2009 Çarşamba
yine özlem
neden bu kadar uzağız?
merhametin fazlası acıtır bilirim,
ama insafsızsın!
rüyalarıma bile gelmiyorsun artık,
bilmiyorsun ne kadar özlendiğini...
........
seni özledim
sesini özledim,
hep aynı şeyleri
yineledim
merhametin fazlası acıtır bilirim,
ama insafsızsın!
rüyalarıma bile gelmiyorsun artık,
bilmiyorsun ne kadar özlendiğini...
........
seni özledim
sesini özledim,
hep aynı şeyleri
yineledim
12 Eylül 2009 Cumartesi
sinsi bir isyan!!
ne gerek varmış bu kadar bastırmaya,
içime akıtmaya...
neyime gerekti boyumdan büyük acıları biriktirmek..
büyümekmiş, erdemlermiş, sınavlarmış, olgunlaşmakmış...
kim söyledi bu yalanları kim?
kim inandırdı, bunlara beni?
bak geçiyor ömrümün en güzel zamanları,
alıyor en degerlimi,
an be an zaman!
ve biliyorum yerine koyamayacagım bir daha
içime akıtmaya...
neyime gerekti boyumdan büyük acıları biriktirmek..
büyümekmiş, erdemlermiş, sınavlarmış, olgunlaşmakmış...
kim söyledi bu yalanları kim?
kim inandırdı, bunlara beni?
bak geçiyor ömrümün en güzel zamanları,
alıyor en degerlimi,
an be an zaman!
ve biliyorum yerine koyamayacagım bir daha
11 Eylül 2009 Cuma
alış-veriş
alış-veriş bitti,
bitti tüm taksitli sevgiler,
nakit puuanlar, ekstra bonuslar
şimdi kefilsiz krediler lazım
boşalan güven yerine
taksit atlatmak lazım
önümüzdeki on seneye
yetmiyor mu, hım
bu tarafta satılık ruh yok
diğer reyona bakınız..
bitti tüm taksitli sevgiler,
nakit puuanlar, ekstra bonuslar
şimdi kefilsiz krediler lazım
boşalan güven yerine
taksit atlatmak lazım
önümüzdeki on seneye
yetmiyor mu, hım
bu tarafta satılık ruh yok
diğer reyona bakınız..
kolaycı
öyle mecalsizim ki noktaları koymaya bile gücüm yok,
elim sürükleniyor kalbim sürükleniyor bir alışkanlıktan mütevellit.
unutabilsem bütün alışkanlıklarımı,
yeni doğmuş bir çocuk gibi bakir olsa beynim ellerim,
yeniden alışkanlıklar ve yeni kelimeler yüklesem,
çok mu kolaycıyım?
elim sürükleniyor kalbim sürükleniyor bir alışkanlıktan mütevellit.
unutabilsem bütün alışkanlıklarımı,
yeni doğmuş bir çocuk gibi bakir olsa beynim ellerim,
yeniden alışkanlıklar ve yeni kelimeler yüklesem,
çok mu kolaycıyım?
10 Eylül 2009 Perşembe
portre I
neşesi az, derdi fazla 21.yy metropol insanı
ömrümü şehir ve yaşam kemirirken,
beynimi yalnızlık kemiriyor...
ömrümü şehir ve yaşam kemirirken,
beynimi yalnızlık kemiriyor...
9 Eylül 2009 Çarşamba
martılar dedikoducu mudur?
Haydi içelim bu gece
Gurubun son demi şarabımızdan
Usulca yırtalım sandalla
Bogaziçi'nin ipek atlasını
Naralar atalım dörtbir yandan yankılansın sesimiz,
Münir Nurettin'in şarkıları gibi
Ve hiç bilmedigimiz sırlarımızı itiraf edelim birbirimze
Nasılsa yarın hatırlayamayacağımız malüm...
Birtek, birtek martılardan çekinirim,
Tüm İstanbul'a ve sana yeniden anlatırlarsa...
Gurubun son demi şarabımızdan
Usulca yırtalım sandalla
Bogaziçi'nin ipek atlasını
Naralar atalım dörtbir yandan yankılansın sesimiz,
Münir Nurettin'in şarkıları gibi
Ve hiç bilmedigimiz sırlarımızı itiraf edelim birbirimze
Nasılsa yarın hatırlayamayacağımız malüm...
Birtek, birtek martılardan çekinirim,
Tüm İstanbul'a ve sana yeniden anlatırlarsa...
8 Eylül 2009 Salı
devekuşu
~kulaklarını gözlerini kapadığında
duymayacağını, görmeyeceğini mi
sanıyorsun?
~açmaya gebe bir tomurcuğun çıtırtısını,
yahut gülen bir çocuğun gözlerinde ki
o içten ışıltıyı
~kandıramazsın kendini
herkesi inandırsan bile;
sağır ve kör olduğuna.
duymayacağını, görmeyeceğini mi
sanıyorsun?
~açmaya gebe bir tomurcuğun çıtırtısını,
yahut gülen bir çocuğun gözlerinde ki
o içten ışıltıyı
~kandıramazsın kendini
herkesi inandırsan bile;
sağır ve kör olduğuna.
öteki ben'e
ne sen umut tacirisin,
ne de ben melankonik bir aşk delisi
sadece öyle oldugumuzu sanıyoruz
ve bu sanmalarla yaşıyoruz,
gerçek benlerden uzakta
ne de ben melankonik bir aşk delisi
sadece öyle oldugumuzu sanıyoruz
ve bu sanmalarla yaşıyoruz,
gerçek benlerden uzakta
umutsuzluğum insanlara dair I
heryerde heykeller
eti, canı, kanı olup düşünmeyen heykeller.
gayesiz, düşüncesiz, kendine bile faydasız,
varlığından bihaber heykeller
iyi bir kulum diyor sadece,
kime kulluk ettigini bilmeden...
eti, canı, kanı olup düşünmeyen heykeller.
gayesiz, düşüncesiz, kendine bile faydasız,
varlığından bihaber heykeller
iyi bir kulum diyor sadece,
kime kulluk ettigini bilmeden...
ahh martılar
gemiler geçti rüyalarımda,
bembeyaz yelkenleriyle
inci gibi dizilmişti,
gerdanına İstanbul'umun
yükleri umut, sevinç
sevgi ve mutluluktu...
bir martı çıglığında sıçrayarak uyandırıldım
ama yine de kızamıyorum martılara...
bembeyaz yelkenleriyle
inci gibi dizilmişti,
gerdanına İstanbul'umun
yükleri umut, sevinç
sevgi ve mutluluktu...
bir martı çıglığında sıçrayarak uyandırıldım
ama yine de kızamıyorum martılara...
7 Eylül 2009 Pazartesi
hüzünlü anlardan biri...
bu hüzün nedir böyle
çöreklendi üzerime,
sis gibi, sus gibi...
....
kendi sesim dahil her ses zül,
sussun herkes, sende sus!
...
bir bu eksikti!
bu yağmurda neyin nesi
gözlerimdeki çiğ ağır gelirken...
çöreklendi üzerime,
sis gibi, sus gibi...
....
kendi sesim dahil her ses zül,
sussun herkes, sende sus!
...
bir bu eksikti!
bu yağmurda neyin nesi
gözlerimdeki çiğ ağır gelirken...
2 Eylül 2009 Çarşamba
gebe zamanlar...
içimde bir sancı var,
.........................bilemiyorum,
açmaya çalışan tomurcugun sancısı mı?
yoksa.............
kuruyan bir yaprağın tutunmak için
tüm gücünü harcaması mı?
..............birşeyler olacak çok kısa zamanda
seziyorum...
.........................bilemiyorum,
açmaya çalışan tomurcugun sancısı mı?
yoksa.............
kuruyan bir yaprağın tutunmak için
tüm gücünü harcaması mı?
..............birşeyler olacak çok kısa zamanda
seziyorum...
30 Ağustos 2009 Pazar
29 Ağustos 2009 Cumartesi
yine yeniden, yeniden yine
nereden çıktı yine
aynı sızı yine sol yanımda,
her derin nefeste yaprak gibi titreyiş
bunu sevmiyorum, sevmiyorum, sevmiyorum...
...
çanlar derin acılar için çalıyor hissediyorum...
aynı sızı yine sol yanımda,
her derin nefeste yaprak gibi titreyiş
bunu sevmiyorum, sevmiyorum, sevmiyorum...
...
çanlar derin acılar için çalıyor hissediyorum...
24 Ağustos 2009 Pazartesi
özlem...
özledim..
etin etime değmesede
soluk alışverişini duymak istedim
hiç konuşmasak da
gözlerinin gözüme değmesini istedim
sadece seni özledimmm
etin etime değmesede
soluk alışverişini duymak istedim
hiç konuşmasak da
gözlerinin gözüme değmesini istedim
sadece seni özledimmm
21 Ağustos 2009 Cuma
içe bakış
hüzün damlardı gözlerinden
en çoşkulu kahkahalarında bile
içini kaplardı burukluk,
hissettiğinden olmalı,
bu halleri,
yoksa, sürekli böyle yaşanılmaz!
hissettiğinden olmalı,
bu halleri,
yoksa, sürekli böyle yaşanılmaz!
dikenlerin içinde bir gül...
Birkaç gündür sadece şu düşünceler dolanıp durdu, bir fırsatını bulsam da buraya aktarsam diye kıvrandım.
“Birine dokunduğun zaman sadece bedenine dokunmazsın aynı anda ruhuna da dokunursun”
ne doğru bir söz ama kimin umurundaSen bana dokunduğunda her seferinde bana bir diken verdin aslında! Bu bile benim için armağandı en güzel gülden di ne de olsa bu dikenler, şimdi de itirazım yok ama en derinime kayıyor git gide. Bunu ömrüm boyunca hep taşıyacağım tebessümle her şeye rağmen. Bütün kanamalarımı, acılarımı, hüznümü, buruklularımı bir yana ayırarak…
“Birine dokunduğun zaman sadece bedenine dokunmazsın aynı anda ruhuna da dokunursun”
ne doğru bir söz ama kimin umurundaSen bana dokunduğunda her seferinde bana bir diken verdin aslında! Bu bile benim için armağandı en güzel gülden di ne de olsa bu dikenler, şimdi de itirazım yok ama en derinime kayıyor git gide. Bunu ömrüm boyunca hep taşıyacağım tebessümle her şeye rağmen. Bütün kanamalarımı, acılarımı, hüznümü, buruklularımı bir yana ayırarak…
20 Ağustos 2009 Perşembe
yollar, başlangıçlar ve sonlar...
Sana çıkıyordu tüm yollarım ve ben itirazsız sürükleniyordum ayaklarımın, kalbimin peşi sıra.
Ne zaman yolun sonuna ulaşacağımı merak ederek devam ettim. Bazen ümidim kalmadı, gücüm de, yalpalandı bedenim, duygularım ama her seferinde yeniden doğrulttum bu bedeni.
Ruhumu görmezden geldim bazen, kendim bastım çokça üzerine, ilk yol yapan benim ayaklarımdı. Diğerlerinin basmasına aldırış bile etmedim ama hata ettim hem de çok büyük hata. Şimdi bunları söylemenin ne önemi var onu da kestiremiyorum, geriye alabilir miyim?
Bütün incinmişliklerimi, kırılıp yapıştırdığım yüreğime sıfır duygular yükleyebilir miyim?
Bu kalbimin yarattığı çelişki miydi bilemiyorum aklımı da kandırmış olmalı! Neden sana çıkıyordu diye başladım söze. Bunu kendime sürekli dikte ederek kendimi, inandırmış, olamam değil mi? Bu kadarını yapmış olamam değil mi? İçim o kadar dolu ki nasıl boşalır bilemiyorum.
Önceki zamanlara göre iyi gibiyim sana dair hiç beklentim olmadı ve amacım da olmadın hiçbir zaman. Bunlara rağmen hiçbir zaman aklımdan da çıkmaman tuhaf işte, burada bütün tuhaflıkları kendime yüklüyorum yine. Düzelmez bir şey değil pek çok kimsenin içinde bulunduğu durum, herkes kendine göre adlandırıyor ya da kendince rahatlama yolu arıyor, buluyor, benimde naçizane buralara aktardığım kelimelerim, bir nebze rahatlatıyor içimi. Bir de yastığımdaki ıslak harelerim.
Ne zaman yolun sonuna ulaşacağımı merak ederek devam ettim. Bazen ümidim kalmadı, gücüm de, yalpalandı bedenim, duygularım ama her seferinde yeniden doğrulttum bu bedeni.
Ruhumu görmezden geldim bazen, kendim bastım çokça üzerine, ilk yol yapan benim ayaklarımdı. Diğerlerinin basmasına aldırış bile etmedim ama hata ettim hem de çok büyük hata. Şimdi bunları söylemenin ne önemi var onu da kestiremiyorum, geriye alabilir miyim?
Bütün incinmişliklerimi, kırılıp yapıştırdığım yüreğime sıfır duygular yükleyebilir miyim?
Bu kalbimin yarattığı çelişki miydi bilemiyorum aklımı da kandırmış olmalı! Neden sana çıkıyordu diye başladım söze. Bunu kendime sürekli dikte ederek kendimi, inandırmış, olamam değil mi? Bu kadarını yapmış olamam değil mi? İçim o kadar dolu ki nasıl boşalır bilemiyorum.
Önceki zamanlara göre iyi gibiyim sana dair hiç beklentim olmadı ve amacım da olmadın hiçbir zaman. Bunlara rağmen hiçbir zaman aklımdan da çıkmaman tuhaf işte, burada bütün tuhaflıkları kendime yüklüyorum yine. Düzelmez bir şey değil pek çok kimsenin içinde bulunduğu durum, herkes kendine göre adlandırıyor ya da kendince rahatlama yolu arıyor, buluyor, benimde naçizane buralara aktardığım kelimelerim, bir nebze rahatlatıyor içimi. Bir de yastığımdaki ıslak harelerim.
acının işlemediği anlar...
Artık acıtamaz canımı hiçbir şey
Sensizliği gördü bu yürek bir kere
Korkutur mu sanıyorsunuz?
Cehennem ateşinin en harlısı!
Bir zamanlar sönmeyen bir kordu
Bu yürek ne zaman buza döndü
Duyanınız göreniniz var mı?
Sensizliği gördü bu yürek bir kere
Korkutur mu sanıyorsunuz?
Cehennem ateşinin en harlısı!
Bir zamanlar sönmeyen bir kordu
Bu yürek ne zaman buza döndü
Duyanınız göreniniz var mı?
hissi med cezirler III
bataklık denize dönüşebilir mi?
bir ateş böcegi kadar umut doğdu
zifiri geceme.
bekleyecegim...
bir ateş böcegi kadar umut doğdu
zifiri geceme.
bekleyecegim...
19 Ağustos 2009 Çarşamba
hissi med cezirler II
Çabaladım yoğu var etmek için, yüreğimi ortaya koyarak hem de.
Her adımın bilemedim bataklıkta çırpınış olduğunu,
Ve beni en derinine çektiğini, bilemedim işte.
Deniz olsa dibe vurup çıkardım yüzeye,
Şimdi balçık çekiyor en derinine, ben çaresiz bekliyorum çürümeyi
Kendi etimin kokusu burnumda
Her adımın bilemedim bataklıkta çırpınış olduğunu,
Ve beni en derinine çektiğini, bilemedim işte.
Deniz olsa dibe vurup çıkardım yüzeye,
Şimdi balçık çekiyor en derinine, ben çaresiz bekliyorum çürümeyi
Kendi etimin kokusu burnumda
ÖYLESİNE BİR AŞK ŞİİRİ
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Akasya yüklü kervanlar geçer
Çan sesleri arasında bir fener
Yanar söner yanar söner yanar söner
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Kentin en kalabalık yerlerinde
Dört nala koşan bir at gibi
Çılgınlığa akan yalnızlığa ölüme
Yazılmış şiirleri yeniden yazmak bütün
Hayatı teğellemek yepyeni bir güne
Ve sonra sökmek uzun uzun
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Yalnızlıktan gelir yalnızlıklara gider
Düşülür her şeyin altına bir tarih
Soluksuzum günlerdir geceler uzar
Yaşamak dünyayı ödüllendirmektir artık
Kendimi öldürdüğüm yerlerde beni kan tutar
Başıma gelecekleri bile bile yürürüm
Hilton Oteli'nde hu çekerim huu...
İşte hırkam ben de bir dervişim
Asamı vestiyerde bırakmak zorunda kalırım
Nescafeyi konyakla kardığım günler gecelerdir
Bakarım gözlerine eğnim silkelenir
Döktüğüm acılar yıllar kederlerdir
Alnıma bir avuç tuz atılır düşünemem
Konuşamam ağlayamam bağıramam
Neden gece her gecenin ardından gelir
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Gözlerin tarihçesi yaşayıp öldüğümün
Ihlamur ağaçları altında bir Saraybosna hatırası
Sen ben ve Deniz bir de rüzgarın örttüğü gençliğimiz
Sen ben ve Deniz. Sen ben ve Deniz...
Akasya yüklü kervanlar geçer
Çan sesleri arasında bir fener
Yanar söner yanar söner yanar söner
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Kentin en kalabalık yerlerinde
Dört nala koşan bir at gibi
Çılgınlığa akan yalnızlığa ölüme
Yazılmış şiirleri yeniden yazmak bütün
Hayatı teğellemek yepyeni bir güne
Ve sonra sökmek uzun uzun
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Yalnızlıktan gelir yalnızlıklara gider
Düşülür her şeyin altına bir tarih
Soluksuzum günlerdir geceler uzar
Yaşamak dünyayı ödüllendirmektir artık
Kendimi öldürdüğüm yerlerde beni kan tutar
Başıma gelecekleri bile bile yürürüm
Hilton Oteli'nde hu çekerim huu...
İşte hırkam ben de bir dervişim
Asamı vestiyerde bırakmak zorunda kalırım
Nescafeyi konyakla kardığım günler gecelerdir
Bakarım gözlerine eğnim silkelenir
Döktüğüm acılar yıllar kederlerdir
Alnıma bir avuç tuz atılır düşünemem
Konuşamam ağlayamam bağıramam
Neden gece her gecenin ardından gelir
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Gözlerin tarihçesi yaşayıp öldüğümün
Ihlamur ağaçları altında bir Saraybosna hatırası
Sen ben ve Deniz bir de rüzgarın örttüğü gençliğimiz
Sen ben ve Deniz. Sen ben ve Deniz...
18 Ağustos 2009 Salı
kelimeler kifayetsiz
-Öteki Yüreğim...
- “Sevgili Dostum, Bugün Eduardo Galeano’nun kitaplarını karıştırıyordum. Sana rastladım orada.
Dostum = Öteki Yüreğim diyordu bir Guarao yerlisinin ağzından. Sevgili öteki yüreğim, nasıl ince ince işlendi dostluğumuz yılların gergefinde. Anılar neredeyse yüreğimi delip geçiyor hatırladıkça. Yo, üzüntüyle hatırladığımdan değil, anımsamak kelimesinin Latincesine, re-cordis’e öykünmüş de onun için.. Dost kolay bulunmuyor diyorlar. Öyle ya, ne zor iş doğru zamanda doğru yerde olabilmek, fark edebilmek ve o ilk adımı atabilmek. Iyi ki o ilk adımı attık seninle aynı anda. Ama ötesi de hiç kolay değil. Kolay kolay dost da kalınmıyor. Ne “dostluk”lar gördük, sadece postluk. Görüntü zengin, içi fos. Ne “dostluk”lar yanımızdan fırtına misali geldi geçti. Merak ettik bu rüzgar ne biçim rüzgardır böyle ki bir dostluğu savurup atar diye. Bir de baktık ki ne rüzgarı, ne fırtınası; esen bir bebeğin soluğundan bile güçsüz, cılız bir yel sadece. Bazı “dostluk”ların ben merkezci, ketum olduğunu izledik. Keçi boynuzu mübarek. O bir dirhem lezzetini vermemekde direniyor ha direniyor. Verince kaybolacak sanıyor sevgisi, ilgisi, bilgisi. Oysa biz seninle dostluğumuzu yaratmak için birlikte çok uzun ve keyifli yollar katettik. Dostluğun, çiçek misali özen, zaman ve bakım gerektirdiğini bilip, titiz bahçıvanlar olduk. Tüm doğa koşullarına karşın çiçeklerimizi soldurmadık. Bahar kokuyor dostluğumuzda, çiçekler yeşeriyor, her geçen gün bahçemize farklı renkler katılıyor. Ve o katılan renkler bizim özgün renklerimiz oluyor; üç ölçü sevgi, beş ölçü güven, iki ölçü doğallık, dört ölçü saygı… böyle sürüp gidiyor tarifi. Haydi gel, dostluğu anlatalım kulak kabartmış bizi dinleyenlere. Gerçek dostluk için sadece parmak uçlarını delip, birbirine dokundurarak KANKA olmanın yetmediğini, kalp uçlarınızın birbirine dolanması gerektiğini, binlerce kilometre öteden bile dostunun ağlama sesini en derin uykunda duyabildiğini, onu uzun haftalar, aylar boyunca göremesen dahi bir araya geldiğinizde sanki sohbetiniz dün akşam yarım bırakılmış gibi kaldığınız kelimeden devam ettirebildiğinizi, araya giren mesafe uzaklıklarının gerçek uzaklıklar olmadığını, asıl gönül uzaklıklarının dostlukları yaraladığını…
- “Sevgili Dostum, Bugün Eduardo Galeano’nun kitaplarını karıştırıyordum. Sana rastladım orada.
Dostum = Öteki Yüreğim diyordu bir Guarao yerlisinin ağzından. Sevgili öteki yüreğim, nasıl ince ince işlendi dostluğumuz yılların gergefinde. Anılar neredeyse yüreğimi delip geçiyor hatırladıkça. Yo, üzüntüyle hatırladığımdan değil, anımsamak kelimesinin Latincesine, re-cordis’e öykünmüş de onun için.. Dost kolay bulunmuyor diyorlar. Öyle ya, ne zor iş doğru zamanda doğru yerde olabilmek, fark edebilmek ve o ilk adımı atabilmek. Iyi ki o ilk adımı attık seninle aynı anda. Ama ötesi de hiç kolay değil. Kolay kolay dost da kalınmıyor. Ne “dostluk”lar gördük, sadece postluk. Görüntü zengin, içi fos. Ne “dostluk”lar yanımızdan fırtına misali geldi geçti. Merak ettik bu rüzgar ne biçim rüzgardır böyle ki bir dostluğu savurup atar diye. Bir de baktık ki ne rüzgarı, ne fırtınası; esen bir bebeğin soluğundan bile güçsüz, cılız bir yel sadece. Bazı “dostluk”ların ben merkezci, ketum olduğunu izledik. Keçi boynuzu mübarek. O bir dirhem lezzetini vermemekde direniyor ha direniyor. Verince kaybolacak sanıyor sevgisi, ilgisi, bilgisi. Oysa biz seninle dostluğumuzu yaratmak için birlikte çok uzun ve keyifli yollar katettik. Dostluğun, çiçek misali özen, zaman ve bakım gerektirdiğini bilip, titiz bahçıvanlar olduk. Tüm doğa koşullarına karşın çiçeklerimizi soldurmadık. Bahar kokuyor dostluğumuzda, çiçekler yeşeriyor, her geçen gün bahçemize farklı renkler katılıyor. Ve o katılan renkler bizim özgün renklerimiz oluyor; üç ölçü sevgi, beş ölçü güven, iki ölçü doğallık, dört ölçü saygı… böyle sürüp gidiyor tarifi. Haydi gel, dostluğu anlatalım kulak kabartmış bizi dinleyenlere. Gerçek dostluk için sadece parmak uçlarını delip, birbirine dokundurarak KANKA olmanın yetmediğini, kalp uçlarınızın birbirine dolanması gerektiğini, binlerce kilometre öteden bile dostunun ağlama sesini en derin uykunda duyabildiğini, onu uzun haftalar, aylar boyunca göremesen dahi bir araya geldiğinizde sanki sohbetiniz dün akşam yarım bırakılmış gibi kaldığınız kelimeden devam ettirebildiğinizi, araya giren mesafe uzaklıklarının gerçek uzaklıklar olmadığını, asıl gönül uzaklıklarının dostlukları yaraladığını…
17 Ağustos 2009 Pazartesi
hissi med cezirler I
hiçbirşey ifade edememek ne fana halbuki her gelişinde aklıma içim titrerken sende ayıd yaratamamak...
sevmek ve bitmek bilmez bir özleme gögüs germek, boşuboşuna...
beklentili olmayı sevmedim ben ama sevgide insan bekliyormuş bir şekilde daha yeni kavrıyorum, dokunmayı, öpmeyi, öpülmeyi sevildigini hissetmeyi bekliyormuş...
büsbütün bana ait birşeyi de istemedim eşya gibi birşeyi ama bu kadar uzaklıgı kabul edebilen var mı?
yoksa bende mi sorun???
sevmek ve bitmek bilmez bir özleme gögüs germek, boşuboşuna...
beklentili olmayı sevmedim ben ama sevgide insan bekliyormuş bir şekilde daha yeni kavrıyorum, dokunmayı, öpmeyi, öpülmeyi sevildigini hissetmeyi bekliyormuş...
büsbütün bana ait birşeyi de istemedim eşya gibi birşeyi ama bu kadar uzaklıgı kabul edebilen var mı?
yoksa bende mi sorun???
to miss
-gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde , iki ayrı şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerimiz....
14 Ağustos 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)