30 Aralık 2012 Pazar

otuz aralık

ikibinoniki nasıl geçti bıdıbıdısının had safhada olduğu şu günlerde
benim için nasıl geçti diye içimden geçmedi değil(!)
bir iki yeni ülke ve kısa bir tatil dışında kendime çok vakit ayıramadığım bir yıl oldu,
iş hayatımın neredeyse tamamını kapsamış durumda,
bu durumun dışına çıkmaya çalıştıkça, yeni görevlerle tersi oluyor...
Sanıyorum ikibinonüç de yine aynı hatta daha fazlası beni bekliyor.
bu arada yönetici olmak çok zormuş bunu anladım, hele ki uzun zaman çalıştığın şirkette daha zormuş...
üç beş kişinin amirliğini yaparken seksen-yüz kişinin idaresi,
kurumsallaşmayı henüz tamamlayamamış bir bir şirkette daha güç..
üstesinden elbetteki gelebilirim ama çalışmadığım bir konu, bu nedenle çok okumalı çok çalışmalı...
hayatı çok askıya almadan yapabilirsem ne ala..
yeni yıldan bir beklentim yok,
huzurumu, ağzımın tadını bozmasın yeter...







22 Aralık 2012 Cumartesi

telefonun pili donmadan az önce..

yirmiiki aralık

"Başım sükutu öğüten, uçsuz bucaksız bir değirmen; İçim muradına ermiş abasız, postsuz bir derviş..." demiş.

A.H.Tanpınar



19 Aralık 2012 Çarşamba

buz buzz

bunca zamandir gelir giderim bu memleketlere.
hatta sibirya'ya  gittimdi vakti zamaninda..
bu kadar sogukla karsilasmadim.
otelde t-shirtle disarida kat kat lahana banamisin demiyor...
istanbul'u ozledim...

3/5gun daha sabir!


15 Aralık 2012 Cumartesi

onbeş aralık

yine aralığın ortası, saymadım ama unutmadım da
ve  ben yine binlerce kilometre uzaktayım,
eksi on beş derece civarında
yakınlığın uzaklığın bir önemi olmadığı gibi,
soğuğunda yok!
bunları neden söylüyorum ki bir sürü laf salatası,
es geçemedim yine,
sevildiğince upuzun ömrün olsun...

13 Aralık 2012 Perşembe

beni biraz da böyle hatırla

hatırla
kaybettiğin her şey gibi
bir yabancı, bir korkak belki
böyle hatırla
sarılıp kendie sıkıca
"bu hayat benim değil" de
beni biraz da böyle hatırla..


toplasan iki kişi edermiyiz hala?
beni biraz böyle hatırla....









12 Aralık 2012 Çarşamba

12.12.2012

bu güzel sıralanmış, şık tarihte bloga not düşmek istedim,
yoksa yazacak, diyecek pek bir sözüm yok

8 Aralık 2012 Cumartesi

kış gezintisi

Odessa da bir pasajda 
yalnız değil, kendi başına..



30 Kasım 2012 Cuma

ve kasım sonu

sürprizlerle doluydu doğrusu yirmisinden sonrası,
bu kasımda böyle bitti
aralıktan tek dileğim kolleksiyonumun iyi satması..


17 Kasım 2012 Cumartesi

onyedi kasım

rakı şişesinde balık olunup,
uzaklara gidilir mi usta?

cebimde Orhan Veli şiirleri
beni kaç yıl daha yaşatır,
bu dünya sürgününde,
söylesene be usta?








14 Kasım 2012 Çarşamba

büyük kazık!

"hatırlamak için  bir hafızamız varken,
unutmak için elimizde hiç bir şeyin olmaması, hayatın bize attığı en büyük kazıktır."


M. Mungan






10 Kasım 2012 Cumartesi

ağır duygu kayıbı..


silahını çekti
ve delik deşik etti
bütün duygularımı,
etrafa saçıldı tüm duygular,
paramparça..


8 Kasım 2012 Perşembe

sekiz kasım

Artık yeşerecek bir dalım yok
Yağmurlar yağsa da hoş yağmasa da
Üç günlük ömrümü bir günde yitirdim
Yarınlar gelse de hoş gelmese de

Paydos mutluluğa paydos artık
Kaderim gülse de hoş gülmese de

 sabahlar olmasın diyorum da oluyor işte!
ve sabahın altı buçuğunda işe gelirken, zihnimde bu şarkı çalınıyor,
çalınsa da hoş çalınmasa da...

paydos











7 Kasım 2012 Çarşamba

yedi ekim veya kasım

kasım kasveti mi bilmem, yaşam kasveti mi ?
hayatın ne kadar boktan olduğunu her geçen gün daha derin hissetmek, kasım'da..
gününün dolmasını bekleyen mahkum gibi beklemek, beklemek...


3 Kasım 2012 Cumartesi

üç kasım

"bilmiyorum aklın da mıyım,
bir ihtimal olur ya..."

her yerden silmiş olabilirim,
ama hala canlısın aklımda ve kalbimde
bazen bir mekanda,
bazen fil hafızamda kalan küçük bir detayla yoğunlaşa biliyorsun..
mesela çok uzundur  görüşmediğim bir arkadaşımla,
yürürken pera'dan tünel'e doğru
üyeliğinin bulunduğu derneğin önünden geçtim tesadüf
tabela falan yoktu ama onu da kapı merakımdan,
bakınırken alınlığın üzerinde duvara yerleştirilmiş sembolden anladım, lazımmış gibi.
aynı  şeyi cnr'a fuara gittiğimde de hissetmiştim..
böylesi, yorucu, gereksiz, saçma sapan bir hafıza!

unutmak istiyorum, her şeyi, bütün okuduklarımı, bildiklerimi,
bildiğimi zannettiklerimi.
ve yaşadıklarımı
ve yaşadığımı zannettiklerimi..

2 Kasım 2012 Cuma

skyfall

filmine gider miyim? bilemiyorum
çok  konuşulan, çok gündemde olana karşı
özel bir çaba sarf etmeden oluşan bir durum bu,
bu bazen bir film, bazen bir kitap,
bazense bir giyim unsuru olabiliyor,
ama bu filmin  soundtrackını edineceğim kesin, çok beğendim özellikle bu parçayı

iki kasım

mevsim yine kasıma döndü
çok severim kendilerini,
yağmurlarını, gazellerini,
şarkılarını...



tual 


30 Ekim 2012 Salı

depresyon da mıyım?

"içinden geçeni söyle,
kalırsa yazık olur"
diye bir şarkı vardı, kimin di hatırlamıyorum bile!

ne fena içimden hiç bir şey gelmiyor ve geçmiyor...


takip ettiğim bir psikologun sitesinde bulunan depresyon testini yaptım,
eğilim var ama henüz değilmişim, şükür..

nasipten öte..

yaşam bir düştür demiştim hayli zaman önce
evet hala aynı kanıdayım!
fakat bu ara kabus görüyorum düş yerine sadece..
bu da geçecek öyle yorgunum ki..

ve "nasipten öte bir adım yol yokmuş"..

29 Ekim 2012 Pazartesi

28 Ekim 2012 Pazar

bayram

klasikler iyidir,
klasik bayramda öyleymiş
bu bayram hiç yapmadığım kadar ziyaret yaptım, normal rutin yakınlar dışında..
keyifli sohbetler, hatırlı kahveler, ayrı bir lezzetti...

bundan sonra bayramlarda tur şirketlerine bakmamaya karar verdim..

24 Ekim 2012 Çarşamba

yirmi dört ekim

hayat!

bazı şeylerin hatta pek çok şeyin, finali bizim istediğimiz gibi olmayabiliyor,
bu o an için dünyanın sonu gibi gözükse de sonrasında böyle olması gerektiğini anlıyor insan.
her şey geliyor geçiyor,
zaman en hızlısı, bu aralar bundan memnunum, önceleri yetişememekten şikayet ederdim halbuki...
geçen hafta bilmiyorum neden çok zordu, aklıma hayalime gelmeyecek düşünceler zihnimde dolandı durdu,
sanıyorum kısa süreli bir depresyonun dibine vurup, yüzeye çıkmaya başladım, bu günlerde..



inancım dışında hiç güçlü olmadığımı biliyorum, her ne kadar tersi düşünülüyor olsa da...
o da olmasa bu dünyaya bir dakika bile katlanmazdım...



the spill 


19 Ekim 2012 Cuma

bir kapı açıp gitsem..


Bütün kapılar kapadı, dışardayım
birden karşıma çıkmayın korkuyorum
Uykusuzum fena halde, sokaktayım
Karanlık bastırdı mı bozuluyorum

Fena yerimden koptuğum doğru
Kendimden çok fazla yaşamaktayım
Nereye bağlanacak bu işin sonu
Aslında ben kimim meraktayım

Bütün kapılar kapandı, sokaktayım...


Attila İlhan       






on dokuz ekim

ben eskilerden kaçtıkça niye beni bulur bilmem ki

limitlerim ve sabrım deneniyor sanki (!)

15 Ekim 2012 Pazartesi

metrobüs lakırdıları I

bu da türk kadının avunma cümleleri olsa gerek
ecnebi güzel bir kadın gördükten sonra :))
"onlar yaşlanınca nasıl oluyor biliyor musun? kırkından sonra yüzüne bile bakılmaz(!)"
bir sürü lafı sıraladı elli yaşlarındaki teyze, eşiydi sanırım yanındaki,
teyzeciğin evlenme çağında, bir kaç kızı var diye geçti içimden..Bu arada yeni nesil türk kızlarıda oldukça güzel ve bakımlılar gerçi, bir de tek tipliliği bıraksalar daha bir güzel olacaklar. Hep bir modelden kopya gibi dolaşıyorlar...

ama bir hakikat var ki hatunlar kırktan önce güzeller, ne gerek var şimdi bok atmaya dimi))

9 Ekim 2012 Salı

dokuz ekim

hava güzel, ben güzelim,
şimdi işten çıkıp biraz yürümeliyim...

6 Ekim 2012 Cumartesi

altı ekim

İstanbul'un altını üstüne getirdim sanırım bugün,
işten erken çıkıp panaroma 1453 muzesine gittim kaç zamandır aklımdaydı, fena sayılmaz..


sonra uzundur Topkapı Sarayı'na gitmemiştim, daha önceki ziyaretlerimde de harem kısmını görememiştim bugün özellikle harem bölümünü görmeye gittim onbeş ekime kadar ziyaretçiye açıkmış, restorasyon çalışmaları neredeyse bitmek üzere ama bazı bölümler hala kapalı!
kubbeler ve kubbe nakışlarını çok beğendim, genel yaşayışla ilgili pek görsel veri olmaması ilginç geldi açıkçası sadece duvar ve tavan süslemeleriyle yetindim, çokça hayal kırıklığıyla beraber...




hep vapurdan Topkapı'yı izlerdim, bugün Topkapı'dan boğazı izledim elimde kahvemle,
çok kalabalık olmasa bir iki saat oturup kitap okumayı çok istedim, hem ne işi var sarayda bu konyalı lokantasının dedim hemde iyi olmuş dedim içimden ...


tembellik tembelliği, gezmekte gezmeyi getiriyormuş))) 
sonrası Galata kule dibinde aldım soluğu çok kalabalıktı, kuleye çıkmak istemedim..
uzundur göremediğim bir dostumla keyifli bir yemek ve tatlı lezzetinde bir sohbetle noktaladım 
cumartesiyi çok keyif aldım bu günden.
pazar ola hayrola!


5 Ekim 2012 Cuma

beş ekim

bu günün en güzel olayı, kohen'den sketchbooklarımın  gelmesiydi..

ciao nuovo stagione))
tayyip gelmiş, trafik varmış bugün cumaymış, şirkette birleri birilerinin kuyusunu kazmış falan filanmış,


salla gitsin evime giderim açarım cumadan, cumartesi şarabımı..







4 Ekim 2012 Perşembe

dört ekim

sözlerimi geri alamam
yazdığımı baştan yazamam
....

akıyorsa gözyaşım kurumasın
coşup seven gönlümse durmasın
dost bildik anılarım çağırmasın
bir daha geri dönemem

hiç bir kere hayat bayram olmadı ya da
her nefes alışımız bayramdı
bir umuttu yaşatan insanı
.....

yine aşınca çayın suyu boyunu
....
neyiz ve neredeyiz
bilemiyoruz şimdi...

3 Ekim 2012 Çarşamba

üç ekim

dünya dönüyor, zaman geçiyor..
bir hafta geçmiş bile....

2 Ekim 2012 Salı

kök

"insan kök salmamalı ağaç gibi, hiç bir yere,
gitmek istediği anda gidebilmeli..."

demişim hayli zaman önce...

iki ekim..

zaman, neden çakılı gibi geçmek bilmiyorsun,
hep hızından şikayet ederdim,
ama  şimdi ufku kovalayan atlı gibi
dörtnala geçmeni istiyorum...



1 Ekim 2012 Pazartesi

bir ekim

bunaltıcı bir günü daha bitirmenin keyfi var sadece şu anda
hiç bir şey yapmadım, bir iki sıkıcı toplantı harici,
yapılacak o kadar çok şey varken...

yeni izin yapmış olmasam, 
bu hafta istanbul da durmazdım!
en azından yağmur yağsın...





dün



kişisel kaoslara saplanıp kalıp ne çok şey ıskalanıyormuş hayatta..

Sultanahmet'te kahvemi yudumlarken beni rahatsız eden ve bir matkap
gibi zihnimi delen buydu. tuhaf! orada bunları düşünmek kadar orada
olmam da tuhaf doğrusu... Bir yere gitmeyi planlamadan çıkmıştım evden halbuki..


30 Eylül 2012 Pazar

otuz eylül

ne sıkıntılı bir sabah,
hava da aynı benim gibi
sığamıyorum hiç bir yere
odama, eve, şehire


29 Eylül 2012 Cumartesi

yirmidokuz eylül

bu gün işten geç çıkmış olsam da  çokça yürüdüm yine Eminönü'de
bunun psikolojik bir açıklaması var mı bilmiyorum
ne vakit çok yalnız hissetsem, kendimi atıyorum kalabalıklara...
esnaf muhabbetini, kalabalığını, yerli yabancı insanlarını  seviyorum
izliyorum, amaçlı amaçsız,
hikayelerinin  ne olabileceğini düşünüyorum
görebilirsem ellerine bakıyorum,
en çok hikayeyi ellerinden ve yüz çizgilerinden çıkartıyorum...
mutlu insan çizgileri en sevdiklerim,
bazen uzun, bazen kısacık hikayeler...
bir gün birini buraya da aktarırım belki



bir an karşıya mı geçsem dedim güvertede şöyle çay keyfiyle püfür püfür
karşımda Topkapı Sarayı
ama vazgeçtim, cesaret edemedim...


ne tesadüftür şu anTeoman'ın sessiz eller'i çalıyor


28 Eylül 2012 Cuma

yirmisekiz eylül ikibinoniki

mıntıka temizliği zamanı!
dün akşamdan beri okudum okudum sildim
içinde adının geçtiği  ne varsa silmeye kıyamadığım, sakladığım her şeyi ,çok yoktu ama fotoğraflarınıda
ne çok ağladım, ağladıkça kısmen akıttım yüreğimi boğazımı sıkan yumruyu
kimse anlamasın sormasın diye tutuyordum kaç gündür içimde
hala titriyor içim, açık denizde ki küçücük bir sandal gibi,
geçecek biliyorum...
tekrar yaşatmasın  yaradan ama ölüm acısını bile atlatıyor insan ağır aksak kalsa da bir yanı..
Üstad Nazım bile "en fazla bir yıl sürer yirminci asırda ölüm acısı" demiyor mu?

27 Eylül 2012 Perşembe

sabır sabır

Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme,
Sen dağları seyret..
Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma,
Kalbindeki o uçsuz bucaksız sevgiyi hisset..
Işıklar sönmüşse ve karanlıksa;
Ona da aldırma, ay ışığını seyret..Sabret..
Sabret ki her şey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun..
Sabret ki her şey gönlünce olsun...




Rumi



yirmiyedi eylül

Güne mide krapmlarıyla başlamak ne harika..
geçecektir, geçmeli...


26 Eylül 2012 Çarşamba

yirmialtı eylül

içi kan ağlarken mutluluklar dilebilmekmiş sevmek...
ve başka hiç bir şey söyleyemeden
kocaman bir yumruyla kalakalmakmış...
çok saçma ama öyle.
akıl yok, mantık yok!
her şey devre dışı...

bir kere daha bu duyguyla yoklanmış olmak tuhaf,
tekrar sevebilmek kadar hem de...

umudumu kaybetmek istemiyorum,
ucunda ayrılık olmayan sevdalar var mı hala?
ve beni bulur mu?
bunca korku tortusuyla zor gibi....

kim bilir, nasip!

ahh eylül sen böyle yapmazdın...




Akşam, yine akşam, yine akşam

"benim objektifimden 
Ahmet Haşim şiirleri lezzetinde gurup vakti"


zaman, öyle böyle geçiyor

dün gece yine isyan dehlizlerindeydi ruhum
bir o yana, bir bu yana döndüm durdum,
kah ağladım, kah konuştum kendi kendime
saat kaçtı bilmiyorum, hayli bir müddet sonra uyumuşum,

işe verilen kısa molalar, tatiller,
deniz, tuz, ılık bir meltem,
iyi bir kitap
sadece oyalıyor
kafa aynı kafa,
yolunu bulan su gibi
kısa sürede eski düşüncelere gark oluyor..

bütün hücrelerim sızlıyor,
her şey tam gibiyken bakıldığında,
bu kadar yarım hissetmek..
kolsuz kanatsız gibi, yüreksiz gibi...




5 Eylül 2012 Çarşamba

bu gün...

....
sene geçti,
mevsim geçti,
ay geçti...

alışmamak için direniyor bünyem,
lakin alışacak, ben kabullendiğim zaman...

bu gün neden bu kadar zorlandım?
ve neden bu kadar özledim?

3 Eylül 2012 Pazartesi

tesadüfi tercihler..

 "İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar."


Sabahattin Ali / Kürk Mantolu Madonna


31 Ağustos 2012 Cuma

güzel bir şiir daha

Konuşuyoruz desem konuşmuyoruz da
Ayrı ayrı şeyler düşünüyoruz üstelik
Birbirimize bakarak
Ne seviyoruz ne de sevmiyoruz birbirimizi
Ne varız ne de yokuz gerçekte
İki lamba gibiyiz, iki ayrı yerinden
Aydınlatan odayı.

Değilsek de yakın birbirimize
Uzak da sayılmayız büsbütün
Gökyüzünde iki uçurtma başıboş
Yan yanayızdır sadece.

Her çiçek çoğulluktur gününe göre
Yalnızlık çoğulluktur.
Sanırım bir giz de yok bu beraberlikte.


Edip Cansever

ne de güzel yazmış şair..

bana öyle bakma 

29 Ağustos 2012 Çarşamba

ne güzel bir şiirdir bu!

Sevgileri yarına bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya herşeyi
Kalbinizi dolduran duyglar
Kalbinizde kaldı
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telaşlarda bu kadar çabuk 
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde 
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı


Behçet Necatigil

28 Ağustos 2012 Salı

bir tatlı huzur var eylülde

bazen dibine kadar bunaltsa da, çokça ayağımı yerden kesiyor hayat!
Didişir bir hal içinde olsam da, yaşam güzel, vakit çok dar,
o halde, ona göre yaşamayı bilmeli, her anı değerli kılmalı.
yapılacaklar belli başlı bu memlekette,
çok kafa patlatmaya gerek de yok üstelik..

...

sonbahar güzel,
eylül başka güzel!



dinleyiniz...

eylüllerden yaz yap bana


"Adını arayan rumuz 
Eylüllerden yaz yap bana 
Bir dönümlük bir dünyada 
Şiirim mıntıka temizliği 
Cam şişelere koyduğum 
Eylüllerden yaz yap bana 
Bir dönümlük bir çocukluk 
gökkuşağı uçurtma 
mayın mantar ütopya 
yalancı mücevherler gibi 
birbirine benzemeyen şiirler yazdım 
okyanusa karşı ağladım sonra 
Bak ay karışıyor akşama 
Acemi mevsimlerdi 
Aşk adı altında yıllarca tek kale top oynadım 
Cam üfledi şiirlerimi 
Batık gökkuşağı, patlamış mayın 
yırtık uçurtma 
Eylül gelmeden bavulumda ütopya 
Kendime trenlerden ayrılık aldım 
bak ay karışıyor alnıma 
Adını arayan rumuz 
bu mantar sende kalsın 
Yırt at bu şiiri okuduktan sonra"


M.Mungan 

21 Ağustos 2012 Salı

ya sonra

hani gitme hayalleri kuruyorum ya beni çok erken yoran bu şehirden,
bir gün, iki gün, üç hafta, beş ay,
ya sonra, alışabilir miyim?
hobilerim, kitaplarım, köpeğim,
çiçeklerim, ağaçlarım,
sonra denizim yeter mi?



16 Ağustos 2012 Perşembe

neler gelmişti aklıma neler dün gece

uzandığımda bütün kaslarım gevşediği an hücum ediyor düşünceler çok çoğun,
ben ise yarın yazarım tembelliğinde oluyorum o an,
sabah da hiç bir şey hatırlamıyorum.
konu neydi?
başlık neydi?

5 Ağustos 2012 Pazar

”Anıların son kullanma tarihi var mıdır ? Hatıralar kutulansaydı onlarında son kullanma tarihi olur muydu? Eğer öyleyse asırlar boyu bozulmamalarını isterdim.” ”Bazen aşk ‘ta çok talihsiziz. Ben böyle olduğumda koşarım .Koştuğun zaman vücudun su kaybeder.Geriye göz yaşları için su kalmaz .”
Chungking  Express(1994)













bu sadece filmlerde mümkün sanırım...






25 Temmuz 2012 Çarşamba

ayrı ayrı

ölümden kötü müdür, ayrılıklar?
bilirsin bir daha dönmeyecek 
sen o'nun yanına gidinceye kadar göremeyeceksin!
öyle yerleştirisin zihnine, yüreğine, zamanla ölümü..

peki ya ayrılıklar?
aynı şehirde aynı havayı solurken
başka başka hayatlara yelken açmalar,
bunun kabulu daha zor bende!
nasıl üstesinden geliyorlar ya da gelmiş gözüküyorlar...
bunu anlayamıyorum, anlayamadığım pek çok şey gibi...





16 Temmuz 2012 Pazartesi

bozcaada assos

bir daha yapılmaması gereken şeylere temmuz ortasında bozcaada'ya gitmeyi de ekledim.
ada mevsimi ya ilkbahar ama en çok da eylül on beş ardı. dostlarla olmak keyifli, doğa deniz harika,
ama sıcaklar, ve otuz dört laneti diyorum artık, biz kaçtıkça takip ediyor her yer de, trafik çilesi..
bozcaada mevsiminde daha güzel bir daha gider miyim bilmiyorum, on yıl önce çok daha natural daha candan işletmeler vardı bu kadar lüks butik otel yoktu ama, daha saygılı esnaf vardı hoş sohbet vardı, güzel lezzetler vardı kısacası, şimdi sadece ticaret var...
güzelyalı'nın doğası denizi çok güzel ve uzun uzun yürümek istedim ama kısmet olmadı, nasip!
assos, hep sevdiğim bir yer ve her zamanki gibi entellektüel, bana hep öyle geliyor nedense anadolu yarımadasının ilk felsefe okulunun burada açılmasından ötürü mü, aritotales'ten ötürü mü bilemiyorum..
böyle bir hafta sonuydu işte, yorucu, uykusuz, uzak, bol trafikli ama bol sohbetli ve keyifli....







13 Temmuz 2012 Cuma

feeling of the morning

başım darda dediğimde geliyor da
yüreğim darda olunca neden uzakta
elim dizim yaralanınca, sarıyor da
iç kanamalarımı neden umursamıyor.


11 Temmuz 2012 Çarşamba

.

Yaşlı ve çirkin bir tüccar; karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir hayat kadınına gitmiş... Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki tüccar, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık, hem de işinin ehliymiş.Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar.

Ancak ne kadar vururlarsa, bu zayıf ve çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin hiç iz bırakmadığını görmüşler...Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler...Ancak en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile tüccara hiç bir şey yapamıyormuş.... Sonunda korkup kaçmışlar.... Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha -ama bu kez aşk adına- tüccarla sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış... Gelgelelim güzel kadının her dokunuşunda tüccarın bedeninde yeni bir yara beliriyormuş. Dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar... İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda tüccar kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş....

Tam bu türden hayatlar yaşamıyor muyuz ?
Aşktan bunca korkmamız bu yüzden değil mi ?
Kimsenin kollarında yığılıp can vermek istemiyoruz.
Çünkü zaten, her yanımız "kılıç yaralarıyla" dolu.
Ama bir şekilde kapanmış,kabuk bağlanmış yaralar onlar....
Nasıl yapmışsak yapmışız üstesinden gelmişiz...
Ama biri, kabuk tutmuş yaraları okşamaya başladığında, cırt diye açılıveriyor ve oluk oluk kanama başlıyor yeniden....
Birine teslim olduğumuzda, anlatmaya başladığımızda, içimizi döktüğümüzde bedenimiz ve ruhumuz kan içinde kalıveriyor....
O yüzden değil mi içimizi tutmamız?
Birisine teslim olmaktan korkmamız?
Ortalıkta tedirgin ve gergin dolanmamız?
"Anlatsam mı, anlatmasam mı?" kararsızlığımız "Bu sevgi beni acıtır mı?" kuşkularımız.... Her zaman seni üzecek birileri olacaktır.
Yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğini iyi seçmek....

Gabriel Garcia Marquez

6 Temmuz 2012 Cuma

hallerden hal, hallerden özlem..

Bazen insan öyle bir özlenir ki!
Özlenen bilse, yokluğundan utanır..


A.Nesin

3 Temmuz 2012 Salı


Gözlerimi kanatırcasına ağladığım gecelerim var!..
Ve kahkahalara sarılmış anılarım!..
Herkes kadar dertli, bazılarından fakir, üstelik çoğundan zenginim.
Taşıdığım hayallerim, söylenecek şarkılarım, paylaşılacak dostluklarım var..
Bilmeyene sevmeyi öğretecek kadar büyük bir kalbim,
Gidene beddua edemeyen bir dilim var..
Yüreğimi korkak büyütmedim ben!..
"Kaybettiklerim; dağıttığım servetimdir!..."

Can YÜCEL

24 Haziran 2012 Pazar

biz büyüdük kirlendi dünya...



Çocuklukla erişkinlik arasında ki
Kıvrımlı patika yolda kaybettim
Kendimi
İki sandalye arasında oturuyor gibiyim
Rahatsız, tedirgin
Erişkinliğe götürecek bütün ip uçlarını
yaktım az önce
Şimdi sadece içimde mutlu çocukluk anılarım
Çamurdan evlerim, bezden bebeklerim
Evcilik oynadıgım o bahçedeyim
Zinimde neşeli, şen kızın gülücükleri yankılanıyor
Sakın büyüme diyerek...

18 Haziran 2012 Pazartesi

Adele - Someone Like You


son günlerde iyi gelen parçalardan..

12 Haziran 2012 Salı

şenlik bahane, boğaz şahane..

cumartesi yoğun çalışma ardı pazar sabahı bebek şenliklerinde aldım soluğu
geçen yıl gidememiştim, bu yıl gidilecekler arasındaydı, gittik gördük tasarım adına neler var diye, tekstilci olarak bu da çok güzel olmuş diyeceğim bir şey görememek
canımı sıksa da hava güzeldi boğaz güzeldi bir de bu kediciklerle baykuşlar...

9 Haziran 2012 Cumartesi

today is saturday

bu güzel cumartesi günü geç saatlere kadar çalışmak durumunda olmak, pek bir keyifli!
halbuki karşıya geçecektim püfür püfür..

8 Haziran 2012 Cuma

kısa

eskisi kadar vurmuyor dalgalar kıyılara,
nihayet geldi yaz.
kanırtmıyor içimi vapurların düdükleri de artık...
tüm olumsuzluklarına rağmen yaşam güzel
ve çok kısa...


5 Haziran 2012 Salı

masters

firenze
cumartesi öğleye kadar yoğun sıkıntılı halim tophane i amir de dağılmıştı iyice
the great masters (Migelangelo, Leonardo, Raphael  Donatello sadece bir yerde geçiyor) sergisi güzeldi tabiki interaktif sanal bir sergi olması gerçeklerini görmenin hazzını veremese de rönesansı anlamak ve sanatın dışında bilim yönlerinin detaylarını görmek  açısından iyi bir sergiydi.
Rönesansın dört ninja kaplumbağasına saygılar...

!!!

"Endişelenmek okumuşlara özgüdür, Tanrı cahilleri korur"


hair


2 Haziran 2012 Cumartesi

öyle anlardan biri

bir his vardır ya, hani tarifi zor,
tonlarca yükün altında gibi,
ya da mengenede gibi sıkılır durur yüreğiniz,
derin derin nefes alırsınız ama aldığınız oksijen yetmez,
yine de nefessiz kalırsınız...
düşünürsünüz nedir diye sebep!
hani elle tutulur bir neden bulamadığınız anlar vardır ya
işte bu zamanlar çok sıkıcı,
şu an, kahve, mecmuanın iyi gelmesini diliyorum!
olmadı yollara revan olurum mesai bitimi.
daha da olmadı tophane-i amir'e düşer belki yolum...


30 Mayıs 2012 Çarşamba

azınlık raporu

azınlıktık artık şu hayatta, mutsuz olmaya mahkum azınlıklar,
bir katre daha fazla çalıştığı için aklımız, 
bir çimdik fazla vicdan ve sevgi barındırdığı için kalplerimiz,
bu kadarı bile yetiyor, mutlu yığından ve daha bir sürü şeyden ayrılmak için...






26 Mayıs 2012 Cumartesi

ya yaparsak!

" adı devrim olan bir arabanın sokaklarda dolaşmasına zaten izin vermezlerdi"


24 Mayıs 2012 Perşembe

why?

"Burada kendimizi mahvetmek, kalplerimizi kırmak, yanlış insanları sevmek ve ölmek için bulunuyoruz."


Ay Çarpması

21 Mayıs 2012 Pazartesi

gidesim var

bir gün diyorum, bir gün
çok uzak vakit de değil üstelik
gideceğim bu şehirden...
yaşam dediğin ne kadar ki?
burada gün be gün mutsuz olmaya ne gerek var ki!
mesela aydın' da bir köy evi geldi aklıma,
deniz kenarı olursa süper olur, 
olmazsa da yürüme mesafesi olsun yeter..
şimdilik bu kadar..
detaylar geliyor aklıma ama onları yalınlaştırmalıyım..


17 Mayıs 2012 Perşembe

assos


ayak ucuyla geçtiğim sevgili assos'a, ya şimdi, ya eylülde gitmeli...

11 Mayıs 2012 Cuma

10 Mayıs 2012 Perşembe

once upon a time

"Dante gibi ortasındayız ömrün..."

9 Mayıs 2012 Çarşamba

başka!

Sadece ben, kalbimi duyuyor ve insanları tanıyorum. Gördüklerimden hiçbiri gibi yaratılmamışım, yaşayanlardan hiçbiri gibi olmadığıma inanmak cüretini gösteriyorum. Öteki insanlardan daha iyi olmasam bile, hiç olmazsa başkayım.. JJ. Rousseau

5 Mayıs 2012 Cumartesi

güzel bir gün....

suç yok, suçlu yok
hayat böyle anladım.
aşk yok, artık yok
zamanla alıştım.

senle ben hep böyle kalacağız
gitgide eriyip yok olacağız
yavaş yavaş
...

bak bak bak
güzel bir gün ölmek için...



3 Mayıs 2012 Perşembe

eş zamanlı hisler..

beni anlama ihtimalinin olmadığını yeni idrak edebilmiş olmak tuhaf geliyor,
ne için bunca zaman?
inat mı?
hırs mı?
sevgi mi, aşk mı?
bu duyguları ayıklayamıyorum
belki hepsi,
belki de hiç biri
zorlamamak gerektiğini de geç de olsa anlamış olmak,
ayrı bir huzur veriyor.






tebdil-i mekan

Eskiler her şeyi deneyimleyerek söylemişler,
tebdili mekanda ferahlık varmış gerçekten...
kısa molalar iyi geliyor, daha tazelenmiş, dinginleşmiş dönüyorum
bilmiyorum ne kadar sürer,
ama üç gün beş gün fark etmez iyi geliyor işte..
bu kaçma bahanem belki de, çaktırmayın ;)

2 Mayıs 2012 Çarşamba

İtalya Günlükleri

I. Gün Roma
Trevi Çeşmesi nam-ı diğer aşk çeşmesi,
Trevi ailesinin duvarına yapıldığı için bu ismi almış, esasında aşkla meşkle hiç alakası yokmuş ama yine de ya tutarsa diye para atmadık mı? attık tabiki de klasik bir Türk olarak(bir aşk için, bir de huzurum daim olsun diye)Sonra Vittorio Emanuele II.için 18 yy'ın sonunda yapılmış olan anıtı gördük görüntüledik tamamı beyaz mermerden yapılmış görsel olarak çok güzel bir anıt yalnız Romalıların sevmemesine de hak vermemek elde değil genel Roma dokusuna çok da uygun değil doğrusu.
Sonrası Vatikan devletine geçtik 5 km2 lik dünyayı yöneten devlettin ihtişamı da ona göreydi doğrusu, bir ibadethaneden çok görsel ve sanatsal şölendi, özellikle Michelangelo'nun Meryemana pietası mükemmel bir eserdi dakikalarca kendimi alamadım doğrusu.
Ve İspanyol Merdivenleri öyle sıradan bir yer ki ama sanırım Akm gibi bir buluşma noktası her daim çok kalabalık bir de lüksün lüksünü insanın gözüne sokan fashion markalarla çevrelenmiş belki o nedenle kalabalıktır.
Roma'nın yani kale içi eski Roma'nın uyumu ve dokusunun hemen hemen hiç bozulmadan korunmuş olması müthiş güzel.Sanki antikacı dükkanını geziyor gibi bir hisle dolaşıyorsunuz.
"insan ister istemez kendi ülkesi ve kültürel miraslarının korunma şekliyle ilgili kıyasa gidiyor bu kıyas aslında üzüyor...


II.Gün Pompei antik kenti Napoli
Üç saat üzeri otobüs yolculuğundan sonra ulaştık Pompei'ye, M.Ö.5000'lere dayanan ama Romalılar tarafından kuruluşu M.Ö. 700 u bulan kent M.S 79 yılında Vezüv'ün önce balçık sonra lavları altında kalıyor.Bu çok kötü bir olay olarak gözükse de kentim günümüze ulaşmasının en büyük etmeni olması da ironik bir durum aslında.1800 yıllar da bulunmuş ve arkeolojik çalışmalar başlamış görülmeye değer bir yer şehir düzeni, o zamanda alt yapı sorununu çözmüş olmaları, her eve hatta köle evlerine kadar su götürebilmeleri mimaride ne kadar ileri olduklarının göstergesi.Pek çok yorum vardır ahlaki ve inaçsal çüküşle alakalı yorumu psiko tarihçilere bırakıyoruz bu konuda.

III. Gün Albano Gölü, Nemi, Castel Gondolfo Göller bölgesine gidildi, manzara doğa tek kelimeyle grande))
1300 lü yıllarda yapılmış olan papanın yazlık sarayı görüldü, sanki bizim akdeniz bölgesindeki yaylaları andırıyor ama daha yeşil ve daha düzenliydi. dağ çilekleriyle meşhur olan bir bölgede
bu çileklerden yapılmış nefis turtaların en küçüğü afiyetle mideye indirildi.
Sonraki istikamet, lüks markaların outletlerinin olduğu bir yere ulaştık ve sanırım en fazla alışverişi yine biz Türkler yapıyoruz. Tüm grup resmen saldırdı mağazalara, sonrası otobüste dakikalarca ne aldın muhabbeti sıkıcı gösteriş çabaları çok az tanıdığın insanlarla )) Sonra Roma'nın akşamı nasıl acaba dedik ve Roma'ya dogru yol aldık bu sefer serbest ara sokaklarına daldık hafif çisenti eşliğinde, sonra ispanyol merdivenlerinde verdik molamızı arkadaşımla, biraz izleyelim bizim gibi turistleri, italyanları, okul çocuklarını, ne yiyip ne içiyorlar, kendi aralarında nasıl davranıyorlar stilleri nasıl diye izledik nişantaşı misali)Günler hızlı ve güzel geçiyor burada...
Sonra grupla toplandık Colloseum'u gördük görüntüledik,della palma gelato di roma'da dondurmalarımızı afiyetle yedik en meşhuru ve iyisi buymuş diyenlerin yalancısıyız Florya'daki roma dondurmacısından tek farkı yüze yakın çeşidi tad olarak farklı gelmedi bana.Piazza Navona meydanında yürüyüş ardı otobüsten panaromik gece roma turu ardı otelimize döndük.

IV. Gün Floransa
Floransa girişinde arno nehri karşılıyor insanı, nehir boyunca kısa bir yürüyüş ardı senyörler meydanındayız, bugün çok kalabalık 25 nisan resmi tatil, özgürlük bayramlarıymış, tesadüf benimde doğum günüm))Medici sülalesinin yönetim binası michelangelo'nun yapmış olduğu david heykelini görüyoruz,şehir dünya tarihi, entelektüel tarih, açısından da çok önemli bir kent, bu kent tarihe Michelangelo, Leonardo da Vinci, Dante, Machiavelli, Galileo'yu yetiştirmiştir. Ayrıca rönesans hareketinin ilk başladığı yer olmasıyla ayrı bir önemi vardır bu küçük şehrin.
Piazza della Signoria (Senyörler Meydanı)Doumo, Santa Maria del Fiore Katedrali,Romanesk yeşil-ve-beyaz mermerli Vaftizhane görülmeye değer...

V.Gün Siena, San giamo,Pisa
Siena da ortaçağ izlerini her yerde görüyorsunuz şirin bir yer doğrusu "Piazza del Campo" meydanını çok beğendim yerlere uzanıp ortaçağ avrupasını kilise baskısını düşündüm, burada acaba kaç kadın yakılmıştır diye geçti durdu zihnimden.San Giamo gerçekten görülmeye değer görsel bir şölen yüksek sayılabilecek bir rakıma sahip şehir, aşağıda toskana vadisini alabildiğine görüyorsunuz, sırasıra asker gibi dizilmiş üzüm bağları, bu manzarayı el yapımı şarap ile izlemek çok keyifli tavsiye ederim)) Bu şehirde sanki elimde zaman ayarlı bir makina varmış ve ben o dönemleri fotoğraflıyormuşum gibi bir hisle dolaştım.. Sonrası yol oldukça sıkıcı geçse de Pisa'ya ulaştık, italya denince akla gelen o eğik kuleye, çok konuşulan şeylerin beni çok çekmemesinden ötürü mü bilmiyorum, gittik gördük modundan öteye geçmedi bende))

VI. Gün Venedik

şehire girmeden feribotta almışım bu notu Decameron Hikayeleri okunacak diye, sipariş listemin başına yazdım hemen.
Venedik harika doğrusu sanki filmlerdeki aktiristler gibi hissediyor insan, St. Marko meydanı gerçekten Napoleon'un dediği gibi bir evin salonu gibi ihtişamlı,San Marco (St. Mark) Bazilikasının kapısının üstünü dördüncü haçlı seferinde İstanbul Sultanahmet at meydanından getirilen dört bronz at heykeli süslüyor(orjinal heykeller içeride kilsenin müzesinde sergileniyor müze girişi ücretlidir)
"yaşam bir düştür" şu an venedikten ayrılırken feribotta aklımdan geçen cümle bu, okumak görmekle bütünleşince daha bir anlam kazanıyor ve sanki yapbozun eksik parçaları tamamlanıyor.
Baktığını anlamak için ve o zihinsel zaman yolculuğunu, doğru noktalara yapabilmek için, daha çook hazırlık yapmak gerektiğini anlıyor insan. Bu seyahatin bana çıkarttığı özetle ve içimde burkularak aktarıyorum; medeniyetler kurulmuş ve kendi dönemlerinde en iyisini güzelini yapmaya çalışmışlar halkı için ve zamanın koşullarına göre bunu da başarmış olduklarını gördük ama bu gördüğümüz yerlerde ki en büyük başarı, sonradan gelen kuşakları gerçekleştirmiş diyebiliriz. Muntazam bir şekilde korumuşlar ve özenle meraklılarına sunuyorlar, 2700, 1500, 1000 yıllık şehirler gördük kiminde antik roma dokusunu, kiminde rönesans ve ortaçağ dokusunu birebir muhafaza etmişler. Florian Cafede oturup san marco meydanına bakarken içimdeki his sanki burada yıllarca yaşıyormuş gibi bildik bir yerdeymişim gibiydi...

Dip Not; Kültür ve turizm bakanının hiç bir diplomatik prosedüre tabi olmadan sade vatandaş olarak oraları dolaşması ve turizm nasıl yapılır öğrenmesi lazım acil tarafından..


VII. Gün Garda Gölü, Verona
Garda gölü çevresindeyiz güzel bir kale karşılıyor öncelikle kale içinde güzel evlerden küçücük bir yerleşim söz konusu, göl çevresi ni alplerin karlı tepeleri daha da bir güzelleştiriyor..
Verona da güzel bir şehir, turun yedinci gününde artık roma, antik roma, ortaçağ ve rönesansı iyiden iyiye ayırd eder olduk...

VIII. Murano, Burano Adaları ve tekrar Venedik
Murano Adasında ufleme cam atölyesine gidildi, tv yerine canlı izlemek müthiş,adamlar ferrari atı benzerini altmış saniyeden kısa bir sürede yapıyorlar.

Burano Adası görsel bir şölen tam kartpostallık bir ada, sadece kanallardaki durgun sudan ötürü ilk etapta ağır gelebilecek bir koku var sonra hissedilmiyor. Rengarenk evler hepsi iki katlı karton evler gibi masalımsı iyiki gitmişiz diyoruz bu arada dantelleriyle ünlü tekstilci olarak dantel müzesini de dolaştık çok naif ve güzel dantel örnekleri tablolar var çıkışa doğru tam müzelik tabirine uyan bir doksanlık teyzecik dantelin nasıl yapıldığını sergiliyordu çok ortak dili konuşamadık kendisiyle soramadım pek çok aklıma gelen soruları ama iyi anlaştık düğümsüz nasıl işlediğini tek tek anlattı, ellerini sevdim bu tatlı teyzeciğin sadece...
Yaklaşık bir saatlik küçük bir motor yolculuğu ardı yine venezyadayız, bu sefer arkadaşımla arka sokaklarında yürüyelim fotoğraflayalım dedik, dokundum duvarlarına, binalarına ama hiç bir yer İstanbul olamaz o lezzeti veremez diye geçti içimden tüm keşmekeşine rağmen..

Genel Notlar:
Kalabalık gruplarla ilgili kötü önyargılarım vardı ki ilk gün bunu haklı çıkarabilecek bir iki durumla eyvah eyvah dedim, neyse ki korktuğum gibi olmadı bir iki sonradan görme sivriyi kontrol edecek sağ duyulu insanlar vardı. Bu aramızda kalsın nerede çok kadın var orada çok problem var ;))
Bu yurt dışı gezilerinde hangi tur şirketi olduğu değil gerçekten rehberin kim olduğu önemli! Biz çok şanslıydık hem italyada okumuş olması hem de halı hazırda dokuz eylülde öğretim görevlisi olmasından ötürü sanat tarihçisiyle tura çıkmış gibiydik. Grup yönetiminde anlatımda ve programlamada sıkılmadan keyifli vakit geçirmemiz de katkısından dolayı çok teşekkür ediyoruz Ersin Ertekin Bey'e

Ve Dönüş;
Bumerang misali dönüp dolaşıp yine aynı yerde alıyorum soluğu,"hayat çok güzel ve çok kısa" bunu çok sık tekrarladım İtalya'da kendimi koşullandırmadan kendiliğinden geçti zihnimden, bu hissi ve düşünceyi sevdim.Pek çok şey gördüm bu gezide, pek çok şey de öğrendim.Dolayısıyla amacına uygun bir gezi oldu. Mutluyum...

17 Nisan 2012 Salı

böyle bir akşam..

ben seni sevdim
beklentili değil,
ama hiç bir şey beklemedim dersem yalan olur..
kadını fıtratında bu yok, ticari değilse
ki o da paramı verecek mi diye bekler işi bitince.
çoğun umutsuzluklar içinde, bir mikron da olsa umutla..
canım yandı, kalbim yandı, düşüncelerim kül gibi savruldu çokça
ama büsbütün atamadım işte...

13 Nisan 2012 Cuma

dün - bugün

bugün 08:52 dolayları,
İçi tamamen boşaltılmış kadavra gibiyim
bomboş ve ölü!
duyamıyorum, düşünemiyorum, göremiyorum...
11:43 kendime biraz daha geldim
bir iki uzuvumu hissediorum bir miktar duyabiliyorum
12:47: karnım acıktı malum perhiz devam ediyor
iki bardak su içildi 13:00 da yemek her şey saatli tik tak, tik tak, guguk
bu sesler midemden geliyor))
radyoda şebnem hoşçakal diyor, çok da fena diyor çığlık çığlığa..
içim biraz daha eziliyor, salla bugünü, kayıp bir gün
çık dışarı, yürü yürü denize doğru yürü diyor, bir ses...
14:33 hala ofiste masamda çakılıyım,
çalan şarkı yeliz "hayalimdeki adam" pek manidar,
gülümsetti.
bugünden istek bu kasvetim dağılsın,
bir iki dost aradı, bir ikisini de ben aradım, geçmedi daha...
15:39 güya boyama yapacaktım elimde sulu boya deniz çiziyorum boyuna
üzerine tuz döksem iyot da kokar mı acaba?
17:34 kısa bir yürüyüş ardı yine sandalyeye çivilendim
mesai bitimine bir saat yirmibeş dakika var
hava çok güzel, akşam en az üç durak önce inmeli yürümeli
lodosta iyot kokusu eve kadar geliyor bazen şansım varsa..

eve varışta şaşılacak derecede trafik boştu,
müdürüm trafik durumuna göre piyasa analizi yaptı iki dakikada, imdat diye bağırasım geldi
ve inanın zor tuttum kendimi, ancak iki üç kere camı indirerek derin nefes almakla yetinebildim. üç değil 4 durağa yakın indim araçtan allahtan rahat ayakkabılarım ayağımda,
yürümek yalnız yürümek bana iyi geliyor...
20:12 nihayte evimdeyim,
bir şeyler atıştırıp yeşil çay ve bir sigara yakıp(yeşil çay ve sigara ne kadar zıt geldi şimdi) uzundur rafta bekleyen Albert Camus'un Yabancı'sını aldım elime sıkıcı başlasa da sardı kalktığımda bitirmiştim kitabı.
Bütün gün devam eden sıkıntılı halim biraz daha dağılmış kalktım masadan, sonrası duş yarının kısa hazırlığı saat yarımı geçmişti uzandığımda hemen uyumuş olmalıyım, yatakta dönüp durduğumu hatırlamıyorum. Ne gördüğümü anımsayamamakla beraber tüm gece rüya gördüm durdum.
Sabah alarmdan önce uyanıp alarmın çalmasını bekleyenlerdenim 06:00 kalkış evden çıkarken güneşin ışıkları daha ferah bir günün habercisi teşekkür ederim tanrım...

2 Nisan 2012 Pazartesi

söz unutulur, gözler unutulmaz...



haleti ruhiyetime öyle uyuyor ki bu şarkı!

28 Mart 2012 Çarşamba

time zone

zamanla sorunum yok,
lütfen yanlış anlaşılmasın
belirleyiciliğine sinir oluyorum sadece
görüşmeyeli ne kadar oldu?
kaç zamandır sesini duymadım?
gözlerin hala zihnimdeki fotoğraflarıyla aynı mı?

23 Mart 2012 Cuma

devrik cümle günlüğü: sordum sarı çiçeğe

devrik cümle günlüğü: sordum sarı çiçeğe:
düşündüklerini yazmamak da düşünce suçuna girer mi usta?
sevdiğini ama
kızdığını lakin
özlediğini fakat
mesela çok
!

22 Mart 2012 Perşembe

fasa fiso

özlemleri ben büyütüyorum ben,
gün be gün
içime sızan yaşlarla,
ben yapıyorum, sadece ben!
yoksa, şarkılarmış, şiirlerimiş,
hepsi fasa fiso...

09:14
Odessa havaalanında,
kim ya da ne düşürecek aklıma seni?
televizyonda müzikal değerinden çok
etini pazarlayan kız mı?

dedim ya, ben yapıyorum ben
kimse değil!

29 Şubat 2012 Çarşamba

İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar!

......

Girdiğin aynada, geçmiş gibi diğer küreye,
Sorma bir saniye, şüpheyle, sakın: “Yol nerede?”
Ayrılıp neş’eni yükseltici sarhoşluktan,
Yılma korkunç uçurum zannedilen boşluktan!
Duy tabiatta biraz sen de ilâh olduğunu,
Ruh erer varlığının zevkine duymakla bunu.
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevirmeyerek, pervasız,
Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar!..

İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar

Y.Kemal.Beyatlı(Deniz Türküsü)

28 Şubat 2012 Salı

hayat bazen çok acımasız!

...adını bile duymak istemediğin, insanları her gün görürsün.
yüzünü görmekten bıkmayacağın,
insanlarla aranda binlerce kilometre mesafe vardır...

23 Şubat 2012 Perşembe

berikiler..

bu kötü kalptir, kıskançlıktır,
maskelerin düştüğü andır.

nasıl?
nasıl?
anlayamıyorum!

kavramlar yer değiştiriyor, zihnimde
insanların kompleksleri ile egolarının arasına sıkıştırdıkları
hallerine alışmıştım bir nebze,
ama kalplerindeki bu kötülüğe hazırlıksız yakalanıyorum her seferinde...

ötekileri çok da önemsemiyorum, sadece insanlara dair umutlarımı köreltiyor,

ya berikiler,
beni alt-üst ediyorlar!

bir süre askıya almakta fayda var!

22 Şubat 2012 Çarşamba

‎"Tek bir amaç uğruna yaşamak çok sığ. Yaşamı ayakta tutan dağın yamaçlarıdır, zirvesi değil!"



Robert M.Pirsig

16 Şubat 2012 Perşembe

dilek

Seviyordum sizi ve bu aşk belki
İçimde sönmedi bütünüyle.
Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.




- A. PUŞKİN

14 Şubat 2012 Salı

gel me!

gelme artık rüyalarıma da...

gelme bilinç altım-üstüm çağırsa da...

10 Şubat 2012 Cuma

ruhumla...

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi. ..
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar...... olduğunu
öğrendim.


Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.

İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin, bolca üretmek kadar
önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının, yemeğe olduğu kadar hayata da
“lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

Rumi

8 Şubat 2012 Çarşamba

harfler, izler..

el yazıları heyecanlandırır beni,
önemserim, kişinin kaleminden düşen kelimeleri, vurguları, keskin vuruşları,
yumuşak dokunuşları, eğik harfleri, kıvrımları...

sözlerden bambaşka halleri vardır, bana göre yazıların.

ele verir sanki insanı bir miktar aktardığı yazıları, notları,
acelesi mi var, mükemmelliyetçi mi, yoksa rahat biri mi? kısmen anlayabiliyorum, kağıda aktarılanlardan..

sonra senin ilk el yazını gördüğümü anımsıyorum, net harflerini ve keskin iniş çıkışlarını....

28 Ocak 2012 Cumartesi

yorgun kış bunaltıları

hayat ağır, ben ağırım...
birbirimizin yoğunluğundan karışamıyoruz birbirimize
o bir yerden akıp geçiyor
ben bir yerde çürüyüp bitiyorum..

bir bıraksam kendimi

denizin üzerinde serbest bırakırcasına rahat bırakabilsem,
su gibi taşır mı,kaldırır mı, hafifletir mi hayat?

....

aylardan baharı,
günlerden denizi özledim,
bir de seni...

21 Ocak 2012 Cumartesi

..

Vatanda korkulu rü'ya içindeyiz, gerçek!
Fakat bu çok süremez mutlaka şafak sökecek.
Ateş ve kanla siler, bir gün, ordumuz lekeyi,
Bu, insan oğluna şeyn olan, Mütareke'yi...

Yahya Kemal(Yorgun Mayıs Kısrakları)

20 Ocak 2012 Cuma

cuma gelmiş neyime....

‎" İçimde mis kokulu,
kızıl bir gül gibi duruyor zaman.
Ama bugün cumaymış, yarı
n cumartesiymiş,
çoğum gitmiş de azım kalmış, umurumda değil...


______ Nazım Hikmet Ran ____

18 Ocak 2012 Çarşamba

anlam-sız

hiç aklına geliyor muyum?
diye geçtin, zihnimden, kalbimden..
kaç bin feet yükseklikte istanbul'a dönerken..
istanbul demek, biraz da sen demek, belki o yüzden..

anlamı yok bunların, özlem söyletiyor
anlamı yok, mesafelerin, zamanın, düşüncelerin...
bellekten geçtikçe insanı yormaktan başka..


2 Ocak 2012 Pazartesi

düş sadece bu!

sabahtan beri neden ağlamaklıyım,
gülümsetirken içimi burkan rüyamdan dolayı mı?
"o güzel erkek çocuğun kucağımda mavi gözlerini kocaman açarak anne demesi mi?"
tuhaf, çok tuhaf, bu bir biyolojik çağrı mı?
efe'ciğin halam emi, asya'cığın teyzeem  demesi dışında!
çok çocuklarla haşır neşir de değilim üstelik..

"bir de bana çarpıp dönen, sadece özlem "


yanılsama..



Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır, onda kendisini durduran, başlagıç noktasına geri dönmeye zorlayan bir yüzey bulur; işte karşımızdakinin hisleri dediğimiz şey, kendi sevgimizin çarpıp geri dönüşüdür; bizi gidişten daha fazla etkilemesinin, büyülemesinin sebebiyse, kendimizden çıktığını farketmeyişimizdir...




-Marcel PROUST-