ya bu benim içimde dolaşan da kimdir,
benim içimde mekan tutan da kimdir???
30 Ağustos 2009 Pazar
29 Ağustos 2009 Cumartesi
yine yeniden, yeniden yine
nereden çıktı yine
aynı sızı yine sol yanımda,
her derin nefeste yaprak gibi titreyiş
bunu sevmiyorum, sevmiyorum, sevmiyorum...
...
çanlar derin acılar için çalıyor hissediyorum...
aynı sızı yine sol yanımda,
her derin nefeste yaprak gibi titreyiş
bunu sevmiyorum, sevmiyorum, sevmiyorum...
...
çanlar derin acılar için çalıyor hissediyorum...
24 Ağustos 2009 Pazartesi
özlem...
özledim..
etin etime değmesede
soluk alışverişini duymak istedim
hiç konuşmasak da
gözlerinin gözüme değmesini istedim
sadece seni özledimmm
etin etime değmesede
soluk alışverişini duymak istedim
hiç konuşmasak da
gözlerinin gözüme değmesini istedim
sadece seni özledimmm
21 Ağustos 2009 Cuma
içe bakış
hüzün damlardı gözlerinden
en çoşkulu kahkahalarında bile
içini kaplardı burukluk,
hissettiğinden olmalı,
bu halleri,
yoksa, sürekli böyle yaşanılmaz!
hissettiğinden olmalı,
bu halleri,
yoksa, sürekli böyle yaşanılmaz!
dikenlerin içinde bir gül...
Birkaç gündür sadece şu düşünceler dolanıp durdu, bir fırsatını bulsam da buraya aktarsam diye kıvrandım.
“Birine dokunduğun zaman sadece bedenine dokunmazsın aynı anda ruhuna da dokunursun”
ne doğru bir söz ama kimin umurundaSen bana dokunduğunda her seferinde bana bir diken verdin aslında! Bu bile benim için armağandı en güzel gülden di ne de olsa bu dikenler, şimdi de itirazım yok ama en derinime kayıyor git gide. Bunu ömrüm boyunca hep taşıyacağım tebessümle her şeye rağmen. Bütün kanamalarımı, acılarımı, hüznümü, buruklularımı bir yana ayırarak…
“Birine dokunduğun zaman sadece bedenine dokunmazsın aynı anda ruhuna da dokunursun”
ne doğru bir söz ama kimin umurundaSen bana dokunduğunda her seferinde bana bir diken verdin aslında! Bu bile benim için armağandı en güzel gülden di ne de olsa bu dikenler, şimdi de itirazım yok ama en derinime kayıyor git gide. Bunu ömrüm boyunca hep taşıyacağım tebessümle her şeye rağmen. Bütün kanamalarımı, acılarımı, hüznümü, buruklularımı bir yana ayırarak…
20 Ağustos 2009 Perşembe
yollar, başlangıçlar ve sonlar...
Sana çıkıyordu tüm yollarım ve ben itirazsız sürükleniyordum ayaklarımın, kalbimin peşi sıra.
Ne zaman yolun sonuna ulaşacağımı merak ederek devam ettim. Bazen ümidim kalmadı, gücüm de, yalpalandı bedenim, duygularım ama her seferinde yeniden doğrulttum bu bedeni.
Ruhumu görmezden geldim bazen, kendim bastım çokça üzerine, ilk yol yapan benim ayaklarımdı. Diğerlerinin basmasına aldırış bile etmedim ama hata ettim hem de çok büyük hata. Şimdi bunları söylemenin ne önemi var onu da kestiremiyorum, geriye alabilir miyim?
Bütün incinmişliklerimi, kırılıp yapıştırdığım yüreğime sıfır duygular yükleyebilir miyim?
Bu kalbimin yarattığı çelişki miydi bilemiyorum aklımı da kandırmış olmalı! Neden sana çıkıyordu diye başladım söze. Bunu kendime sürekli dikte ederek kendimi, inandırmış, olamam değil mi? Bu kadarını yapmış olamam değil mi? İçim o kadar dolu ki nasıl boşalır bilemiyorum.
Önceki zamanlara göre iyi gibiyim sana dair hiç beklentim olmadı ve amacım da olmadın hiçbir zaman. Bunlara rağmen hiçbir zaman aklımdan da çıkmaman tuhaf işte, burada bütün tuhaflıkları kendime yüklüyorum yine. Düzelmez bir şey değil pek çok kimsenin içinde bulunduğu durum, herkes kendine göre adlandırıyor ya da kendince rahatlama yolu arıyor, buluyor, benimde naçizane buralara aktardığım kelimelerim, bir nebze rahatlatıyor içimi. Bir de yastığımdaki ıslak harelerim.
Ne zaman yolun sonuna ulaşacağımı merak ederek devam ettim. Bazen ümidim kalmadı, gücüm de, yalpalandı bedenim, duygularım ama her seferinde yeniden doğrulttum bu bedeni.
Ruhumu görmezden geldim bazen, kendim bastım çokça üzerine, ilk yol yapan benim ayaklarımdı. Diğerlerinin basmasına aldırış bile etmedim ama hata ettim hem de çok büyük hata. Şimdi bunları söylemenin ne önemi var onu da kestiremiyorum, geriye alabilir miyim?
Bütün incinmişliklerimi, kırılıp yapıştırdığım yüreğime sıfır duygular yükleyebilir miyim?
Bu kalbimin yarattığı çelişki miydi bilemiyorum aklımı da kandırmış olmalı! Neden sana çıkıyordu diye başladım söze. Bunu kendime sürekli dikte ederek kendimi, inandırmış, olamam değil mi? Bu kadarını yapmış olamam değil mi? İçim o kadar dolu ki nasıl boşalır bilemiyorum.
Önceki zamanlara göre iyi gibiyim sana dair hiç beklentim olmadı ve amacım da olmadın hiçbir zaman. Bunlara rağmen hiçbir zaman aklımdan da çıkmaman tuhaf işte, burada bütün tuhaflıkları kendime yüklüyorum yine. Düzelmez bir şey değil pek çok kimsenin içinde bulunduğu durum, herkes kendine göre adlandırıyor ya da kendince rahatlama yolu arıyor, buluyor, benimde naçizane buralara aktardığım kelimelerim, bir nebze rahatlatıyor içimi. Bir de yastığımdaki ıslak harelerim.
acının işlemediği anlar...
Artık acıtamaz canımı hiçbir şey
Sensizliği gördü bu yürek bir kere
Korkutur mu sanıyorsunuz?
Cehennem ateşinin en harlısı!
Bir zamanlar sönmeyen bir kordu
Bu yürek ne zaman buza döndü
Duyanınız göreniniz var mı?
Sensizliği gördü bu yürek bir kere
Korkutur mu sanıyorsunuz?
Cehennem ateşinin en harlısı!
Bir zamanlar sönmeyen bir kordu
Bu yürek ne zaman buza döndü
Duyanınız göreniniz var mı?
hissi med cezirler III
bataklık denize dönüşebilir mi?
bir ateş böcegi kadar umut doğdu
zifiri geceme.
bekleyecegim...
bir ateş böcegi kadar umut doğdu
zifiri geceme.
bekleyecegim...
19 Ağustos 2009 Çarşamba
hissi med cezirler II
Çabaladım yoğu var etmek için, yüreğimi ortaya koyarak hem de.
Her adımın bilemedim bataklıkta çırpınış olduğunu,
Ve beni en derinine çektiğini, bilemedim işte.
Deniz olsa dibe vurup çıkardım yüzeye,
Şimdi balçık çekiyor en derinine, ben çaresiz bekliyorum çürümeyi
Kendi etimin kokusu burnumda
Her adımın bilemedim bataklıkta çırpınış olduğunu,
Ve beni en derinine çektiğini, bilemedim işte.
Deniz olsa dibe vurup çıkardım yüzeye,
Şimdi balçık çekiyor en derinine, ben çaresiz bekliyorum çürümeyi
Kendi etimin kokusu burnumda
ÖYLESİNE BİR AŞK ŞİİRİ
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Akasya yüklü kervanlar geçer
Çan sesleri arasında bir fener
Yanar söner yanar söner yanar söner
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Kentin en kalabalık yerlerinde
Dört nala koşan bir at gibi
Çılgınlığa akan yalnızlığa ölüme
Yazılmış şiirleri yeniden yazmak bütün
Hayatı teğellemek yepyeni bir güne
Ve sonra sökmek uzun uzun
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Yalnızlıktan gelir yalnızlıklara gider
Düşülür her şeyin altına bir tarih
Soluksuzum günlerdir geceler uzar
Yaşamak dünyayı ödüllendirmektir artık
Kendimi öldürdüğüm yerlerde beni kan tutar
Başıma gelecekleri bile bile yürürüm
Hilton Oteli'nde hu çekerim huu...
İşte hırkam ben de bir dervişim
Asamı vestiyerde bırakmak zorunda kalırım
Nescafeyi konyakla kardığım günler gecelerdir
Bakarım gözlerine eğnim silkelenir
Döktüğüm acılar yıllar kederlerdir
Alnıma bir avuç tuz atılır düşünemem
Konuşamam ağlayamam bağıramam
Neden gece her gecenin ardından gelir
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Gözlerin tarihçesi yaşayıp öldüğümün
Ihlamur ağaçları altında bir Saraybosna hatırası
Sen ben ve Deniz bir de rüzgarın örttüğü gençliğimiz
Sen ben ve Deniz. Sen ben ve Deniz...
Akasya yüklü kervanlar geçer
Çan sesleri arasında bir fener
Yanar söner yanar söner yanar söner
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Kentin en kalabalık yerlerinde
Dört nala koşan bir at gibi
Çılgınlığa akan yalnızlığa ölüme
Yazılmış şiirleri yeniden yazmak bütün
Hayatı teğellemek yepyeni bir güne
Ve sonra sökmek uzun uzun
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Yalnızlıktan gelir yalnızlıklara gider
Düşülür her şeyin altına bir tarih
Soluksuzum günlerdir geceler uzar
Yaşamak dünyayı ödüllendirmektir artık
Kendimi öldürdüğüm yerlerde beni kan tutar
Başıma gelecekleri bile bile yürürüm
Hilton Oteli'nde hu çekerim huu...
İşte hırkam ben de bir dervişim
Asamı vestiyerde bırakmak zorunda kalırım
Nescafeyi konyakla kardığım günler gecelerdir
Bakarım gözlerine eğnim silkelenir
Döktüğüm acılar yıllar kederlerdir
Alnıma bir avuç tuz atılır düşünemem
Konuşamam ağlayamam bağıramam
Neden gece her gecenin ardından gelir
Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Gözlerin tarihçesi yaşayıp öldüğümün
Ihlamur ağaçları altında bir Saraybosna hatırası
Sen ben ve Deniz bir de rüzgarın örttüğü gençliğimiz
Sen ben ve Deniz. Sen ben ve Deniz...
18 Ağustos 2009 Salı
kelimeler kifayetsiz
-Öteki Yüreğim...
- “Sevgili Dostum, Bugün Eduardo Galeano’nun kitaplarını karıştırıyordum. Sana rastladım orada.
Dostum = Öteki Yüreğim diyordu bir Guarao yerlisinin ağzından. Sevgili öteki yüreğim, nasıl ince ince işlendi dostluğumuz yılların gergefinde. Anılar neredeyse yüreğimi delip geçiyor hatırladıkça. Yo, üzüntüyle hatırladığımdan değil, anımsamak kelimesinin Latincesine, re-cordis’e öykünmüş de onun için.. Dost kolay bulunmuyor diyorlar. Öyle ya, ne zor iş doğru zamanda doğru yerde olabilmek, fark edebilmek ve o ilk adımı atabilmek. Iyi ki o ilk adımı attık seninle aynı anda. Ama ötesi de hiç kolay değil. Kolay kolay dost da kalınmıyor. Ne “dostluk”lar gördük, sadece postluk. Görüntü zengin, içi fos. Ne “dostluk”lar yanımızdan fırtına misali geldi geçti. Merak ettik bu rüzgar ne biçim rüzgardır böyle ki bir dostluğu savurup atar diye. Bir de baktık ki ne rüzgarı, ne fırtınası; esen bir bebeğin soluğundan bile güçsüz, cılız bir yel sadece. Bazı “dostluk”ların ben merkezci, ketum olduğunu izledik. Keçi boynuzu mübarek. O bir dirhem lezzetini vermemekde direniyor ha direniyor. Verince kaybolacak sanıyor sevgisi, ilgisi, bilgisi. Oysa biz seninle dostluğumuzu yaratmak için birlikte çok uzun ve keyifli yollar katettik. Dostluğun, çiçek misali özen, zaman ve bakım gerektirdiğini bilip, titiz bahçıvanlar olduk. Tüm doğa koşullarına karşın çiçeklerimizi soldurmadık. Bahar kokuyor dostluğumuzda, çiçekler yeşeriyor, her geçen gün bahçemize farklı renkler katılıyor. Ve o katılan renkler bizim özgün renklerimiz oluyor; üç ölçü sevgi, beş ölçü güven, iki ölçü doğallık, dört ölçü saygı… böyle sürüp gidiyor tarifi. Haydi gel, dostluğu anlatalım kulak kabartmış bizi dinleyenlere. Gerçek dostluk için sadece parmak uçlarını delip, birbirine dokundurarak KANKA olmanın yetmediğini, kalp uçlarınızın birbirine dolanması gerektiğini, binlerce kilometre öteden bile dostunun ağlama sesini en derin uykunda duyabildiğini, onu uzun haftalar, aylar boyunca göremesen dahi bir araya geldiğinizde sanki sohbetiniz dün akşam yarım bırakılmış gibi kaldığınız kelimeden devam ettirebildiğinizi, araya giren mesafe uzaklıklarının gerçek uzaklıklar olmadığını, asıl gönül uzaklıklarının dostlukları yaraladığını…
- “Sevgili Dostum, Bugün Eduardo Galeano’nun kitaplarını karıştırıyordum. Sana rastladım orada.
Dostum = Öteki Yüreğim diyordu bir Guarao yerlisinin ağzından. Sevgili öteki yüreğim, nasıl ince ince işlendi dostluğumuz yılların gergefinde. Anılar neredeyse yüreğimi delip geçiyor hatırladıkça. Yo, üzüntüyle hatırladığımdan değil, anımsamak kelimesinin Latincesine, re-cordis’e öykünmüş de onun için.. Dost kolay bulunmuyor diyorlar. Öyle ya, ne zor iş doğru zamanda doğru yerde olabilmek, fark edebilmek ve o ilk adımı atabilmek. Iyi ki o ilk adımı attık seninle aynı anda. Ama ötesi de hiç kolay değil. Kolay kolay dost da kalınmıyor. Ne “dostluk”lar gördük, sadece postluk. Görüntü zengin, içi fos. Ne “dostluk”lar yanımızdan fırtına misali geldi geçti. Merak ettik bu rüzgar ne biçim rüzgardır böyle ki bir dostluğu savurup atar diye. Bir de baktık ki ne rüzgarı, ne fırtınası; esen bir bebeğin soluğundan bile güçsüz, cılız bir yel sadece. Bazı “dostluk”ların ben merkezci, ketum olduğunu izledik. Keçi boynuzu mübarek. O bir dirhem lezzetini vermemekde direniyor ha direniyor. Verince kaybolacak sanıyor sevgisi, ilgisi, bilgisi. Oysa biz seninle dostluğumuzu yaratmak için birlikte çok uzun ve keyifli yollar katettik. Dostluğun, çiçek misali özen, zaman ve bakım gerektirdiğini bilip, titiz bahçıvanlar olduk. Tüm doğa koşullarına karşın çiçeklerimizi soldurmadık. Bahar kokuyor dostluğumuzda, çiçekler yeşeriyor, her geçen gün bahçemize farklı renkler katılıyor. Ve o katılan renkler bizim özgün renklerimiz oluyor; üç ölçü sevgi, beş ölçü güven, iki ölçü doğallık, dört ölçü saygı… böyle sürüp gidiyor tarifi. Haydi gel, dostluğu anlatalım kulak kabartmış bizi dinleyenlere. Gerçek dostluk için sadece parmak uçlarını delip, birbirine dokundurarak KANKA olmanın yetmediğini, kalp uçlarınızın birbirine dolanması gerektiğini, binlerce kilometre öteden bile dostunun ağlama sesini en derin uykunda duyabildiğini, onu uzun haftalar, aylar boyunca göremesen dahi bir araya geldiğinizde sanki sohbetiniz dün akşam yarım bırakılmış gibi kaldığınız kelimeden devam ettirebildiğinizi, araya giren mesafe uzaklıklarının gerçek uzaklıklar olmadığını, asıl gönül uzaklıklarının dostlukları yaraladığını…
17 Ağustos 2009 Pazartesi
hissi med cezirler I
hiçbirşey ifade edememek ne fana halbuki her gelişinde aklıma içim titrerken sende ayıd yaratamamak...
sevmek ve bitmek bilmez bir özleme gögüs germek, boşuboşuna...
beklentili olmayı sevmedim ben ama sevgide insan bekliyormuş bir şekilde daha yeni kavrıyorum, dokunmayı, öpmeyi, öpülmeyi sevildigini hissetmeyi bekliyormuş...
büsbütün bana ait birşeyi de istemedim eşya gibi birşeyi ama bu kadar uzaklıgı kabul edebilen var mı?
yoksa bende mi sorun???
sevmek ve bitmek bilmez bir özleme gögüs germek, boşuboşuna...
beklentili olmayı sevmedim ben ama sevgide insan bekliyormuş bir şekilde daha yeni kavrıyorum, dokunmayı, öpmeyi, öpülmeyi sevildigini hissetmeyi bekliyormuş...
büsbütün bana ait birşeyi de istemedim eşya gibi birşeyi ama bu kadar uzaklıgı kabul edebilen var mı?
yoksa bende mi sorun???
to miss
-gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde , iki ayrı şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerimiz....
14 Ağustos 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)