22 Aralık 2011 Perşembe

Hayat, mayat

Hayat, mayat diyorlar
Benim gözüm mayat'ta
Hayatın eksiği var
Hayat eksik hayatta,

Takınsam, kanat, manat
Kuş muş olsam seğirtsem
Bomboş vatana inat
Manata doğru gitsem

N.F.Kısakürek

"son zamanlarda pek bir anlamlı geldi üstat"



15 Aralık 2011 Perşembe

uzağın yakınında, yakının uzağında..

geçen sene bugün binlerce kilometre uzağındayken, bu kadar uzak değildik!
ve ikinci senede döndü, üçüncüyü saydırmasın tanrım..

14 Aralık 2011 Çarşamba

olamaz mı? olabilir..

...parmağı ıslatarak büyük bir iştahla açılan yeni bir sayfa gibi başlayabilmek, sıfırdan..
ve ilk harfini yazarken ki anlık heyecanları yeniden bulabilmek...
olamaz mı? olabilir!



iç konuşmalar II



Ne çok çizik atmışız yüreğimize, ne çok pıhtı birikmiş..
zaman iyileştirse de, izleri kalmış beyaz beyaz..
*
korkak olmuşuz, hınçla dolmuşuz,
acıtana, çizene söylenememiş sözlerin, acısını hep yeni gelene ödetmişiz..
*
daha güvensiz, daha katılaşmış, hiç yere kalplerimiz....
*
kayıtsızca zoraki yapay sosyalleşme hallerindeyiz hepimiz,
aslında hepimiz dememeli, genelleştirmemeliyim!
*
............................

25 Kasım 2011 Cuma

cumalar

.........


ah ne denli dingin ve gururla geçiyordu
garip bir su akıntısı gibi
bu terk edilmiş sessiz Cumalarda
bu sıkıntılı evlerde
benim yaşamım
aaah ne denli dingin ve gururla geçiyordu.....




Furuğ  Ferruhzad

19 Kasım 2011 Cumartesi

!

"insandan ala şeytan, dünyadan ala cehennem mi var?"

13 Kasım 2011 Pazar

yaşasın hayat!, kahrolsun melankoli!


mevsimlerle aylarla didişmeyi her aya, hele güz aylarına melankoli  yüklemeyi de bıraktım
melankolik şarkıları da....


yaşasın hayat!


iç konuşmalar I

her gece bir şeyler ölüyor,
güç bela kapanan gözlerimle birlikte,
bir o yana bir bu yana
düşünce anaforlarında...

ve ben her sabah bıkmadan, usanmadan,
yeniden doğuruyorum..

sonra yakınıyorum, kızıyorum, isyan ediyorum

düşmanı olsam bu kadarını yapamazdım kendime...



geçmişi geride bırakmayı öğrenmedikçe rahatlanmıyor,
ivedi öğretmeli....









1 Kasım 2011 Salı

gam(lı)sız kasım..

kasım, ah gamlı kasım
seni beklemeden başladı buğum, çiğim, kırağılarım..
değişsin istiyorum artık,
yağmurların hüzünleri getirmesin,
hüzün tozlarını yıkasın bitirsin istiyorum..
haydi kasım,
yapabilirsin!
yapabilirim!
yapabiliriz!


23 Ekim 2011 Pazar

yorgunluk

kendimi tanırım çok kinci biri olmadım hiç bir zaman,
ha evet biraz kıskançlığım vardır,
o da gözüme soka soka bir şeyler yapılırsa şiddetlenir, 
ki bu çok normal hemen her insanın fıtratında olan bir duygudur..
affedici yanımda çok kuvvetlidir ve merhamette yok değildir, 
hatta olması gerekenden bir kaç ölçek fazla gibi hissettiğim ve bu nedenle çokça sıkıntı duyduğum zamanlar olmuştur.
peki neden bu duyguyu atamıyorum neden samimiyetlerine güvenemiyorum neden perdeyi kendileri aralamış, hatta kaldırmış gibi gözükse de, ben neden kaldıramıyorum?
neden eskisi gibi davranamıyorum?
güven duygumu neden yitirdim ve inancımı?
bu da insanın ömrü hayatında yaşaması gerek bir şey mi?
bende hatasız değilim insana mahsus çok beşer şaşar yanlarım var biliyorum,
yoksa, ben tolere edilebilecek davranışları halleri tolere etmekten yoksun muyum?
limitim mi bitti?


eskisi gibi değil hiç bir şey bunu biliyorum ve salla gitsin bu böyle diyemiyorum...
bu da bir süreç  geçecektir ve taşlar yerine oturacaktır..
ve su sızdırmayacak belki de!
kim bilebilir?


zaman yine sana bırakıyorum...
bu sefer de her şeyi örtecek misin? bakalım tozunla!..


21 Ekim 2011 Cuma

günün kelamı!







"Düşünceler baskı altına alınarak yok edilemez, Onlar ancak dikkate alınmayarak yok edilebilir."










Ursula K. Leguin

11 Ekim 2011 Salı

bir günün anatomisi, diğer günler fotokopisi....

05:50 kalkış
06:30 evden çıkış

gün ortası 14 saat içerisi de
trafik, çalışma, öğle yemeği, onlarca telefon cevapla, yüzlerce soru cevapla, bir sürü problem
15-20 dakika sakin kalabilirsen bir iki model karala...
5-10 dakika arkadaşlarla gevezelik...

20:10 eve geliş
20:30 akşam yemeği tek başına (haklı olarak bizimkiler yemeğini yemiş ve hatta çay kahve içilmiş)
20-30 dakika efeciği mıncıkla (halasını illa bekliyor o saate kadar)
21:00-22:00 spor
en geç 23:00 uyku

28 Eylül 2011 Çarşamba

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki !



Ayrılık diye bir şey yok, bu bizim yalanımız
Sevmek var aslında,özlemek var,beklemek var.
Şimdi nerdesin,ne yapıyorsun?
Güneş çoktan doğdu.Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten ömür boyunca ya bekliyor, ya bekletiyor insan ikisi de kötü,
İkisi de hazin tarafı yaşantımızın.

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,sonra
yürümesini,konuşmasını,büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
kanunlara saygı göstermesini,insanları sevmesini,
aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.
Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.

Ya o ? Ya o ? İnsanlardan dostluk bekliyor,
sevgilisinden sadakat,çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
saadet bekliyor yaşamaktan.
Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,beklediklerinin
çoğu gelmemiş bir insan olarak göçüp gidiyor bu dünyadan.
İşte yaşamak maceramız bu.

Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak ve
yaşayıp beklerken ölmek!
Özleme bir diyeceğim yok. O,kömür kırıntıları
arasında parlayan bir cam parçası.
O, nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O, tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

İnsanlığımız, özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.

Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var, seni özlemenin anlatılmaz.

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehiri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa, yine seni özlediğim içindir.
Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki !


Ü. Yaşar Oğuzcan / Beşinci Mektup


17 Eylül 2011 Cumartesi

tatil de kitap arkası karalamalar III

başlayıp, bitenlere..

Başladığında sevindiğimiz, mutlu olduğumuz, herhangi bir şey bitince neden buruluyor içimiz, neden üzülüyoruz?

halbuki,yenilenmek için yeni başlangıçlar için bitişler lazım...


15 Eylül 2011 Perşembe

tatil de kitap arkası karalamalar II

Bugün tam tamına yedi sene bitti, ayrılalı, garip bir duygu tarifi zor,
oyuk hala kocaman ve zaman giderek büyütüyor,
içimde o şarkı çalıyor hep,"meleğimi özledim" çok özledim hemde
yaşanılan güzel günleri, sabahlara kadar konuşmayı, birlikte uyumayı...

sadece kadın-erkek olarak yaratıldığına inanmıyorum ruh ikizinin,
bir bakışından bütüne yakın düşüncelerini anladığım, anlaşıldığım ruh ikizim..
"yaşamak zor, ölmek kolay, ölmeyi hiç düşünmesen de istemesen de kolay"

belki zaman değişmiyor, belki zaman aynı ve sabittir(ve ya belirleyici sadece)
değişen sadece biziz belki ve düşüncelerimiz...
Simdi sen de zamanda sabitsin. daima 31 yaşındasin ve öyle kalacaksın.. meleğim...
biz burada bu beşeri alemde sayıyoruz, dakikaları, saatleri, günleri, ayları, yılları...



meleğime...


14 Eylül 2011 Çarşamba

tatil de kitap arkası karalamalar I

Okuyorum güya, okuduğumdan bir şey anlamıyorum,
sadece içimdeki sesi duyuyorum, giderek sesini arttırarak,
seni özledim, sesini özledim, diyor...

4 Eylül 2011 Pazar

yine eylül


yine eylül
yine şarap..

.......

biraz melankoni
biraz üzüm buğusu
bir tutam hüzün..

eylülün tadı bir başka ...



fırtına

bazen o kadar zor ki
tepetaklak alabora oluyor her şey
yolunda gibi gözükürken
birden bire içimde patlayan
kısa zamanlı fırtınalar,


bir yandan dümeni bırakmamak lazım
bir yandan dolan suları dışarı atmak
bu çok zor,
yorucu,
yorgunum...

bugün...








20 Ağustos 2011 Cumartesi

goyun, guzu


insan görünümlü olanlarına, bunları yeğlerim,
en azından sevimliler ve tabiatına uygun yaşıyorlar,
hatta çok daha faydalılar evrene...

17 Ağustos 2011 Çarşamba

uykusuz bir gecenin ardı,
ve değişen bir şey yok...

yanımda olsan,
hiç konuşmasak,
sadece sarılsam yeter..

4 Ağustos 2011 Perşembe

-deprem oluyor sanıyorum, ard arda sarsıntılar...
bakıyorum her şey yerinde ve sabit.

-peki bu sarsıntılar ne?

-kırılanlar içinde ki faylar olmasın?








23 Temmuz 2011 Cumartesi

the dust of time

ah zaman ne çok kızsam da sana, bazen geçmek bilmesen de bazen nasıl geçip gittiğini anlamasam da,
her şeyi iyileştiriyorsun, tozunla siliyorsun bütün izleri..

yok sa nasıl dayanırdı aciz yaratık insan...

21 Temmuz 2011 Perşembe

sükûn

"getirdiklerine de götürdüklerine de eyvallah"











20 Temmuz 2011 Çarşamba

blue sailing

şu an ihtiyacım olan tek şey bu!
deniz,  rüzgar,  iyot kokusu ...


14 Temmuz 2011 Perşembe

istikrar sürüyor...aferinn

%51 kına yakın başınızdaki ile beraber, 
velveleye hacet yok, çok değil 13 tane kelle gitti o kadar!!!

13 Temmuz 2011 Çarşamba

çoookk yorgunumm....

yorgunum, temmuz sonu geldi neredeyse ayağım hala tuzlu suya değmedi,
yalın ayak yürüyemedim henüz, kumu bırakın, toprak da bile...
yetişmek mümkün değil hiç bir yere, hiç bir şeye...



çok yorgunum, beni bekleme kaptan...
seyir defterini de bu aralar benim bloğumu da başkası yazsın..




24 Haziran 2011 Cuma

delete

"İnsanın belleğinden yakasını kurtarması büyük emek ister, ama bunu başardığında sınırlarının zannettiğinden çok daha geniş olduğunu görürsün. Geçmişine değil, ruhuna git." (s.115)


Paulo Coelho-Elif

uykusuz

haftaya nasıl başlarsan öyle geçiyor sanırım

hafta sonu eve iş götürüp pazar akşamı 02:00 ye kadar çalışınca uykusuz bir haftaya başlamış oldum.

 hafta içi uyuma düşünceli eve gidişlerde türlü sebeplerden ve geç gidişlerdeen ötürü uykusuzluk had safhaya ulaşarak cuma gününe geldik bakalım..

önümüzdeki üç hafta çok yoğun çalışma programı bekliyor sonrası aynı rutin yurt dışı müşteri ziyaretleri

çekimler kastlar, maliyetler fiyatlar vs...

rahat, sakin ama uykusuz bir ben...

...

sonra ramazan ayı, sonra bayram, çok sonra tatil...



23 Haziran 2011 Perşembe

hemen olsun

kendimi yollara vurmak değil de
buradan başka bir yerde kalma, hatta bu şehirden temelli gitme isteğim var.
deniz mutlaka olsun yeşilde bu zeytin bahçesi de olabilir meyve de veya koru orman benzeri de...
tek katlı olsun, geniş verandası olsun,
kof kalabalıktan uzak, dostlara yakın olsun.
bahçesi olsun, güllerim, hanımellerim olsun ve iğdelerim...
bir atölyem olsun bahçe içinde
kah resim yaptığım, kah çamura, kile karıldığım...
bazen bir şeyler karaladığım...

evrenden istiyorum. 
yaşlandığımda değil bir an evvel...
 

20 Haziran 2011 Pazartesi

aynı hâller...

yazma arzusuyla elime alıyorum kalemimi,
işte, trafikte, odamda, balkonda, yatağımda..
bazen tertemiz bir kağıt, bazen defterim,
bazen gazete mecmua köşelerine...
kağıda değdiği anda hep o bilindik melankoli ile
hep sen oluyorsun konusu...
bir telaş atıyorum kalemi, kağıdı bir yere...

bu da geçecek biliyorum...

12 Haziran 2011 Pazar

hükümsüzüm

Suskunluğum ateşleri içmekti,içtim
Yalnızlığım boynuma çöken hükümsüzlüktü, hükümsüzüm
Hafızamdaki bütün harfleri döktüm, alfabesizim...


Rumi

11 Haziran 2011 Cumartesi

tutsak


"hepimiz yaşamlarımızın tutsağı olduk"


hey!

benim yaşam sevincimin ve isteğimin nedenlerinden iken
O nasıl dünyadan geçmiş hallerde olur?
nasıl aklından geçer,
nasıl kelimelerine yansıyacak kadar sıkar yüreğini bu dünya!

hey! özgür bırak kendini
tüm prangaları kendin taktın ayağına unutma!
tek tek çıkaracak olan da sadece sensin,
dünya göçeri iken biz kendimizi sabitliyoruz
sonra sıkılıyor ruhlarımız bu sabitlikten,
ama o kadar çok şeyle bağlamış oluyoruz ki kendimizi,
adına ihtiyaç diyoruz, sorumluluk diyoruz, aile, üzmeyelim
kırmayalım dökmeyelim daha bir sürü şey...

peki lime lime olmuş benin kime faydası olabilir ki kendime yokken
yanı başımda mutsuz birinden ise uzakta çok mutlu birini ben şahsen yeğlerim.
zor olsa da, isyan ettirse de bazen...


yanımda olmasan da, olamayacak olsan da
ben hissediyorum soluk alışverişlerini,
mahrum etme!

4 Haziran 2011 Cumartesi

manzaralarım

insan seslerine martı çığlıkları karışıyor,
martı seslerine insan bağırtıları...

bak az önce ürktü güvercinler,
halbuki ne kadar alışıktırlar,
insanlara, martılara...

izliyor, izliyorum, elimde kahvemle
Eminönü'den manzaraları
en çok insanları
hayır hayır martıları
bazen gözüm güvercinlerine takılıveriyor

sonra kalkıp yürüyorum tüm yollarını ara yollarını
bir kumaşlara dokunuyorum
bir ışıl ışıl taşlara, boncuklara, kurdelelere...
bazen bakakalıyorum hamalların arkasından
onca yükleriyle mercan yokuşunu tırmanışlarına...
burnumda yeni çekilmiş kahve kokusuyla
bir anda Mısır Çarşısı'nda buluyorum kendimi..
sonra Haydarpaşa kadar heybetli olmasa da
Sirkeci Garı'nda tamamlıyorum günümü.


"ayrılıklara çaldığı kadar kavuşmalara da çalıyor mu?
trenlerin sirenleri diye...."

28 Mayıs 2011 Cumartesi

lazım...

".................
eğer gerçekten sınırların sonuna varmış olsaydım,
bu suçluluk ve hayal kırıklığı hissi çoktan geçmiş olurdu.
fakat devam ediyordu. korkuyordum ve titriyordum.
tatminsizlik duygusundan bir tülü kurtulamıyorsam,
Tanrı onu tek sebeple göndermiş olabilirdi:
her şeyi değiştirmek için ileri doğru yürümek lazımdı."




Paulo Coelho - Elif

27 Mayıs 2011 Cuma

mayıs

mayıs ayı gibiyim,
güneş vuran yanım sımsıcakken,
gölgede kalan yanım, yüreğim üşür,
titrer durur...

18 Mayıs 2011 Çarşamba

denizi özleyenler için

 seyr-u safa 


saraya kaçış


dünkü kaçamak iyi geldi, önce vapur keyfi,ardından bir kaç defa gidip gezemediğim Dolmabahçe Sarayı
 harem bölümü ve bahçesindeki bu güller...

10 Mayıs 2011 Salı

hüzün olgunlaştırır / kaybetmek sabrı öğretir

Üzülme!

Dert etme can!


Görebiliyorsan, dokunabiliyorsan, nefes alabiliyorsan, 

Yürüye biliyorsan ne mutlu sana!..
Elinde olmayanları söyleme bana…
Elinde olanlardan bahset can!…




Üzülme!..

Geceler hep kimsesiz mi geçecek?
Gidenler dönmeyecek mi?
Yitirdiğin her ne ise; bir bakarsın yağmurlu bir gecede
Veya bir bahar sabahında karşına çıkmış.
Bil ki güzellikler de var bu hayatta…
Gel Git’lerin olmadığı bir hayat düşünebilir misin?

Hüzün olgunlaştırır ,

Kaybetmek sabrı öğretir…


Mevlana Celaleddin Rumi 

4 Mayıs 2011 Çarşamba

öyle bi'şey

rüzgarın dahi esmez, benim yönüme doğru bilirim...

kızarım, eserim tozarım...

sonra diner...

sonra susarım...


ben seni değil seni sevmeyi sevdim...
diye bir şarkı vardı bendeki hal, o misal...


dinleyin





2 Mayıs 2011 Pazartesi

"sen bilmezsin ama seni sevmek güzel şey"

30 Nisan 2011 Cumartesi

insan gibi

Ne kağıt yeter ne kalem,
Mesut sanmam için kendimi.
Bunların hepsi... hepsi fasafiso.
Ne takayım, ne tekneyim.
Öyle bir yerde olmalıyım
Öyle bir yerde olmalıyım ki,
Ne ışık, ne sis, ne buğu gibi...
İnsan gibi...







Orhan Veli KANIK

28 Nisan 2011 Perşembe

çok derin..

kulağımda farid farjad robabeh jan 
içimde derin hüzün yine  meleğim,
istanbul'un şu sinir bozucu yağmuru gibi bile yağamıyorum,
içim kanırıyor,  kabarıyor  sonra biraz diniyor
ama yüreğimle boğazım arasına yerleşen yumru hiç ama hiç geçmiyor
alışılmıyor kimsenin yokluğuna kimse alışamıyor esasında...
o gidişle açılan boşluklar dolmuyor hiç! 
uydurmaya çalışıyorsun belki bu uyar bu kapatır oyuğu diye
büyük geldiği ender olmuştur belki ama bende hep küçük geldi bi'tanem
hiç bir zaman dolmadı o oyuklarım, biliyorsun değil mi?


görüyor musun beni güzel gözlüm?


bu gün sana gelmeyi ne çok istedim  
konuşmayı ağlamayı, dualarımı göndermeyi başucunda...
yetişmesi gereken işlere gark olmak zorundayım,
ne kadar olunursa ve ben ne kadarına yetişebilirsem....


çok özledim seni....









25 Nisan 2011 Pazartesi

mutlu yıllar bana

ömür takvimimden bir yılı daha düşürdüm bugün,
pek de fena geçmedi, bu kadar sene,

diğer yıllarım var ise eğer,
bu yıllarımı aratmasın yeter 
başka bir şey beklemiyorum...

23 Nisan 2011 Cumartesi

ben hariç hiçbir şey kalakalmıyor...

Zaman durmuyor, insanlar durmuyor, rüzgâr esiyor yine, sular akıyor...
Saat inadına tik tak,akşam oluyor,sabah oluyor...
ağaçlar bir döküyor yapraklarını, bir çiçek açıyor...
Ben hariç hiçbir şey kalakalmıyor Olric...
Hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki Olric...
İlk açılan yaranın bir daha kapanmayacağını,
ilk kopan fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini,
hep ilk olanın ne varsa aniden değiştirivereceğini,
nereden bilebilirdin ki Olric...
Şehirler değiştiriyorum Olric,
"içimden şehirler geçiyor, sen her durakta duruyor, inmiyorsun"lara takılıp kalıyorum...
Şehirler değişiyor Olric,ben değişiyorum,
değiştikçe kanıyorum...


Oğuz ATAY - TUTUNAMAYANLAR

22 Nisan 2011 Cuma

iğde akasya hanımeli...

yeni bir soluk gerek
yeni yeni yepyeni...
umudun kesildiği yerde
yeni ışıklar yollar aramak gerek
yoksa nasıl yaşanılır?
gün geçtikçe insanların çirkinleştirdiği
güzelim dünya da..

...................

bak nasıl çıtırdıyor tomurcuklar,
nasıl kokuyor toprak.
bir kaç haftaya iğde, hanımeli, akasya kokularıyla harmanlacak
taptaze mis gibi 

14 Nisan 2011 Perşembe

akıllım

aklını sevdim en çok ben senin,
ha bir de gözlerini,
gerisi fasa fiso...

13 Nisan 2011 Çarşamba

alterations II

ben ister miydim, bu kadar kırılgan ve duygusal olmayı?
istemezdim elbette!
bu benim olmak istememle olmuş da bir şey değil üstelik,
yaşanılan pek çok şeyin neticesinde böyle biri oldum, daha doğrusu olmuşum,
ve bunu şimdi çok daha iyi idrak ediyorum.
arıza biri değildim hiç bir zaman
ama farklı olduğunu bilirsin veya öyle bir his taşırsın ya öyleydim ve  hala aynı hissi taşıyorum..
önceleri bunun için çabalamış ve ya idoller seçmiş miydim hatırlamıyorum (vardır muhakkak), ama sonraları
farklı olmanın hiç de iyi olmadığını sıradan birinin çok daha mutlu olduğunu öğrendim..
(fark derken bunu büyüklenme olarak değil de buğday tarlasında ki yulaf gibi mesela )



........




anlaşılmak gibi bir beklentim ve isteğim de yok,  o yüzden , anlatmıyorum da kimseye
sadece bu kadar korkak, kırılgan ve güvensiz olmak, yoruyor,
çevremde pek çok kimse olsa da kendi odama, köşeme çekilmek için  can atıyorum adeta...
bu çok sağlıklı değil biliyorum ama
bir süre daha böyleyim
iyi geliyor bana yalnızlığım,

mesela şu ara yalnız yürümekten çok keyif alıyorum,
yalnız müzik dinlemekten de,
pek okumuyorum



fırsatını kolluyorum kısa yalnız bir tatilin daha..
" bu mevsimde Çanakkale'nin  Yeşilyurt beldesine gitmeyi istiyorum"


ben her bahar kaçmayı istiyor ve kaçıyorum, nisan da ki kaçışlar bahar ritüelim olsun benim...


yeşilyurt


6 Nisan 2011 Çarşamba

canım dostum

senin yerine koyamam ki kendimi ne kadar anlıyorum desem de
bilmiyorum belki bir dakika sonra öleceğim,
ama bilmediğimden hiç ölmeyecekmiş gibiyim...
bilmek nasıl bir psikolojidir nedir ne değildir,
bunu anlamaya çalışırım ama anlıyorum dersem askıda kalır pek çok şey...

her şeye rağmen,
doktorlarının tüm dediklerine rağmen
ümidimi kesmek istemiyorum...

iyi ki tanıdım seni,

dünya da melek var mı diye sorsalar ilk aklıma gelen...
canım dostum, tüm sınırları kaldırarak kendimle konuşuyormuş gibi konuştuğum, sırdaşım, arkadaşım can dostum...

isyan etmek istemiyorum bir bildiği vardır yaradanın
ama buna nasıl dayanılır ki..

aklımda, kalbimde, dualarım dasın...





5 Nisan 2011 Salı

alterations I

Beni mutlu etmek için doğmuş olsaydı birileri hiç de fena olmazdı,
ama biliyorum ki, kimse beni mutlu etmek için doğmadı!
(benim için doğmasa da ruh ikizi denilen şeyin gerçek olduğuna inanmak istiyor insan bazen)

peki ben?

birilerini mutlu etmek için mi geldim?
kendi mutluluğumu bile gözardı ederek hemde,
bu benim ahmaklığım mı?
bu sorular için geç mi?

* bundan sonra şu ya da bu demiyorum ama
artık azap veren bir evet yerine, hayırı daha rahat söyleyebiliyorum
* bireyselcilik çok da fena bir şey değil zannımca...
çünkü bakıyorum da kendi ailesi bile insanın,
çok da kendin olduğun için sevmiyor,
onun isteklerine beklentilerine ne kadar uyuyorsanız,
sosyal alanda ne kadar iyi temsil ediyorsanız ve ne kadar iyi etiket kazanmışsanız ona göre
ölçüyle veriyor sevgisini ilgisini.
hal öyleyken ele ne demeli?


o saflık denilen şey insanın kendine söylediği ilk yalanla bitti!

gerisini başkaları getirdi biz inandık gerçekleri bırakıp en çok da yalana inanır olduk...



4 Nisan 2011 Pazartesi

naber?

"Her şey bir sokak çocuğunun elini cebine sokabildiği kadar boş...
Öznesi olmayan cümleler gibi değersiz..Ve senin naber soruna iyilik dediğim kadar yalan...." 









(Küçük İskender)

tütün gibi bir şey...

sigarayı iyiden iyiye bıraktım,
öyle uğraşmadan, kendiliğinden,
sadece mekanlarda sigara içilen bölümlere oturuyorum hala...
alışkanlıkları birden, top yekün bırakmak zormuş...



sigara






...

2 Nisan 2011 Cumartesi

sabah hayırlarına...

çok az görüyorum rüyamda seni
dün gece de böyle nadir  gecelerden biriydi,


tüm gün aklımdaydın..

iyimisin?


30 Mart 2011 Çarşamba

karmakarışık karalamalar



çok dağınığım çok...

sadece kafam değil bir o kadar masam da karmakarışık,

masamda aradığımı böyle çabucak bulurken,

neden zihnimdeki karışıklık beni yoruyor...

hoşum

Yaramdan da hoşum, yârimden de...





Tebrizli Şems

lacivert

ege'nin açıkları gibiydi
berrak ve çok net..
çok güzel ve bir o kadar ürkütücü..

dedim atlamayacağım..

kim itti beni, bu kadar temkinliyken?...

ben mi dayanamayıp atladım yok sa!

hüznün bile güzel...

Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.

Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.

Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...
Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
"Önemli olan
'zamana bırakmak' değil,
'zamanla bırakmamak'tır..."
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır.

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...



Nazım Hikmet RAN

29 Mart 2011 Salı

dün akşam

bütün güzel kelimeleri seçtim..
bütün kem hallerine rağmen..
tekrar tekrar okudum..
okudukça ağladım durdum..

bir şey dokundu durdu bütün hücrelerime kadar..
sonra uyumuşum..


27 Mart 2011 Pazar

bu baş benim değil!


hiç bu kadar ağrıdığı görülmemiştir,
bu yüzden bu baş benim olamaz!

23 Mart 2011 Çarşamba

ve son..

iki yabancı gibi konuştuk,
oradan buradan
kısa kesik kesik cümlelerle,
bazen tek kelimeyle, 
iki yabancı gibi vedalaştık
kelimelerin en ketum haliyle,

ve böylece bitti bir hikaye 

17 Mart 2011 Perşembe

gel ey nisan

bu gün hava gibi pusluydu içim
soluksuz kaldım çokça,
belli belirsiz serpiştirme de rahatlatamadı,
huysuz, huzursuz ve aksiydim gün boyu...

seher vakti, nisan yağmuru gibi 
bardaktan boşanırcasına yağmalı
belki o vakit biraz daha rahatlar içim
toprak kokusuna karışır uyanmaya hazır
doğanın kokusu...

mis gibi, yeni doğmuş bebek gibi...



bolca yürümeli bu ara kendimle 

16 Mart 2011 Çarşamba

bîmar


Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı? 









Fuzuli Kantatası

15 Mart 2011 Salı

düş değil gerçek

Güçlü olmak artık beni yoruyor olric
herkese karşı dimdik olmak...
arkasında durmak attığım her adımın yoruyor...
Ki buralarda bilmem hangi uykunun hangi köşesinde…
beklemedeyim hiç gelmeyecek olanı...


...uyan olric 

... doğrul
... seni bekliyor
...düş değil gerçek
...seni bekliyor...



Oğuz Atay/ Tutunamayanlar

ahmak!

şu insanları anlayamıyorum bir türlü
neden mucizeler peşindeler,
daha çok mu inanacaklar,
ya da içlerinde hala şüphe mi var yaradan'a dair?
kaşın, gözün, suretin,
elin, dilin, bedenin birer mucize değil midir?
nedir arayıp durduğun ahmak!
farkında değil misin?
kuvvetlendireyim derken,
zayıflattığını o bağları...

10 Mart 2011 Perşembe

bumbuz...

dışarısının soğukluğundan değil!
kaç -15, 20'ler gördüm,
bedenimi zangır zangır titreten
içimin soğukluğu!

4 Mart 2011 Cuma

hâller

öyle bir ruh haliyetindeyim ki,
sıkıntılı değil, korkulu değil,
çok umutlu da, karamsar da değil,
midemde tatlı bir yanma,
yok aşık da değilim henüz,
bunu bu mevsim mi yapıyor bilmiyorum?
dalında ki tomurcuk da aynı hâl de! 

28 Şubat 2011 Pazartesi

anadolu ateşi


cuma günü yakın bir dostumun daveti üzerine gitmek durumunda kaldığım gösteri izlenimlerimi

sizinle paylaşmak istiyorum sevgili dostlar,

soyadı Erdoğan olanlardan pek haz etmiyorum malumunuz ama
hadi ön yargılı olma git gör ve sonra karar ver dedim

gösteri iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde potbori şeklinde yöresel dansların yeni kıyafet ve yorumları mevcut, çok enteresan ve özel bir şey yok folklor kıyafetlerinin yerine modern kıyafetler dışında.
ikinci bölümde dinsel tema çok kullanılmış dinlerin beşiği, kardeşliği anlatılmaya çalışılmış ama yavan kalmış,
bir bölümde  erkek dansçıların yarısı siyah yarısı beyaz giyinmiş  cenk eder gibi bir durum var o sırada kadın dansçılar başlarında meşhur sembolize üç renkli bantlarla( hassasiyeti olanlar bilir bu renkleri) zılgıt benzeri seslerle hızla gelip geçiyorlar bir kaç kere, ne anlatılmak istenmiş ne vurgulanmış anlayamadım ben açıkçası.

kompleks mi bilemiyorum ama rahatsız hissettim kendimi ve keyif de alamadım bu yüzden!
modern sanatta ne siyaseti ne de din temasını seviyorum. sanat eğer bu  kalıplara sokulmaya çalışılırsa belli bir amaca ve kitleye hizmet etmiş olmaz mı?

stresli ve bol trafikli bir cuma akşamım daha da keyifsiz oldu sayelerinde!

25 Şubat 2011 Cuma

kendime kaçış

hiç bir yere gitmek istemiyorum,

sadece yürümek istiyorum 

yalnız yürümek,

kendimle baş başa yürümek istiyorum...


21 Şubat 2011 Pazartesi

kırlangıçlar


Ellerimi bahçeye dikiyorum, yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda yumurtlayacaklar.








Füruğ Ferruhzad

20 Şubat 2011 Pazar

bi'tap


- kim o olric
- kapıcı, efendimiz.
- ne istiyor olric
- çöp var mı diye soruyor efendimiz
- bi'tap bedenimden ala çöp mü olur olric ?
- söyle taşıya biliyorsa beni alsın olric
- olur mu efendimiz
- çileyle yoğrulmuş ömrün ederi bu olamaz efendimiz
- ya ne olric bunca şeyden sonra göğsümüze nişan takacak değiller ya
- ama efendimiz...
- kapat kapıyı olric üşüyorum..

Oğuz Atay - Tutunamayanlar

15 Şubat 2011 Salı

sıkışık anlardan biri!

nedir içimi sıkıp sıkıp bırakan?

nedir gözüme kaçan, gözümü kaçırdığım bu ıslak anlar!

bunu sen anlayamazsın, kimse anlayamaz

nereden mi biliyorum? ben de anlamadım ki


'' Ben karagöz filan değilim. herkes birikmiş bizi seyrediyor. dağılın! kukla oynatmıyoruz burada. acı çekiyoruz. kapı kapı dolaşıp dileniyoruz. son kapıya geldik. insaf sahiplerine sesleniyoruz. ey insaf sahipleri! ben ve olric sizleri sarsmaya geldik. dünya tarihinde eşi görülmemiş bir duygululukla ve kendini beğenmişçesine ve kendini beğenmişçesine sanki bizden önce bir şey söylenmemişçesinegillerden olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz. dilenciler krallığının en küstah soylusu olarak kişiliğimizi burnunuza dayıyoruz. sizi ağlatmaya ve burnunuzdan getirmeye geldik. size dünyanın dörtten fazla bucağı olduğunu göstermeye geldik. bitmez tükenmez sızlanmalarımızla ananızı ağlatmaya niyetliyiz.''

Oğuz Atay/Tutunamayanlar

14 Şubat 2011 Pazartesi

bukalemun misali!


``Hayatta her birimiz bir işi yapmak için, bu işin yararlı, önemli olduğuna inanmak isteriz. Bu nedenle bir insanın

durumu ne olursa olsun, toplumsal hayat hakkında üstleneceği düşünce, yapmakta olduğu işin önemli, yararlı

olduğuna kendisini inandıracak biçimde olacaktır. Örneğin biz, hırsızların, katillerin, casusların, kötü kadınların

mesleklerini beğenmediklerini, bu yüzden utanç duyduklarını sanırız. Oysa iş hiç de öyle değildir. Kaderlerinin,
işledikleri hatanın yönlendirmesiyle herhangi bir duruma düşen kişiler, bu durum ne denli aşağılatıcı olursa olsun,

 yaşam konusunda hemencecik yeni bir görüş ediniverirler. Böylece yeni durumları kendilerine çok yararlı çok

 saygıdeğer görünür. Örneğin ustalıklarıyla övünen hırsızları, ahlaksızlıklarıyla övünen fahişeleri, zalimlikleriyle 

övünen katilleri görünce şaşırırız. Bu şaşkınlığı biz, bu insanların çevrelerinden olmadığımız için duyarız. Oysa bir 

bakıma onlara hak vermemiz gerekir. Gerçekten de, zenginler varlıklarından (yani vurgunlarından), güçlü insanlarda

 güçlerinden (yani zorbalıklarından) gurur duymazlar mı? ``



Diriliş - Tolstoy

10 Şubat 2011 Perşembe

...yalnız benimdir (bu duygular, bu kalp)

...düşüncelerime ve bilgilerime değer veriyor ama duygularımı umursamıyor.

Oysa bana gurur veren tek şey duygularımdır. 

Her şeyin kaynağı, bütün gücü ve kuvveti bütün sevinçleri ve acıları veren kalptir.

Benim bildiklerimi herkes bilir ama bu kalp yalnız benimdir. 




Goethe - Genç Werther`in Acıları

4 Şubat 2011 Cuma

bu gün için doğru laf, yarın belki hükmü kalmaz..

"Ümit en son kötülüktür.Çünkü işkenceyi uzatır."

Nietzsche

3 Şubat 2011 Perşembe

...ama bir kere kırılmıştım!

Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ona kızgın değildim. ona kızmama, darılmama, onun aleyhinde düşünmeme imkân olmadığını hissediyordum. Ama bir kere kırılmıştım. hayatta en güvendiğim insana duyduğum bu kırgınlık, adeta bütün insanlara dağılmıştı; çünkü o benim için bütün insanlığın timsaliydi. Sonra, aradan seneler geçtiği halde, nasıl hâlâ ona bağlı olduğumu gördükçe, ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum.

Sabahattin Ali / Kürk Mantolu Madonna

30 Ocak 2011 Pazar

kadın, adam

Konuştukça içimdeki uğultu büyüyor, dedi kadın. 
Büyüdükçe daha çok konuşuyorsun, dedi adam. 
İnsanlara karıştıkça yalnızlığım artıyor, dedi kadın. 
Yalnızlaştıkça daha çok karışıyorsun, dedi adam. 

Yaşadıkça acılarım çoğalıyor, dedi kadın. 
Acıların çoğaldıkça yaşadığını sanıyorsun, dedi adam. 
Sana yaklaştıkça uzaklaşıyorum, dedi kadın.

Uzaklaştıkça yaklaşıyorsun, dedi adam.





Sadık YALSIZUÇANLAR - HALVET DER ENCÜMEN

26 Ocak 2011 Çarşamba

hüzzam şarkı, hep çalan...

eskiden hep coşkulu şarkılar şiirler çıkardı önüme,
şimdi neden bu hüzzamlar peşpeşe çıkıyor radyoda bile
ya o şiirler ne demeli hepsi acılı!
ben mi seçiyorum, tesadüf mü?
ruhhaliyetime göre algıda seçicilik mi bu,
yoruldum özlemekten,
yoruldum sevmekten,
yoruldum hüzünden
bu kalbi ve anıları burada bırakıp gidilebilse...


25 Ocak 2011 Salı

"insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi" ve bir sürü şey daha...

biliyorum sana giden yollar kapalı
üstelik sen de hiç bir zaman sevmedin beni

ne kadar yakından ve arada uçurum;
insanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

uyandım uyandım, hep seni düşündüm
yalnız seni, yalnız senin gözlerini

...........


kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
bu böyle pek de kolay değil gerçi...

alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
bunun verdiği mutluluk da az değil ki

çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

inan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
yalvarırım onu okuma çarşamba günleri





C.süreya

22 Ocak 2011 Cumartesi

iki yaka arası tek yönlü aşk!

hiç sevmedi beni!
bu yüzden çok sevdim O'nu...



18 Ocak 2011 Salı

every time pain

'' Acı ve acı çekme, büyük bir zekaya ve duyarlı bir yüreğe sahip kişiler için her zaman kaçınılmazdır.''


 Dostoyevski Suç Ve Ceza

16 Ocak 2011 Pazar

8.10 vapuru

Sesinde ne var biliyor musun
Bir bahçenin ortası var
Mavi ipek kış çiçeği
Sigara içmek için
Üst kata çıkıyorsun

Sesinde ne var biliyor musun
Uykusuz Türkçe var
İşinden memnun değilsin
Bu kenti sevmiyorsun
Bir adam gazetesini katlar



Sesinde ne var biliyor musun
Eski öpüşler var
Banyonun buzlu camı
Birkaç gün görünmedin

Okul şarkıları var

Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var
İkide bir elini başına götürüp
Rüzgarda dağılan yalnızlığını
Düzeltiyorsun.

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var
Küçücük şeyler belki
Ama günün bu saatinde
Anıt gibi dururlar

Sesinde ne var biliyor musun
Söyleyemediğin sözcükler var.



C.Süreya

13 Ocak 2011 Perşembe

akıl!


Akıl; bedenimizin vahşi taleplerine gem vuruyor,yemek yeme,seks yapma,gibi isteklerimizi dengede tutmamıza yardım ediyor. akıl,hem dünyada hemde kendi benliklerimiz üzerinde hakimiyet kurmamızı olanaklı kılan,karmaşık,hatta neredeyse ilahi bir araçtı.

yüceltip durduğumuz, bizi bütün yaratıkların efendisi yaptığına inandığımız aklı

Akıl; bedenimizin vahşi taleplerine gem vuruyor,yemek yeme,seks yapma,gibi isteklerimizi dengede tutmamıza yardım ediyor. akıl,hem dünyada hemde kendi benliklerimiz üzerinde hakimiyet kurmamızı olanaklı kılan,karmaşık,hatta neredeyse ilahi bir araçtı.
mızın,aslında azap çekmemiz için bize sunulduğunu söyleyebilirmiyiz? bilgisizken daha keyifli olabileceğimiz anlarda bilgi bizin sükunetimizi kaybetmemize yol açıyor olabilrmi..!

tutarsızlık,tereddüt,şüphe,acı,batıl inanç,gelecekte (hatta öldükten sonra bile)neler yaşayacağımıza ilişkin kaygılar, hırs,açgözüllük,kıskançlık,çekememezlik,azgınlık delice,iflah olmaz arzular,savaş, yalanlar, sadakatsizlik, dedikodu, merak... biz insanlar bunlar ile donatılmışız. Vasat düzeydeki,tutarsızlık mantığmızla,öğrenme ve yargılama kapasitemizle övünüp duruyoruz,oysa ne gariptir bunlar karşılığında ödediğimiz bedel haddinden fazla.

 

Alain De Botton

10 Ocak 2011 Pazartesi

bu böyle olmayabilirdi!

Kaybedilen en kıymetli eşyanın, servetin, her türlü dünya saadetinin acısı zamanla unutuluyor,


yalnız kaçırılan fırsatlar asla akıldan çıkmıyor ve her hatırlayışta insanın içini sızlatıyor. Bunun


sebebi herhalde, ‘bu böyle olmayabilirdi! ’ düşüncesi, yoksa insan mukadder telakki ettiği 


şeyleri kabule her zaman hazır.





Sabahattin ALİ - Kürk Mantolu Madonna