"Tanrı bizi bu âleme niçin getirdi? Âlemi gürültülere boğalım diye."
İlk karşılaşmalarında "Muhammed mi büyük Bayezid mi?" diye soran Şems'in metodu budur. Çelişik, paradoksal, diyalektlerle pencereler açmak. Mevlana'ya yeni şeyler söylemek lazım cancağızım dedirten işte bu tavırdır. Soruyu değiştiremezsiniz, ama cevabınız yeni bir soru olabilir.
Neden yeni? Eski sorular neyimize yetmiyor? Zaman amentülerin içini boşaltıyor. Yeniden doldurmak için yeni sorular lazım cancağızım. Öyle ki amentü bozan(ya da sen buna ezber bozan de) cinsinden sorular. Elindeki "La" kılıcıyla talib-i hikmetin ne putların kırdı ne amentülerini bozdu. Amentü "Hikmetinden sual olunmaz" der. Hikmet ise "niye?" denmesini bekler. Çekiçle felsefe yapan Nietzsche ne çok benzer Hz Mevlana'ya.
Mevlana bir soru soruyor: Tanrı bizi niçin aleme getirdi? Ve bir cevap veriyor. "Alemi gürültülere boğalım diye." Burada asıl soru cevapta. Yıllarca hep aynı şekilde sorulmuş bu soruya verilebilecek binlerce cevap var. Öyleyse anahtar soruda değil, cevaptadır. Öyle ki cevap zihnimizi sorudan daha fazla sorguya çeker. Neden gürültü? Neden alemi bir ahenge değil de, gürültüye boğalım?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder